19 Ekim 2011 Pazar
YAŞAR KARADUMAN
"Geçmiş Mazi Değildir" Benden Selam Söyle Gagauzya'ya
yasar.karaduman@gmail.com

Geçen hafta Alinka’yı yazmıştım. Alinka Gagauzya’dan çalışmak için İstanbul’a gelmiş bir Hıristiyan Türk’tü. Biz onu Rusça’ya kayan aksanı ile Türkçe konuşmasından Türkiye’de yaşamış bir Ukraynalı sanmıştık. Oysa o İstanbul’a yeni gelmişti. O zamana kadar biz Gagauzlar kimdir, nerde yaşarlar onu da çok bilmiyorduk. Moldovya’da yani Osmanlının eski Besarabya eyaletinde oturan bu Hıristiyan Türkleri duyar ama haklarında fazla bir şey bilmezdim.

Gagauzlarla ilk iletişimim Alinka ile oldu. Komünizmin çökmesi ile Türkiye’ye akın edenlerin içinde Moldovya da yaşayan Hıristiyan Türkler olan Gagauzlar’da vardı. Türkiye Türkçesine yakın bir Türkçe konuşuyorlardı.

Alinka’yı ev işlerinde yardımcı ve çocuklarla ilgilensin diye işe aldık, Türkçe konuşmasına çok şaşırdık. Ukraynalı sandık bunu söylediğimizde bize kızdı “Ben Rus değilim Türküm, Gökoğuzum, bu benim ana-ata dilimdir ben bu dilimle konuşurum dedi.

Moldavya, Gagauz Özerk bölgesinin başşehri Komrat’tan geliyordu. Moskova’da çocuk pedagojisi okumuş,  Moldovya’nın başşehri Kişinev’de bir gymnazium (Lise) de pedagoji öğretmenliği yaptığını ayda 100 dolar kazandığını söylemişti. Bizden 400 dolar alıyor yemeği bizimle yiyor, yatılı kalıyordu. Komrat’ta yaşlı bir annesi vardı üç ayda bir eve gidiyor giriş çıkış yapıyordu. Komrat’tan İstanbul’a otobüsle gidip geliyordu.

 

Gagauzlar-Gökoğuzlar Kimdir?

Onlar kendilerine Gagauz biz onlara Gökoğuz deriz.  Oğuz Hanın oğullarından Gökhan’ın soyundan geldikleri için Gökoğuzlar denilmiş sonra bu kelime Gagauz olmuştur. Bugün bütün dünya onları Gagavuz Türkleri olarak bilir. Bazı Tarihçiler soylarını Peçenek Türklerine bağlar.

Plevne Savaşına kadar Bulgaristan’da yaşamışlar Plevne savaşının kaybedilmesinden sonra Moldovya’ya bugünkü yaşadıkları yere sürülmüşlerdir. Savaşı kaybettiği ve sürülmelerine sebep olduğu için Gazi Osman Paşa’ya çok kızarlar ve hatta Plevne şarkısını “Şanı büyük Osman paşa, attın bizi Moldovya’ya ” diye sitem ederek bizden değişik söylerler.

Yüzyıllar içinde dillerinde çok bozulma olmamıştır. Müslümanlığı kabul etmemişler Hıristiyan kalmışlardır. Ön isimleri Rusça, soy isimleri Türkçedir. Alinka Demirci, Nataşa Terzi, gibi.

Uzun yıllar Sovyet bloku içinde yaşamışlar onlardan çok haberimiz olmamıştır. Ama onların her zaman bizden haberleri olmuştur. Özerklik aldıkları zaman Demirel hükümeti onlara büyük yardımlarda bulunmuş televizyonlarının kurulmasında TRT yardımcı olmuş tüm eski yapımları ve bir sürü eski Türk filimlerini onlara hediye etmişlerdir.

Alinka çocukken bu filmleri seyrederken çok ağladığını o filmlerdeki dili bugün konuşulan Türkçeden daha iyi anladığını söylemiştir.

Gagauz Türkleri eğitimli olmaları ve Türkçe bilmeleri nedeniyle İstanbul’da aranılan bir iş gücü olmuştur.  Çoğu ya öğretmen ya çocuk pedagogu ya hemşire ya da doktordurlar.

 

Adını “Didem” Koyduk

Bana Türk ismi koyun” demiş, eşim ona güzel gözlerinden dolayı “Didem” adını koymuştu, bizden annesinin hastalığı nedeniyle Moldovya’ya gideceğim diye ayrıldı. Çok alışmıştık bizim yaramaz büyük kızımız olmuştu, Berkhan ve Bengü günlerce ağladılar arkasından. O gidince evimiz çok sessiz ve ıssız kalmıştı, yokluğuna uzun zaman alışamadık.

Aradan yılar geçti, bir gece hasta yatıyordum,  Bengü Almanya’da okulda, Berkhan Ankara’da yüksek lisans yapıyordu, rahmetliyi kaybedeli bir yıl olmamıştı, sabaha karşı kapının zili acı acı çaldı. Bu, gece yarısından sonra çalan ziller hep beni ürkütmüştür, korkuyla açtım kapıyı gelen, Alinkay’dı..

İstanbul Türkçesini unutmuştu yine heyecanla çıkıştı bana: “Sagır kral duydu  da sen neden kulaklarını açmıyorsun? diye.

Sonra evde bir gariplik olduğunu anladı:  “ne oldu burada, uşaglar (çocuklar) nerde, Selma Abla nerde?” diye odalara koştu, baktı kimse yoktu odalar boştu. Otur, dedim anlattım, sabaha kadar ağladı.

 

Geçmiş Mazi Değildir

Tekrar çalışmaya gelmişti.. Zaman içinde değişmiş yemyeşil gözlerinin ışığı biraz solmuştu, otuzunu bulmuştu. Birkaç gün sonra iş buldu. Levent’te bir villada çocukları Amerika’da doktor olan yaşlı bir kadına bakacaktı. Telefon ettiler, her şeyine kefilim dedim. Yaşlı kadına çok iyi bakıyordu.. Bir akşam geldi  “babuşka tot” dedi. (babaanne öldü.)

Yaşıl kadının çocukları onu çocuklarına bakmak için Amerika’ya götürmek istediler “gitmem” diye diretti. Sonra ikna edip gönderdik. Önceleri her akşam telefon ediyordu ben duramıyorum geleceğim diye. Sonraları alıştı, hep aradı, hep teşekkür etti, benim hayatımı kurtardın dedi.. Geçen yazın Moskova’ya giderken İstanbul’a gelip seni göreceğim dedi. Ben Ünye’deyim dedim. Yine Moskova’ya gidiyormuş, “nerdesin?” dedi. Yine Ünye’deyim dedim,  “Ünye’ye uçak yok mu?” dedi. Şimdilik Ünye havaalanının yalnız pisti var, üstünde fındık kurutuyorlar, yapılırsa bir dahaki sefere Moskova’ya Ünye aktarmalı gidersin. Ben seni geldin saydım Alinka.. Doğru evine git ve benden selam söyle Gagauzya’ya..

 

Düzeltme: Geçen haftaki “Zeynep” başlıklı yazımda Şair Eşref’e ait olan “yeter ki çalmasınlar mezar taşımı” adlı şiirin Neyzen Tevfik’e ait olduğu yazılmıştır, beni uyaran değerli üstadım Yüksel Şen’e teşekkür eder, düzeltir, özür dilerim.

 

 

 



Bu Haber 579 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Başlık : yaşarcığım Tarih : 24 Ekim 2011 / Pazar Üye Adı :osman yıldıran
eline sağlık çok dokunaklı yazmışsın senin insan sevgin olduğu için güzel bir anı olmuş.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI