Yazının başlığı hayli ilginç değil mi? Aslında başlığı “Nasrettin Hoca’yı Mevlana Öldürtmüş” koyacaktım, bu daha ilginçti. Bu başlıklara ait konular aşağılarda yer alıyor. Her ne kadar Ünye ile ilgili değilse de ilginç oldukları ve hiç duymadığınızı tahmin ettiğim için paylaşmak istedim.
Hüseyin Gazi Komedisi
Değerli Okuyucular
Önceki gün bu köşede yazdığım“Hüseyin Gazi” komedisini okudunuz umarım. Okumayanlar için kısaca baştan alayım. Stadyumun karşısındaki aile hekimlerinin bulunduğu binaya “Hüseyin Gazi Aile Sağlığı Merkezi” adını vermişler. Dikkatimi çekti araştırdım sordum soruşturdum tarihi, geçmişi didik didik ettim. Bu isimde biri Ünye’de ve çevrede hiç yaşamamış ve böyle biri var olmamış. Aylarca belki bir ip ucuna rastlarım diye uğraştım yok.. Böyle biri yok.
Sonunda Ordu İl Sağlık Müdürlüğüne sordum: “Kimdir bu Hüseyin Gazi, neden buraya ismi verildi, ben bulamadım siz buraya ismini verdiğinize göre bilirsiniz” dedim.
Gelen cevapta: “Böyle birinin yaşamadığını bizde tespit ettik ve kurumun adını Ünye 1 Nolu Aile Sağlığı Merkezi olarak valiliğin de onayı ile değiştirilmesi için bakanlığa yazdık” dediler.
Vay anasını..
Aynı Aziz Nesin hikayesi gibi.
Peki bu aniden isim değiştirme niye?
Önceki günkü makalemde bunu işledim ve konunun muhatabı olan Ordu İl sağlık Müdürlüğüne, neden yangından mal kaçırır gibi isim değiştiriyorsunuz, ben size isim değiştirin mi dedim, bizimle alay mı ediyorsunuz? Lütfen bu ismi buraya vereni bulun, neden verdiğini öğrenin ve Ünye’den özür dileyin, diye yazdım bakalım ne cevap gelecek? Ordu İlk Sağlık Müdürlüğü’nden sağlıklı ve net bir açıklama bekliyoruz.. Çünkü
adres burayı gösteriyor..
Ve buraya tıp ve sağlık dalında Ünye’ye hizmetleri geçen üç isim önerdim, birinin adının verilmesini istedim. Bunlar Ünye’nin ilk tıp doktoru Dr. Fahrettin Gökşin, Dr. İsmet Ereren ve Prof. Dr. Sait Kapıcı, tabi kendileri ve hayatta olmayanların varisleri uygun gördüğü takdirde, bunu Ünye Kaymakamlığına yazdığım bir dilekçe ile de belirttim. Henüz hiçbir yerden cevap gelmedi.
Bu Hüseyin Gazi’ nin bizim bildiğimiz Sakarya gazisinin oğlu Yaşar Gazi ve ailesi ile bir ilgisi ve bağı yoktur. Bu bir naylon isimdir bakalım altından kim ve ne çıkacak
Neden gittiler?
Geçen hafta söz vermiştim Bugün size “Mübadele”yi yazacaktım. Mübadele 1924 yılında Yunanistan ile Türkiye arasında yapılan insan değişimi ve bir dramın adıdır. Lozan anlaşması gereğince Yunanistan’dan üçyüzbin Türk Türkiye’ye 150.000 Rum’da Türkiye’den Yunanistan’a gönderilmiştir.
Bu değişimde Ünye’den de burada doğmuş büyümüş ve başka vatanları olmayan Rumların tümü Yunanistan’a gönderilmişlerdir.
Ben bu acıklı dramı hep kendi acım gibi hissettim. Bilmedikleri yerlere gönderilen bu insanlar bin yıldır birlikte yaşadıkları komşularından, topraklarından ayrılırken yürekler parçalayacak sahneler oluştu. “Bizi neden gönderiyorsunuz biz Yunanlı değiliz başka bir vatanımız yok” dediler.
Maalesef tarihin bu kısmını da yanlış bilmekteyiz, gidenler binlerce yıldır burada yaşamış haklardı, belki de asimile olmuş bir Türk boyundan geliyorlardı, yalnız dilleri Grekçe idi.. Roma İmparatorluğu çok zor olan Latin dilini bırakarak yerine Grek dilini (eski Yunanca) benimsemişti. Bu insanları dillerinden dolayı hep Yunan sandık, Ama tarih onlara hiçbir zaman Yunan demedi, Roma İmparatorluğu vatandaşı anlamına gelen Rum dedi, onlar kendilerine de Yunanlı demediler Romeio dediler. Biz de Rum diyoruz. Peki bunlar Yunan ise Rum kimdir?
Ünye’den gidenler Yunanistan’ın Kozani bölgesinde Ünye diye bir köy kurdular geçtiğimiz yıllarda bu köy, Ünye festivaline bir folklor ekibi gönderdi.
Türkiye’ye gelen soydaşlarımız da benzer acıları yaşamışlardır. Her iki tarafta aradan seksen yıl geçmesine rağmen bu acıyı unutmamışlardır. Bu acı zamanla kendi edebiyatını doğurmuş, mübadele türküleri, romanları hikayeleri şiirleri ağıtları yazılmıştır.
Bu dram benim ilgi alanlarımdan biridir, birçok hikaye, yazdım bu konuda. Ünye’den giderken bez bebeklerini merdiven altında unutup seksen yıl sonra almaya gelen ikiz kardeşler Sophia ve Maria’nın hikayesi, Selanik Limanına ziyaret için giden Türk Deniz Kuvvetlerine ait bir gemi geldiğini duyup belki, gemide Ünye’de bıraktığı sevgilisi de vardır, o da gelmiştir diye aramaya giden ve bulan Eleni’nin hikayesi, Kozani’de rüzgara: “Es Ünye’ye Ünye’ye benden selam götür Ünye’ye” diye türkü yakan Aleksisin hikayesi gibi.
Nasrettin Hoca Öldürülmüş
Şimdi bu da nerden çıktı diyeceksiniz? Ben de ilk defa duydum ve ilginç bulduğum için bu bilgiyi sizlerle paylaşmak istedim. Selçuk Üniversitesi tarih hocası Prof. Dr. Mikail Bayram’ın yaptığı çalışmalara göre Nasrettin Hoca, latifeleri ile ünlü biri olmanın yanı sıra bir devlet adamı yazar, düşünür, kadılık ve vezirlik yapmış biri imiş.
Nasrettin Hoca Prof. Dr. Mikal Bayram’a göre Mevlana’ya karşı mücadele etmiş ve 1261 tarihinde Kırşehir’de Mevlana’nın oğlu Alaaddin Çelebi ile birlikte öldürülmüştür.
Nasrettin Hoca, Anadolu’yu işgal ederek Selçuklu Devletini hakimiyeti altına alan Moğolların tarafını tutan Mevlana ile karşı kutuplarda yer almışlardır. O sırada Selçuklu Hükümdarı olan İzzettin Keykavus’un veziri olan Nasrettin Hoca’nın yanı sıra Mevlana oğlu Alaaddin’i de hocayla birlik olduğu için öldürmüştür. Nasrettin Hocanın yirmibeşe yakın eser verdiği de bulunmuştur.
Fatih hiç patates yememiş
“Sultan Sofraları” adlı kitabında Stefanos Yerasimos adlı bir yazar sultanların yediklerini içtiklerini, sarayda pişen yemekleri, sultan sofralarını, anlatır ve ilginç bilgiler verir. Padişahlar ne yer ne içerlerdi, kadın sultanlar, şehzadeler kiminle nasıl yemek yerlerdi, kaç öğün yerlerdi, kahvaltıyı nasıl yaparlardı hiç bilemedik.
Yazar bunların yanında çok ilginç bilgiler de vermiş okuyunca çok şaşırdım. Mesala 1500 yılına kadar Türk mutfağında soğan ve patates ve bazı sebzeler kullanılmazmış, çünkü bilinmezmiş, çünkü bunlar Amerika’nın keşfinden sonra dünyaya yayılmışlar. Bu nedenle Fatih hiç patates ve soğan yememiş.
Patates neyse de soğansız yemek nasıl olur üzüldüm atalarım adına..