“Geçmişi hatırlamayanlar onu bir kez daha yaşamak zorunda kalırlar…”
“Belleğimden vazgeçemem. Bu neye benziyor biliyor musunuz? Bir kadının bir tokayı, saçları karşılığında satın almasına”
Ünye’de güneşin batışı bir başka güzeldir. İnsana bir yandan coşku verirken bir yandan da bir günü daha uğurlamaya hazırlar. Alev, alev yanan gökyüzü, aynı zamanda, bütün görkemine karşın bitirmekte olan günün gidişine hüzünlenir gibidir de…
Güneş ufuk da yavaş, yavaş kaybolurken, içine bir ürperti gelir insanın.
Keşke o’na dur gitme diyebilsek, bu güzelliği içimize sindire, sindire dolu, dolu yaşayalım, acele etme diyebilsek. Yakarışımıza karşın bir gün, tüm anılarını içimizde bırakarak,
Güneş’in alevleri arasına sıkışıp yine her zaman olduğu gibi bizi bırakıp gider…
Benim yıllardır sürdürdüğüm bir alışkanlığım var,
İş çıkışı eve giderken, kendi kendime mırıl, mırıl konuşurum. Bugün nasıl bir gün geçirdim? Daha neler yapsaydım kendimi şu an hissettiğimden daha iyi hissederdim?
Bu iç konuşma bir hesaplaşmadır da. Her yaşadığımız günün biricikliğini, benzersizliğini, değerini bilip bilmemenin bir hesaplaşmasıdır.
Yeniden geçmiş zaman dilimini yaşasaydım nasıl yaşardım. Neleri yapar, neleri yapmazdım?
Geçirdiğimiz dünlere ilişkin hep bir yeniden yaşama dileği vardır, yeniden yaşarsam daha olağan üstü bir yaşam yaratabilirim kendime ya da hataları yinelemez, keşkeleri azaltırım diye düşünürüz.
Geçmişimizin bize bu gün için ne kadar gerekli olduğunu çoğu zaman düşünmeyiz bile. Sıklıkla geçmiş ve geleceği düşünmekten bu günün tadını da çıkaramayız.
Yaşam bu gün bize cömertçe sunduğu bu günü, yarın sunacak mı, yoksa hoyratça kullandığımız zaman dilimini keşkelerle mi arayacağız? Nasıl olsa yarın yaparım diye ertelediğimiz şeyleri yarın yapmaya zamanımız yetecek mi?
Yaşamımızdaki olağan üstü anları, ilişkileri yakalayabilmek ya da o anları doyasıya yaşayabilmek olanaksız mı?
Bu kez sizlere geçmiş yaşantılarımızın ne kadar önemli olduğunu vurgulayan bir öykü anlatmak istiyorum.
Bu öykü çok değerli meslektaşım olan, Dr. Yeşim Türköz’ün ‘Büyü Dükkânı’ adlı kitabından kısaltılarak alınmıştır.
‘Büyü Dükkânı’, hayatta istenebilecek her şeyin var olduğu, ünü ülkenin dört bir tarafına yayılmış olan bir dükkândır. Bu dükkâna gelen müşterilerin tek bir hedefi vardır. Hayatta en çok istedikleri şeyi almadan ayrılmamak…
Dükkânın sahibi ak saçlı, aksakallı bir ihtiyardır. ‘Büyü Dükkânı’ hemen her gün bir müşteri ağırlarmış. O günde kapı çalınmış ve bir müşteri gelmiş.
‘Ününüzü duyunca çok uzaklardan kalkıp geldim buraya. İstediğim şeyi, bir tek sizin dükkânınızda bulabileceğimi söylediler. Karşılığında ne isterseniz vermeye hazırım’ demiş.
Dükkân sahibi, istediğiniz şeyin ne olduğunu öğrenebilir miyim diye sormuş ve konuşma şu şekilde devam etmiş…
‘Bakın ben elli beş yaşındayım. Yolun yarısına geldim. Bu gerçeğe tahammülüm yok. Bu güne kadar olan hayatımı geri istiyorum. Mümkün mü?’
‘Elbette mümkün. Biliyorsunuz dükkânımda her şey mevcut. Ancak tam olarak ne istediğinizi anlayabilmek için bana geri istediğiniz hayatınızı biraz anlatabilir misiniz?’
‘Geçmiş yaşamımda bir birçok hata yaptım… Bunlar için pişmanlık duyuyorum. Yanlış kararlar verdim, kayıplara uğradım. Bir gün baktım ki hayat yanımdan geçip gidiyor. Paniğe kapıldım ve çare aramaya başladım. ‘Büyü Dükkânı’nı duyunca bir umutla hemen yola düştüm ve size geldim lütfen bana elli beş yılımı geri verin.’
‘Yani siz pişmanlık duyduğunuz hayatınızı yeniden yaşamak mı istiyorsunuz?’
‘Hayır, elbette hayır ben sadece kaybettiğim yıllarımı istiyorum. Eğer bir şansım olursa aynı hataları tekrarlamayacağım.’
‘Pekâlâ, benim size vereceğim elli beş yıla karşılık siz bana ne verebilirsiniz?’
‘Ne isterseniz…’
‘Beyefendi her ne kadar siz elli beş yıl karşılığı her şeyinizi vermeye hazır olsanız da ben sizden bir tek şey isteyeceğim.’
‘Müşteri, sevinçle dileyin benden ne dilerseniz!’
‘Belleğinizi’…
‘Anlayamadım’
‘Belleğinizi dedim. Elli beş yılın yaşantısını barındıran belleğinizi istiyorum.’
‘Kabul ediyorum. Alın belleğimi.’
‘Emin misiniz?’
‘Neden olmayayım? Elli beş yıl kazanacağım.’
‘Belleğinizi, içindeki her şeyle birlikte bu dükkânda bırakıp gideceksiniz. Elli beş yılın tek bir anını bile hatırlamayacaksınız. Buraya neden geldiğinizi bile.’
‘Daha iyi ya! Her şeye yeniden başlayacağım. Zaten geçmişi hatırlamak istemiyorum ki!’
‘O halde korkarım elli beş yıl sonra buraya tekrar geleceksiniz. Tabii o zaman benim yerime bir başkası size yardımcı olacak.’
‘Hayır, hayır… Emin olun ki dükkânınızı bir daha dönmemek üzere terk edeceğim, şu ana kadar yaptığım hataların hiç birini tekrar yapmayacağım.’
‘İsterseniz başka sözler vermeyiniz, çünkü biraz sonra belleğinizle birlikte bütün hepsini burada bırakıp gideceksiniz.’
Yaşlı adamın bu sözleri, müşterinin duraklamasına neden olur. Bu sözlerin anlamını kavrayabilmek için birkaç saniye düşünmek zorunda kalır.
‘Nasıl yanı? Buradan çıktığımda, hiçbir şey hatırlamayacak mıyım? Sizinle konuştuklarımızı bile mi?
‘Yanı Hiçbir şeyi mi? Buraya neden geldiğimi, sizin kim olduğunuzu ve hatta…’
‘Ne Yazık ki…’
‘Sanırım ne demek istediğinizi şimdi anlıyorum. Eğer elli beş yılın bedeli bu ise pes ediyorum.
Belleğimden vazgeçemem. Bu neye benziyor biliyor musunuz? Bir kadının bir tokayı, saçları karşılığında satın almasına…
Bana ‘Büyü Dükkânı’ndan almak istediğimden çok farklı bir şeyle çıkacağımı söylemişlerdi de inanamamıştım.
Ben, bugüne kadar ki yaşamımı almak için gelmiştim, ancak bu günden sonraki yaşamımı alıp gidiyorum.’
Yaşlı adam müşterisini yolcu ederken, aklından Santayana’nın bir sözünü geçirir.
‘Geçmişi hatırlamayanlar onu bir kez daha yaşamak zorunda kalırlar…’
Şu anı elimizden kaçırmadan, yanımızdan akıp gitmeden yaşamalıyız ki… daha zengin, kimselere veremeyeceğimiz, değiştirmeye kıyamayacağız, yarınlarımıza sağlam zemin olacak ve hiçbir şekilde üstünde pazarlık yapmayacağımız anılarımızın içinde yer alabilsin.
KAYNAKÇA
Türköz, Y (2008) BÜYÜ DÜKKÂNI, Psikodrama Öyküleri.11.Baskı. Epsilon Yayıncılık. İstanbul
Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat | Resimleri Göster