Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
31 Ekim 2011 Pazar
MİSAFİR KALEM
Murat Kartal /Depremin zararlarından kendimizi ve sevdiklerimizi koruma ve kurtarma yöntemi:

Son birkaç gündür, tüm Türkiye deprem gerçeği ile bir kez daha yüz yüze geldi. Sadece Van’da değil, başta İstanbul olmak üzere, Türkiye’nin hiçbir yerinde depreme hazır değiliz, bir kez daha yüzleşmek zorunda kaldık.

 Ben, bir “Jeoloji Mühendisi” olarak, İstanbul'un hemen hemen her yerinde zemin etüt sondajları yaptım. 2001 yılında, Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı (JICA)’nın İ.B.B. ile ortaklaşa yürüttüğü “İstanbul Afet Önleme/Azaltma Amaçlı Mikro Bölgelendirme Projesi” kapsamında, Jeoteknik ve Jeofizik Zemin Etüt Çalışmaları ve Data Raporlarının Hazırlanması İşlerinin Şantiye Sorumlusuydum yani sahadaki tüm çalışmalar benim elimden geçti. İlgilenenler için, çalıştığım referans projelerden bazılarını da bu yazının sonuna koydum.

 Zemin etüt çalışmalarının dışında, “İnşaat Mühendisi” uzmanlar ile birlikte, Bina Kontrolündeki ekiplerin içinde de yer aldım bazı projelerde. İnanın bana, bazı binaların yıkılması için ciddi bir depreme bile ihtiyaç yok! Bu çürük evlerde ve/veya kötü zemin koşulları üstündeki binalarda oturan insanlar ya ilgisiz ya da çaresiz durumdalar.

 Aslında ilgisizliğin (ya da bilgisizliğin) de kaynağında çoğu kez çaresizlik bulunmakta; çünkü insanların başa çıkamadığı kaygılarını yadsımaları, temel bir insanî davranıştır. Aklımızın bilinçdışı (ya da şuur ötesi) bölümü, bizi başa çıkamayacağımız dozda kaygılardan korumak için, kaygıya neden olan DEHŞETLİ GERÇEĞİ bilincimizden ayırıp saf dışı bırakıyor. Ve ne zaman bir deprem olsa, beynimizin bu yadsıma (yok sayma-inkar) mekanizması bozulup DEPREM KORKUSU olanca gücüyle tekrar ortaya çıkıyor ta ki YADSIMA MEKANİZMASI tekrar devreye girene kadar; yani DeğilMİŞ gibi davransak da,  bile bile ölümü bekliyoruz.

  İSTANBUL’U KİMLER YÖNETTİ/YÖNETİYOR?

 27 Mart 1994, Recep Tayyip Erdoğan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi ve bu görevini 6 Kasım 1998 yılına kadar (ki bir şiir okuma davası nedeniyle cezası onandığı için görevi bırakmak zorunda kaldı), yaklaşık 4 yıl 8 ay boyunca kesintisiz sürdürdü.

 12 Kasım 1998’de Başkanlık Koltuğuna, aynı partinin temsilcisi olan Ali Müfit Gürtuna oturdu ve yaklaşık 9 ay sonra 17 Ağustos 1999 (İzmit) depremi oldu. Deprem İzmit merkezliydi ama bu siyasi partinin 5 seneyi aşkın bir süredir yönettiği İstanbul’da, özellikle de Avcılar’da, büyük hasar ve can kayıpları oldu. 14 Ağustos 2001’de yani depremden yaklaşık 2 yıl sonra Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğindeki AKP kuruldu ve kısa bir süre sonra Ali Müfit Gürtuna da bu partiye geçerek 1 Nisan 2004 Gününe kadar görevinde kaldı ve aynı tarihten itibaren koltuğunu yine aynı siyasi partinin adayı olan Kadir Topbaş’a bıraktı.

Bugün 25 Ekim 2011 ve bugün itibariyle 6390 gündür aynı siyasi kadrolar İstanbul’u yönetmektedir;  yani 18 seneden 6 ay eksik!

(İzmit) Depremin üzerinden 4452 gün (12,2 yıl) geçmiş…

İZMİT DEPREMİNDEN SONRA İSTANBUL’DA NELER YAPILDI?

İstanbul’un zemin yapısı ve deprem özellikleri çalışıldı. Bina stokları incelendi. Muhtelif deprem senaryoları hazırlandı. Ve sonuç:

 Marmara merkezli bir İstanbul Depremi bekleniyor; büyük yıkımların olacağı ve çok sayıda insanın öleceği ve daha fazlasının da yaralanacağı biliniyor.

 Peki, alınan önlemlerin bazılarını bilmek ister misiniz?

 Ceset torbalarının hazırlanması, ölülerin kokmaması için buz pistleri ve muhtelif soğuk hava depoları gibi yerlerin önceden tespit edilmesi,   toplu mezar yerlerinin belirlenmesi…

 Yani ölen ölür kalan sağlar bizimdir!

GERÇEKTEN DE BU KADAR ÇARESİZ MİYİZ?

Görüldüğü gibi, verdiği oyun karşılığını alamayan ya da nasıl bir karşılık alacağını bilemeyen toplumlar için, basit çözümü olan konular bile çaresizlik nedeni olabiliyor. Futbol takımı tutar gibi parti tutuyor ve sorunlarımızı çözmeyen/çözemeyen iktidar sahiplerinin altından o koltuğu almayı bilmiyoruz; çünkü tam olarak ne istediğimizi, ne beklediğimizi de bilmiyoruz.

İzmit Depreminden sonra, hem de mühendis kökenli bir Müteahhit, kişisel bir sohbet sırasında deprem gerçeğini o güne dek anlamamış olduklarını ve yaptıkları inşaatların bu bilinçten yoksun yapıldığını itiraf ediyordu. Peki, bu müteahhitler hiç mi kontrol edilmediler? Evet, edilmediler...

İstanbul plansız büyüyor; buradan gelen rant, siyasetin ana kaynağı olmuş ve şehirlerimiz, rant uğruna kaderlerine terk edilmiş durumda. Dünyanın en çarpık, en çirkin şehirlerini yaratıyoruz. İstanbul’u yönetenlere buradan sormak istiyorum:

En basit yağmurda ya da küçücük bir kazada bile İstanbul Trafiği felç oluyor. Deprem sonrası müdahaleyi nasıl yapacaksınız? Hangi aracı, hangi yollardan gönderebileceksiniz?

Başta hastaneler olmak üzere tüm kamu binalarının durumu çok kötü; deprem sonrası kamu hizmetlerini nereden yürüteceksiniz?

Bugünün İstanbul’undaki sokaklarda, arabalarımızı bile park edecek yer bulamıyoruz. Giden araçlar kadar, park eden araçlar da ciddi bir sorun haline geldi.  Öyleyse deprem sonrası çadır, prefabrik yapı gibi geçici hizmet verecek sığınakları nereye kuracaksınız. Yeterince yeşil alan kaldı mı bu şehirde? Milyonlarca insan hangi alanlara, hangi meydanlara sığacak?

Günlük yaşamın içinde bile,  yeterli sayıya, ekipmana ve eğitime sahip olmadığı için suçluları engellemede zorlanan güvenlik güçleri, deprem sonrası talanı ve talancıları nasıl engelleyecekler?  İnsanların malını, canını nasıl koruyacaklar?

Normalde bile yeterince hizmet veremeyen, acil gelen hastalara müdahale edemeyen Sağlık Örgütlenmeleri, o gün yani “Mahşer Günü”, hangi hizmeti verebilecekler?

 Sorular çoğaltılabilir, şimdilik aklıma gelen bunlardı; ama asıl anlatmaya çalıştığım şudur:

Yukarıdaki soruların kaynağı, kaygılarımızdır; ama bu kaygıları doğuracak nedenler yok edilemez miydi? Kamu yararı, insanların kişisel hırs ve menfaatleri ile rant siyasetinin önüne geçebilseydi eğer, her şey kendiliğinden bile düzelebilirdi; bu geçen 4452 günde yani 12 yılı aşkın geçen sürede…

 Rantın, kolay ve çok para kazanmanın, o din-iman tanımaz hırsı olmasaydı eğer; İstanbul’u böyle iç içe, üst üste ha bire büyütmezdik. Ve böylece, sırf depremde değil, günlük hayatta da insanca yaşayabilirdik. Olmadı; kişisel menfaatlerimiz, hırslarımız ve iktidar kavgalarımız buna izin vermedi…

 YÖNETİCİLERE:

Başta İ.B.B. Başkanlığı olmak üzere, Ey Şehirlerimizi yönetenler!

 Sizleri her zaman vicdan ve izan içinde kalmaya, sorumlu davranmaya davet ediyorum. Ölecek her bir vatandaşın vebali sizlerin üzerindedir. Eğer inancınız varsa, bir gün Tanrı da bunların hesabını soracaktır; unutmayın! Ayrıca, bu kötü son sizleri ya da çok sevdiğiniz insanları da vurabilir. Ruhsat verirken, imar verirken birer kez daha düşünün, lütfen! En önemlisi de kimler ile çalıştığınıza bir kez daha bakın. Belki sizler de pek çok şeyin farkın ve bilincinde değilsiniz; çünkü çevrenizdeki Asalaklardan, Sosyopatlardan, Menfaatçilerden, Yalakalardan dolayı gerçeği görmeniz çoğu kez engelleniyor.

MİLLETE:

Ey Türk Milleti!

İşte, kullandığım bir oy deyip geçme! Kullandığın oy, sadece senin değil, tüm sevdiklerinin de geleceğidir. Oy’una sahip çık; oyuna gelme! Deprem, bu ülkenin gerçeğidir, kaderidir yani kaçınılmaz olandır; ama bu senin ya da sevdiklerinin ölmesi gerektiği anlamına gelmez. Unutma ki Deprem öldürmez, üzerine çöken bina öldürür; zamanında seni kurtarmaya gelemedikleri için ölürsün. Tüm bunlardan kurtulsan, tıbbî müdahale yapılamadığı için ölürsün; dışarıda açıkta kaldığın için soğuktan veya açlıktan ölürsün ya da talancılar tarafından öldürülürsün. Hiçbiri olmasa, en sevdiklerini kurtaramadığın için, kahrından ölürsün!

Ülkemiz yarınlarının daha da aydınlık olması dileklerimle,



Bu Haber 3620 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI