Çok uzun yıllar yurtdışında bulunmam nedeni ile aynı din olmasına rağmen bazı mezheplerde farz, bazı mezheplerde farz olmayan kurban kesme ibadetini yerine getiremedim.
Türkiye’ye döndüğümde ise üç gün önce aldığımız koyunun bir sabah boğazlandığını gören kızımın hıçkırıklarından sonra ben kendi adıma günahına razı olarak bir daha kurban kesmemeye karar verdim.. Parasını İstanbul’da yüzlerce yaşlıya bakan “Dar-ül Aceze” ye (kimsesiz yaşlıların bakım evi) bağışladım. İnşallah Allah kabul eder, bu sene de Van depremine göndereceğim.
Bugün size anlatacağım Almanya’da bir kurban hikayesinden önce yurt dışına nasıl gittim, kısaca onu anlatayım.
Ben yurtdışına İstanbul’da ancak sömürgelerde uygulanan bir yöntemle dişime kadar vücudumun her tarafına bakıldıktan sonra elime verilen bir belge ile Sirkeci garından benim gibi yüzlerce kişi ile trene bindirilerek gönderildim.
Temerküz kamplarına yakılmak için insan taşıyan Yahudi trenlerine benzeyen bir yolculuktan sonra bir sabah Münih garına indim. Biraz sonra es es subayları gelerek vagonları Hannover yakınındaki “Bergen Belsen” insan yakma kampına götürmek için başka hatta çekecekler diye bir his vardı içimde. Hannover’e gidecek olan “Kuzey Ekspresi”ni beklerken Hitlerin subaylarına benzeyen iki Alman polisi yanlarındaki köpekle bana yaklaştılar, köpeğe beni ve valizimi koklattılar. Köpek valizimi kokladıktan sonra başını kaldırdı bana baktı ve kuyruğunu salladı beni koklamadı. Bunu gören Alman polisi sinirlendi köpeğe beni koklaması için tekrar yanıma getirdi. Köpeğin başını okşadım. Scheisse (şayze) dedi Alman
polisi.. Böylece Almanya, Avusturya, Norveç, İsviçre ve Fransa’da toplam 32 yıllık Avrupa hikayem başlamış oluyordu.
Bir kurban Hikayesi
Honnever’de evimiz bahçe içinde bir konaktı.. Bir Kurban bayramıydı, yukarıda oturan aile nerden bulmuşsa bir koyun bulmuş ağaca asmış kesiyordu.. Birden bir gürültü koptu.. İki itfaiye aracı, bir ambulans on beş yirmi polis silahlarla bahçeye girdiler.. Ellerinde bir megafonla “Etrafınız sarılmıştır, kıpırdamayın, ellerinizdeki baltaları ve bıçakları atın” diye anons ediyorlardı.
Pencereye koştum. Anladım hemen ne olduğunu.. Almanlar hayatlarında ağaca asarak koyun boğazlayan ve derisini yüzen birilerini hiç görmemişlerdi, bunun ne anlama geldiğini de bilmiyorlardı. Hemen bütün aileyi, ağaçtan koyunu, suç aletleri, baltayı satırı, alıp götürdüler. Aile derdini anlatıp geri dönene kadar akşam olmuştu, ama kurban dönmedi.. Sonra Hannover belediyesi açıkta hayvan kesmeyi yasakladı, kesecek bir yer zaten yoktu. Şimdi var..
Ama Türkler kurban kesmenin bir yolunu bulmuşlardı Türk’ün ince zekası buna da bir çare üretmişti. Koyunları evlerin banyolarında banyo küvetlerinde kestiler.. Bir gün şehrin içinden geçen İnerste deresi kıpkırmızı akmaya başlayınca Almanlar önce bir mana veremediler. Sonra araştırılınca kırmızılığın evlerin banyolarında kesilen kurbanların kanı olduğu anlaşıldı.. Tek tek evleri tesbit edip ağır cezalar yazdılar.
Daha sonra Müslümanların böyle bir ibadeti olduğunu anladılar ve kurban kesme yerleri yaptılar.
Ama halen kurban kesmenin mantığını anlamadılar. Başlangıçta onların dininde de var olan kurban kesmeyi Hz. İsa’nın çarmıha gerilip kanının akması nedeniyle “Hz. İsa bizim için kendini kurban etmiştir diyerek kaldırmışlardır.
Kurban Bayramınız
Kutlu Olsun