7 Eylül 2011 Pazar
YAŞAR KARADUMAN
"Noi"ye Selâm Söyle
yasar.karaduman@gmail.com

Avrupa ülkelerinde bayram tatilleri az ve kısadır. En uzun tatilleri Hz. İsa’nın doğum günü olan 24 Aralık’taki  Noel tatilini yılbaşı tatili ile birleştirip yaptıkları tatildir.. Ulusal bayramları hiç yok gibidir. Buna karşılık yıllık izinleri çoktur, bazen altı haftayı bulur.

Bizde bayramların en kısası iki en uzunu dokuz gün dediğimde “ Demek Türkiye’de çalışamadığınız için buraya geliyorsunuz” derlerdi.

Bir dokuz günlük bayram tatili daha sona erdi ve işlerimizin başına döndük.

Bu bayram da yollardaki trafik kazaları yine bizleri üzdü. Kazaları televizyonda izleyince yüreğim parçalandı ve uzun yollar kat edip, ülkeler geçerek Türkiye’ye izine gelişimizi hatırladım. Binlerce Türk, üç bin dört bin kilometre bir o kadarda dönüş olmak üzere yol kat eder bu kadar zayiat vermezdik bir veya iki ölümcül kaza olurdu o da Türkiye’de.

En uzun geldiğim yol Norveç’ten İstanbul’a kadar beş bin, Ünye’ye altı bin kilometreydi, bir o kadar da geri gittik.

Türkiye’de neden çok kaza oluyor?  Avrupa’da neden kaza yapmıyoruz?

Siz bulun.

Belki bu yazıyı okuyanların çoğu ehliyetlerini aldılar ama araba kullanmayı bilmiyorlar, belki arabalarını da aldılar. Onlara önerim bu işi iyi öğrenmeden sakın yola çıkmasınlar ilk durakları musalla taşı olmasın. Bu kadar kolay sürücü belgesi verilmemeli. Ben Almanya’da ehliyetimi üçüncü imtihanda aldım. Eğer alamasaydım aklımdan zorum var diye kontrole göndereceklerdi. Rahmetli, ilk defada almıştı da, yıllarca alay etti benimle akıl hastanesinin köşesinden döndüm diye.

 

Defineyi yine yazamadık.

Meraklılar, hele defineciler, iki haftadır define hikayesini yazmamı bekliyorlar. Bayramdan önce yazmadım ki herkes izinde iken acemi defineciler Ünye’nin altını üstünü kazmasınlar diye. Şimdi de bayram ve tatil hikayeleri girdi araya, yine gelecek haftaya kaldı. Tabi gelecek haftaya kadar defineyi bulup alan olmazsa. Galiba defineden önce, define ve definecilik nedir, insanlar neden define saklarlar ve ararlar onları yazmak lazım. Göreceksiniz ki definecilik başlı başına bir tarih-coğrafya ve arkeolojik bilgi isteyen bir iştir. Çoğu uydurulmuş haritalarla ve basit metal dedektörü ile yola çıkanların sonu ya hüsran ya da karakolda biter. Çünkü izinsiz define aramak suçtur.

Tatil bitti..Bu yazımı İstanbul’dan yazıyorum. Ben de uzun bayram tatilini Ayvalık’ta kızkardeşimin yanında geçirdikten sonra İstanbul’a işlerimizin başına döndük. Annem de ordaydı, çocuklar da geldiler, güzel bir bayram oldu. Annemin hepinize selamı var.

Berkhan’la bir günü Bergama’da Bergama harabelerinde geçirdik. Berlin’de müzede gördüğüm Bergama tapınağının kaçırıldığı yeri çok merak ediyordum       orayı ve  harabeleri görme fırsatı bulduk. Bir gün de Cunda adasının daracık ve otantik sokaklarında dolaştık ve papalina yedik. Papalina, hamsinin akrabası bir balık, papalina’ya biz Almanya’da İspanyol hamsisi derdik ve hamsi niyetine alır yerdik. Papalina, Sardalya, Hamsi ve Tirsi balığı akraba balıklardır bunu, Canik dergisi sekizinci sayısında yazmıştım.

Burada işleri biraz düzene koyup derginin onbirinci sayısı için Ünye’ye geleceğim. Geçen sayılarımız dokuz ve on bu güne kadar yapılan dergilerin hem içerik hem grafik açışından en güzelleri olmuş. Ünyelilere binlerce teşekkür ederim destek verdikleri için. 

Geçen haftaki “At Martini Debreli Hasan Dağlar İnlesin” başlıklı makalemiz de bu güne kadar yazdığım köşe yazılarının içinde en çok okunanı olmuş, değerli Ünyelilere bir kez de onun için teşekkür ederim. Ayrıca değerli dostlarımın sitemkar yorumları için de teşekkür ediyorum, eleştiri daha iyiyi yazmada önümü aydınlatan bir ışıktır, ancak ben Ünye’de bu işin ilki olarak ne yazdığımı da iyi bilirim.

Ayvalık

Ayvalık.. Otuzaltı bin nüfuslu bir kasaba. Yazın nüfusu çevresindeki tatil yerleri ve yazlıkçılar nedeniyle bir milyonu buluyor.

Şehir, çoğu emekli olan yazlıkçılardan çok fazla gelir sağlayamıyor, en büyük geliri Sarmısaklı plajlarına ve oradaki otel ve motellere gelenlerden. Cunda adası ve buradaki restoranlar Ayvalık’a tatile gelenlerin uğrak yeri.

Tarihi doku şehir içinde korunmuş, izinsiz çivi çakanı duvara çakıyorlar. Bir zamanlar Ünye’de de olan taş Rum evleri korunmuş, aynı Bozcaada gibi. Bizim gibi yıkıp yerine lâz müteahhit işi binalar dikmemişler, kumsalı plastik renkli oyun balonları ile doldurup, güzelim koya kelek deniz bisikletlerini koymamışlar, sen sıkıysa Ayvalık’a koy bakalım  o bisikletleri ve plastik oyun balonlarını?

Onlar turizmi ve şehirciliği öğrenmişler biz martaval okuyoruz, çok bilinçliler ve profesyoneller. Bizim gibi kumsala koydukları iki kelek yel değirmeni ile turizm yapmıyorlar, lağımları denize de akmıyor.

 

 Noi’ye Selam söyle

Haftada bir gün karşıdaki Midilli adasından Ayvalık’a alışverişe geliyor Yunanlılar. O gün bütün sokaklarda pazar kuruluyor bayram yeri gibi. Pazarda ailesi Ünye’den 1924 yılında Yunanistan’a Kozani’ye  gönderilmiş bir aileye rastladık.. Oradan gelip Midilli’ye yerleşmişler. Bizim Ünyeli olduğumuzu öğrenince ağladılar. Kızları İngilizce biliyordu.. Dedesinin Romeika veya Romia veya Rumia mahallesinde evleri varmış, mahallenin neresi olduğunu sorduk Türkçe adı Mustafa Kemal Mahallesi, evin iki  katlı yan yana iki taş bina  ve yanında bir  militery (askeri) bina olduğunu önünün deniz olduğunu dedem bize anlatırdı  Noi’ye gidin orayı bulun derdi, dedi, biz tabi gidemedik.

Yunanlılar Ünye’ye  Noi derler. Noi Ünye’nin isimlerinden Oinoi’nin kısaltılmışıdır. Romeika mahallesi ise Romalılar veya Romalı mahallesi demektir. Yani  bugünkü Yalıkahvesi mevkiidir. Bahsedilen askeri bina ise büyük olasılıkla askerlik şubesidir. Müslümanlar buraya zaten Rum Mahallesi derlerdi.. Rum demek Yunanlı demek değildir. İkisi farklı milletlerdir. Rum adı Müslümanların burada oturan halka verdikleri isimdir ve Romalı veya Roma halkı demektir,  peki bu insanların Yunanistan’la ilgisi ne idi,  Rumlar nasıl Yunanlı sayıldılar?

Hikaye çok uzun ve anlaşılması zordur.  Anadolu’ya ve dolaysı ile Ünye’ye bin yıl boyunca hakim olan Bizans yani Doğu Roma İmparatorluğu çok zor olan Latince yerine daha kolay olan Grek dilini yani Yunan dili ve kültürünü kabul etti. Bu nedenle bu insanlara yani Rumlara Yunanlılar sahip çıktılar, ama onlara hiçbir zaman Yunanlı denilmedi, Romalı ve Roma vatandaşı anlamına gelen Rum denildi. Sadece dilleri Yunancay’dı

Fakat Romeika veya Rumia  ve Mustafa Kemal Mahallesi gibi isimler ilk defa karşımıza çıkmaktadır, bizim için yeni bir bilgidir.

 



Bu Haber 681 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI