10 Ağustos 2011 Pazar
O. İRFAN IŞIK
Eski Ünye

Ünye’deki eski Türk evlerinin tümü ahşap ve bahçeliydiler. Bahçelerde sebze yetiştiriciliği yapıldığı gibi meyve de yetiştirilirdi. İlkbaharda çiçek açan meyve ağaçlarının donanması seyrine doyum olmaz bir manzara oluştururdu. 

1940 lı çocukluk ve okullu yıllarımda gemilere ekmek satmağa giderdim. O yıllarda Karadeniz bölgesinde kara yolu olmadığı için taşımacılık deniz yoluyla sağlanırdı. Haftada iki gemi gelirdi limanımıza. Biri İstanbul’a, öteki Trabzon’a giderdi. Ünye ve civarında üretilen ticaret malları ve yolcular bu gemilerle gider ve gelirlerdi.

Gemilerin limanda kalma sürelerini, yük ve yolcu yoğunluğu belirlerdi.

Ben de ona göre ayarlardım götüreceğim ekmek sayısını.

Ancak bir gemi vardı ki, İlkbaharda denizin ve havanın güzel olduğu günlerin sabah ve akşam saatlerinde, yedi veren kadife güller açmışsa; Erik şeftali ve diğer meyve ağaçları çiçeğe boğulmuşsa; Gemi yükünü indirip yükünü almışsa; Motorlar, çaparlar yanından çekilip Ünye’ye dönmüşse; O yerinden kımıldamaz. Demir almaz. Güneş doğup iyice yükselince, ya da batıp ufuktaki kızıllık soluncaya dek  bir başına limanda kalır, sonra uzun- uzun düdüğünü öttürerek demir alır veda ederdi Ünye’ye.

Anlam veremezdik geminin bu davranışına.

Teyzemin kocası eniştem Kör Ali, gemilere çalışan motorlardan birinin makinisti idi. Ben onun korumasında ilk ticaretimi yapıyordum gemilerde.

Kaptanlar, uğradıkları tüm limanlarda, kendileriyle çalışan gemicileri tanırlardı. O kadar ki, -Övünmek gibi olmasın- beni de tanıyorlardı.

Bir ilkbahar günü limanımıza demir atan o geminin süvarisi, (Kaptan) iskele kamarotuna emir vererek beni ve Kör Ali’yi Köprüye çağırmış. (Kaptan köşkü)

Bir suçumuzu gördü galiba. Artık gemisinde benim ekmek satmama izin vermeyecek korkusuyla ve daha kötüsü, Kör Ali’nin: Gene ne halt ettin de Kaptanın beni azarlamasını sağladın diyen yan bakışları altında, kös-kös köprüye çıktık.

Ben bakışlarımı yerden kaldıramazken kaptan: Buyurun-buyurun  diyerek bizi üstü çeşitli güzel yiyeceklerle donatılmış bir masaya davet etti..

Şaşkın ve ne yapacağımızı bilemez bir durumda olduğumuzu görünce, sevecen bir gülüşle elini omzuma koyarak beni yanına çekti ve masaya oturttu. Eniştem yağlı şapkası elinde, asker duruşuyla saygısını sergiliyordu kaptana.

Neden oturmuyorsun? Ali bey dedi kaptan.

Tüm saygısıyla masadaki bir sandalyeye ilişti eniştem. Kirli kasketini bitişik dizlerinin üstüne koydu. Bekledi.

Kaptan övücü sözlerle beni izlediğini, yolculara ve tabi ekmek alanlara davranış biçimimi çok beğendiğini, okuldaki ders durumuma kadar her şeyimi öğrendiğini söyledi. Böyle bir delikanlının yetişmesine katkı sağladığı için eniştemi onurlandırdı Akrabalık böyle bir şeydir işte dedi. Sonra:

Parmağını Ünye’ye doğru uzatarak bakınız dedi.

Gemi, biraz önce doğmuş, güneşle Ünye’nin tam tamına ortasındayd%

Bu Haber 382 Kişi Tarafından Okundu.

YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.