Ayvalık’ta tatilde çarşıyı dolaşırken iki şey dikkatimi çekmişti. Bir usta, atık zeytin ve zeytinyağı tenekelerinden ve diğer atık tenekelerden, posta kutusu, su kapları ve küçük kutular yapıp onları boyuyor ve değerlendiriyordu, biri de gazete kağıtlarından torba ve içine giysi ve benzeri şeyler konulan çanta yapıyordu.
Özellikle gazete kâğıdından yapılan torba, beni uzun yıllar öncesine götürdü. Çocukluğumda babam manav ve bakkaldı. Bu günkü plastik torbalar, kâğıt ve karton çantalar yoktu. Akşama kadar gazete kâğıdından kese kâğıdı yapardık. Hatta evlerinde kesekâğıdı yapanlar bunu babama satarlardı. O yıllarda un, şeker, makarna, pirinç çuvallarda dökme satılır bu kesekâğıtlarına konurdu, daha her şey laylom poşete girmemişti.
Her şeyin ambalaja girdiğini 1970 yılında Almanya’ya gidince görmüş ve çok şaşırmıştım. Pet şişeyi, kutu kolayı, ambalajı orada görmüştüm. İzine gelirken arabaya yolda içmek için kutu kola ve pet şişelerde meyve suyu koyardık. Hiç unutmam baldızlar bir pet şişe için kavga etmişler ve yıllarca dargın durmuşlardı, dolusu için değil boşu için, buzdolabına su koymaya.. Nerelerden nereye geldik.
Kesekâğıdı diye bir şey vardı
Yine uzun yıllar önce benim çocukluğumda ve hatta gençliğimde alışveriş için bugünkü gibi her şeye bir “laylom poşet” kullanılmaz, alışveriş sepeti taşınırdı. Hatta biraz fazla alışverişler için pazarda küfeciler olurdu. Bir veya iki kiloluk alışverişler kesekâğıtlarına konur, herkes akşam eve koltuğunun altında bir kesekâğıdı ile gelirdi.
Sonraları özellikle kadınlar file kullandılar.. File uzun yıllar tuttu. Çok şey alması dürülüp bükülüp cebe konulabildiği için pratikti. Bundan başka bezden pazar torba veya çantaları kullanıldı.
Bir gün baktım ”laylom poşet” çıkmış. Bir de isim bulmuşlar hemen.. “POŞET..” Çok kızdım, bunun Türkçesi yokmuydu? Hiçbir zaman poşet demedim torba veya çanta dedim.
Fransızca’dan almıştık bu kelimeyi Fransızlar pochette veya sac de plastique, İtalyanlar benzeri bir kelime kullanırlar sachetto di plastica, İngilizler naylon baq veya plastic baq , Almanlar ise bu alışveriş torbasına Plastik Tüte, veya torba anlamına gelen Beutel derler. Kelimeyi aldığımız Fransızlar ise buna poşet demezler, genelde bizdeki plastik torba’nın karşılığı olan sac de plastique kelimesini kullanırlar
Kanser mi yapıyor?
Bu “laylom poşet”, naylonu bulan kişinin dünyanın başına geçirdiği en büyük poşettir.. Doğada yüzlerce yıl sonra yok olan bu madde son çıkan haberlere göre su şişelerinde kanser yapıyordu. Atıldıklarında zararlı kimyasal maddeler yayarak toprak ve su ile besin zincirine karıştığı bulundu. Türkiye Belediyeler Birliği'nin eylül toplantısında alınan kararla, atık plastikten yapılan kanserojen siyah poşetlerin kullanımı ülke genelinde yasaklandı. Atık maddelerden üretilen renkli plastik poşetlerin, gıda maddeleri ile doğrudan temas etmemesi gerektiği konusunda tüketici uyarıldı.
Bazı süt ve meyve suyu firmaları karton kutu kullanmaya başladılar. Naylon bardak yerine karton bardak kullanılmaya başlandı. Henüz açıklamadılar ama bütün nylon türleri galiba kansere neden oluyordu,
Pet şişelerdeki su, kola ve meyve suyunu en kısa zamanda tüketin, plastik kaplarda yemek tutmayın, alışverişlerde plastik torba kullanmayın ve naylonda hiçbirşey sarıp saklamayın.. “Sakın plastik bardakla sıcak çay içmeyin” diye uyarılar yapıldı.
Artık bütün bu zararlı plastik torbalara alternatif, çevre dostu doğada kaybolan plastikten torbalar üretilmektedir. Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı, valiliklere yazı göndererek, naylon yerine, zararı en aza indirilmiş, alışveriş torbalarının kullanılmasını istendi.
Bu da Badem Hikayesi
Yazdan önceydi, kış boyunca yiyip yiyip Türk milletinin zihinsel gelişimini durdurrmak için yapılmış diziler uğruna televizyon karşısında hipnotize olmuş gibi oturan Türk bayanlarının zayıflama zaafını bilen uyanıklar bir altın çilek hikâyesi uydurdular. İlk çıktığında karaborsa olan çileklerin artık bir işe yaramadığı anlaşıldı. Annem bile “ kilo veremiiim” diye hergün başımın etini yedi. Bende: “Anne çilekle milekle olmaz, bunlar hep yalan” dediysemde anlatamadım.
Şimdi ise bu açıkgözler yeni bir şey bulmuşlar : “Badem..” Güya badem zayıflatıyormuş İstanbul’da kuruyemişçilerde badem karaborsa olmuş. Ünye’deki kuru yemişçilere sordum : “Sizde badem patlaması oldu mu?” diye
“Yok abi bizde badem madem bilmezler, bizimkiler çekirdekçi, ver ellerine bir paket çekirdeği, yesinler yesinler, dudakları tuzdan şişsin, çöpünü de sana inat olsun diye Cumhuriyet Meydanına atsınlar.
“Yani sen badem işinde bir hareket yok diyorsun”
“Yok abi niye olsun ki durup dururken?
“Sen beni dinle bir miktar badem stokla, yarın bademe hücum başlayacak”
“Sen bennen gafa mı buliiiin abi?”
Kadınlar ne uydurulursa hemen inanıyorlar, daha ne bademciler uyanmış Ünye’de, ne de hanımlar.
Peki badem nasıl zayıflatır? Amerika’da yapılan bir araştırma, 10 hafta boyunca günde iki avuç düzenli olarak yenecek bademin, tokluk hissi verdiğini göstermiş. Boston kentinde yapılan Obezite Yıllık Bilimsel Toplantısında duyurulan çalışmada yirmi kadından onuna, on hafta boyunca badem yedirilmiş, diğerlerine verilmemiş. Badem yiyen grupta yeme isteğinin azaldığı ortaya çıkmış. Araştırmacılar, “İçindeki vitamin E ve magnezyum tokluk hissi veriyor, kimse badem zayıflatıyor sanmasın” demişler.
Ben de onların yalancısıyım bu bilgileri de güncel olduğu için paylaştım.
Gelecek hafta Ünye’den giden Rum’larla ilgili bir ayrılık hikayesi yazalım:
“Oysa bir daha dönemeyeceklerdi”