26 Ekim 2011 Pazar
YAŞAR KARADUMAN
"Telgrafın Tellerine Kuşlar mı Konar?"
yasar.karaduman@gmail.com

İstanbul’dan geldiğimin ertesi sabahı yürüyüşe çıkarım. Yalı’dan Ayanikola’ya kadar gider gelirim. Deniz bu aylarda çekilir, Ayanikola adasına geçiş verir, adanın üzerine çıkar Aleksi’nin 1924 yılında Yunanistan’a giderken altınları sakladığı yeri çözmeye çalışırım. Aleksi adanın karşı tarafındaki kayaların üzerine bir şifre yazmıştır şifre şöyledir: HGQ 19-07 bu şifre bu güne kadar çözülememiştir. Ancak bazı arkadaşlar adanın arkasına daldıklarında metal paralar gördüklerini söylerler, ben görmedim.

Hatta arkadaşlar adanın arka tarafında denizin dibinde bir demir kapı olduğunu da söylerler. Günün belirli saatinde gölge şeklinde adanın üzerinde oluşan ve denizde bir yeri gösteren kartal başının işaret ettiği yer de çözülememiştir.

Belki bunların hepsi birer fantezidir, fakat şifre kayanın üzerinde kazılı halen durmaktadır. Ancak bu senaryolara bakıp sakın bir yerleri kazmayın izinsiz kazı yapmak suçtur. Ben bunları yerel hikâyelerdir diye yazıyorum bana aldanmayın, bilsem gider kendim alırım.

 

Bizim aslan çöp içinde yatıyor..

Bu yürüyüşlerde temizlik görevlilerine rastlarım. Geçtiğim Pazar bunlardan biri fenerin önüne dikilmiş denize doğru dalgın bakıyordu

-Neye bakıyorsun? dedim.

-İşim bitti de öyle dalmışım” dedi.

-Ne iş yapıyorsun?” 

-Temizlik.

-Bak şu falezlerin (kayaklıkların) üzerinde bir sürü pet şişe, naylon torba, kağıt bir sürü çöp duruyor onları neden almadın?

-O mıntıkacının işi.

-Ben bunları her geçişimde görüyorum hiç temizlenmiyor, bak peşinizden şefiniz gelir kontrol eder mıntıkacıya ceza verir, sen arkadaşını uyar buraları temizlesin, dedim,

Yüzüme garip garip baktı, kimbilir içinden ne dedi? Ben tahmin ettim ne dediğini:

-Ha sittir, hıyar biz bilmiyuk sanki”

Bütün yaz hemen her Pazar buradan geçtim, fenerin ve çamlığın önündeki kayalıklardaki,  plastik torba, kağıt mendiller, bira kutuları,  pet şişeler hiç temizlenmez, rica ediyorum bu mıntıkacının şefi kimse peşlerinden  bunlara  baksın ve kulaklarını çeksin, kayalıklar çöp içinde.. Gelen misafirlere biraz ayıp oluyor. Ayrıca misafir için değil kendimiz için temizleyelim. Aslan yattığı yerden belli olurmuş. Bizim aslan çöp içinde yatıyor.

 

Telgrafın tellerine kuşlar mı konar?

http://alkislarlayasiyorum.com/icerik/34410/zeki-muren-

Bu eski bir şarkıydı çocukluğumda söylenen. Zeki Müren “Cahide Sonku ile yeni çevirdiği “Beklenen Şarkı” filminde okumuştu.  Paşabahçe Yazlık Sinemasında seyretmiştim. Şimdiki kuşak yazlık sinema nedir onu da bilmez. Bu en güzel şeyler hayatımızdan çıktı gitti ne yazık ki..

Paşabahçe yazlık sineması meydandaki surların üzerinde biraz geri tarafta idi, şimdi buralar binalarla doldu ve Paşabahçe yazlık Sineması anılarda kaldı. Zamanın sevdalı genç kızları, acıklı Yeşilçam filmlerini seyrederek bu sinemada az gözyaşı dökmediler.

O yıllarda daha ayçiçeği çekirdeği bulunmamıştı, Ünye’nin nüfusu 8000 ve varoşlar oluşmamıştı.

O yıllarda hayatımızda unutulmaz anıları kalan bir Telgraf vardı. Telefon çok azdı, zaten konuşmak bir mucize idi. Cep telefonu, faks, televizyon, bilgisayar hayal ötesi idi. Haberleşmede çabuk iletişim ise telgraf ile kurulurdu. Mektup da yazardık, biz en çok mektup yazan kuşağız. Askerden yazdık, gurbetten yazdık, en güzel mektupları da sevgililere yazdık.

Telgraf, önemli haberlerimizi mektuptan daha hızlı ulaştıran en seri yoldu.  

Ben bu eski dostu  emekli olmuş sanmıştım..

Olmamış.

Geçende acele bir haber ulaştırmam gerekti, cep telefonu, sabit telefon, bilgisayar ve faks cevap vermiyordu,  aklıma telgraf geldi, postaneye gittim memura sordum: “Telgraf halen var mı?

Vardı,

Yazdım, birkaç saat sonra haber yerine ulaştı.

Bu eski dost yine imdadım yetişmişti.

 

Çamlık Motelleri

Bu motellerin yapılmasını iyi hatırlıyorum. Ne çok sevinmiştik. Bütün dünyanın Ünye’ye geleceğini ve bizim motellerde konaklayacağını Ünye’ye bir ton para bırakacaklarını sanmıştık. Aradan kırk yılı aşkın bir zaman geçti, kimse gelmedi bizim motel tavuk kümesi gibi, eş dostun bedava yattığı yolgeçen hanı olarak, durduğu yerde çürüyen hiçbir işe yaramayan belediyenin sırtında bir kambur olarak kaldı.

Burası da yanındaki restoran ile yıkılmalıydı veya işe yarayacak bir hale getirilmeliydi. Çamlığın en güzel kısmını işgal etmekten başka bir işe yaramadığı gibi, ön tarafındaki kayalıklar da halka kapalıdır. En kısa zamanda motelin ön tarafının halka açılması gerekmektedir. Zaten ne gelen var ne giden.

 

Palavradan Gazi Hüseyin

Kurbağa Hikâyesi Ve

Ordu Sağlık Müdürlüğü

Kurbağayı kaynar suyun içine atarsanız geri sıçrar, ama içine atıp suyu yavaş kaynatırsanız fark etmez, haşlanır gider. Bu hikayenin bilimsel adı “Öğrenilmiş Çaresizlik” tir. Biraz bizim halimizi yansıtır.

Ünye Aile sağlığı merkezine Hüseyin Gazi adında palavradan, yalan bir isim koymuşlar, Hüseyin gazi kimdir bilemiyoruz böyle biri yok.. İsmi veren Ordu İl sağlık Müdürlüğüne soruyorum susuyorlar. Israr üzerine ismi  “1 Nolu Aile Sağlığı Merkezi” olarak değiştirdiler.

Oysa buraya Ünye’ye tıp dalında hizmeti geçmiş üç isim önermiştim: Ünye’nin ilk tıp doktoru, Dr. Fahrettin Gökşin, Dr. İsmet Ereren, ve Prof. Dr. Sait Kapıcıoğlu.

Beni Ünye’de hiç bir sivil toplum kuruluşu desteklemedi, attığı zaman mangalda kül bırakmayan Ticaret Odası Başkanı, şehrin sahibi belediye başkanı, Ünye için var oldukları palavrasını her fırsatta okuyan diğer sivil toplum örgütlerinden de en ufak bir destek gelmedi.

Yazık..

Şimdi bu yazıyı okuduktan sonra “Bize kurbağa mı diyorsun” diye telefonlara sarılacaklardır. Cesaretiniz varsa o telefonu Ordu İl Sağlık Müdürlüğüne açın ve sorun: “Kim bu palavradan Hüseyin, nerede gazi olmuş, bizimle alay mı ediyorsunuz?” deyin.

 

İki Tabela kaldırıldı

Ticarette örnek olması gereken Ticaret Odası Başkanı’nın şehirde her sokak başına astığı, görüntü çirkinliği yaratan ve meslektaşlarını yok sayarak haksız rekabet yaptığı ve belediyeye parasını ödemediği reklam tabelalarından şubenin parmaklığında aslı olanla bir marketin köşesinde bulunan iki tabela yerlerinden kaldırılmıştır. Belediyenin modern şehirciliğin gereği, parasını verse dahi bütün tabelaları yerlerinden sökerek bu görüntü çirkinliğine son vermesi gerekmektedir..

 

Köylü Pazarı Gelecek Çarşamba Karanlıkta

Pazar günü saatler bir saat geri alınacak ve akşam saat 17.00 de hava kararacak.

Biz hala köylümüze yeni bir pazaryeri yapamadık. Milletin efendisi köylü bu senede bu artık Afrika’da bile kalmamış gecekondu köyü pazarında karda yağmurda çamurda karanlıkta çile dolduracak.  

Çünkü pazarda aydınlatma yok. Oysa aydınlatma olsa iki saat daha kalacaklar iki bağ pancar daha satacaklar. Belediye bırakın bunlara yeni bir yer yapmayı iki kelek ampul bile takmıyor. Nedenini bilmiyorum? Söylerlerse bende size yazarım.

Van depreminde hayatını kaybeden insanlarımıza Allah’tan rahmet ve yakınlarına baş sağlığı diliyorum.

 

 



Bu Haber 1059 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Başlık : acıdım Tarih : 26 Ekim 2011 / Pazar Üye Adı :atalay dinç
İki tabelanın kaldırıldığını yazmışsınız. ben ya o iki taneden birini gördüm, ya da benim gördüğüm üçüncü bir tabelaydı. Gençler feneraltında bu tabelalardan birini midye tenekesi olarak kullanıyorlardı. Gördüğümde iç geçirmiştim, bizim zamanımızda böyle midye tenekeleri yoktu diye. Gerçi şimdide bizim zamanımızın midyeleri yok. Bu tabelalar bizim zamanımızda şehre asılmış olacaklardı, sizin bir kere bile yazmanıza gerek kalmazdı asıldıkları gün midye tenekesi olmuşlardı. Üzülüyorum şimdiki gençliğe harika midye tenekeleri var ama midyeleri yok. Midye olmadıktan sonra ben ne yapayım tenekeyi. Saygılarımla. atalay
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI