Uzun Kurban Bayramı tatili sona erdi ve tekrar işlerinizin başına döndük. Ben Çarşamba günleri yazdığım için ve geçen Çarşamba’nın bayrama rastlaması nedeni ile gazete çıkmadı, ancak bugün buluşabildik.
Umarım bayramınız mutlu ve huzurlu geçmiştir. Eğer Kurban kesti iseniz Tanrı ibadetinizi kabul etsin. Dinimizin bazı mezhepleri Kurban’ı vacip (yapılması gerekli) kabul ediyor bazıları etmiyor. Ben, kurbanla, kanla, kesmekle Tanrı’nın ve dinin bir bağlantısını kuramadığım için kesmedim. Sizinkiler inşallah kabul olur. Eski âdetimizdir etlerin yarısını dolaba koyup, diğer yarısını da kavurma yapıp, işkembe, kelle, ciğer ve eşeleğini de fukaraya et diye vermek. Umarım siz öyle yapmadınız, difriz (derin dondurucu) için et Allah için kurban kesmediniz.
Bizi Bağışla Miyazaki
Defterime yazılacak diye yirmi kadar konu not almışım. Tüm bunları bugün yazmam mümkün olmayacak, sıkılırsınız. Bugün Van depreminde hayatını kaybeden Japon Dr. Miyazaki ile başlıyalım.
Ben Japonlara özel bir ilgi duyarım, geçen yıllarda dizilerin birinde oynayan zayıf Japon kız Matçiko İstanbul’da apartmanda kapı komşumuzdu. Japonlar dünyanın en saygılı ve en dürüst milletidir. Bundan yüz yıl önce Japonya’da batan ve 500 denizcimizin boğularak şehit olduğu Ertuğrul Fırkateyni (savaş gemisi) faciasında Türkler’e büyük yardımları olmuştu. Bu kazada on kişi de Ünyeli vardı, dokuzu boğulmuş biri geri dönmüştü. Bunları araştırıp buldum ve konuda yazdığım “Ertuğrul Fırkateyni Faciasında Ünyeliler” adlı araştırmam ile bir de ödül aldım. İşte Ünye’nin Japonya ile böyle dolaylı bir ilgisi de vardır.
Dr. Miyazaki Japonya’daki son depremde Türklerin yakın ilgisi ve kendileri yardıma muhtaç oldukları halde, Japonya’ya yardım için çırpınan milletleri görünce duygulanmış ilk felaket nerede olursa gideceğim demiş ve üç arkadaşı ile Van’a gelmişti. Ama son sarsıntıda otel enkazı altında hayatını kaybetti.
Van Bayram oteli enkazında can veren Japon yardımsever Miyazaki’yi Vana getiren tek şey vefaydı. “Bize depremde el uzatanları yardıma muhtaç görünce, zorda kalan insanlara yardım etme arzum güçlendi” diye yazmıştı günlük defterine.
Atsuşi Miyazaki bize ve dünyaya bir insanlık dersi verdi.
5,6 lık ikinci deprem sonrası enkaz altından beş saat sonra çıkarıldı fakat hayata tutunamadı, bizi kurtarmaya çalışırken can verdi.
Miyazaki bayramda diğer iki arkadaşı ile kurban kestirmiş ve etlerini çadırda yaşayan insanlara dağıtmıştı. Deprem çocuklarının üşümüş avuçlarına torbasında taşıdığı şekerleri koymuştu. Pazar günü tabutu Japon Bayrağına sarılı olarak memleketine gönderildi. Japonya’da annesi gelen tabutun başında: İnsanlara yardım ederken öldüğü için acımız biraz hafifliyor” demiş.
Ünye Belediyesine, insanımıza yardım için gelen ve hayatını kaybeden bu insanın diğer belediyelerin yaptığı gibi bir sokağa adının verilmesini öneriyorum. Bu felaket bizim başımıza da gelebilirdi. Ayrıca Japonya’da Ertuğrul Faciasında hayatını kaybetmiş dokuz Ünyeli yatıyor.
Bunu anneme de anlattım, doksan dört yaşındaki annem yaşmağının ucu ile gözyaşını sildi ve dediki: “Oğlum, Allah ona Japonya’dan gelip insanları kurtarırken Müslümanların arasında ölmek gibi yüce bir mertebeyi nasip etmiş, adeta çağırmış, o da kurbanını kesmiş, bayram şekerini dağıtmış ve gitmiş o şehittir” dedi.
Mekanın cennet olsun Dr. Atsuşi Miyazaki
Atatürk’ün neyi rahatsız ediyor?
Geçtiğimiz Çarşamba Atatürk’ün aramızdan ayrılışının 73 cü yılı idi. Onu özlemle bir kez daha andık ve ona her zamankinden daha çok ihtiyacımız olduğunu gördük. Onu sevenler mojolesine koştular.
Milliyet gazetesinde Fikret Bila’nın bir yazısı vardı, özetleyerek sizlerle paylaşmak istiyorum, tamamı oldukça uzun.
İleri görüşlülüğü, askeri dehası ve başarılarını yok saymaya çalışanlar, siz Atatürk’ün neyinden rahatsız oluyorsunuz?
Mazlum uluslara örnek olacak bir Kurtuluş Savaşı yaparak bu ülkede bize hür yaşama hakkı sağladığı için mi, ne yapsaydı bağımsız bir devlet kurmak yerine Amerika’nın İngiltere’nin boyunduruğu altına girip “Sevr Anlaşması”na imza mı atsaydı, saraya sığınarak İngiltere’ye mi kaçsaydı?
Laik cumhuriyet kurması mı sizi rahatsız ediyor, İran gibi Arabistan, Afganistan gibi din devleti mi kursaydı, üniversite yerine medrese mi açsaydı?
Çarşafta mı bıraksaydı?
Atatürk’ün neyi rahatsız ediyor? Türk kadınını çarşaftan çıkarması mı? Türk kadınının da öğretmen, bilim kadını, doktor, mühendis, iş kadını, avukat hakim, milletvekili, bakan ve başbakan olabileceğini kanıtlaması mı?
Ne yapsaydı? Türk kadınını Türk kızlarını çarşafta mı bıraksaydı, erkeğin üç adım arkasında yürümesine, bir erkeğin dört tane almasına izin mi verseydi?
Vatanı kurtardı ve halkın kendi kendini yönettiği bir devlet kurdu. Ne yapsaydı, saltanat mı ilan etseydi? Devletle din işlerini ayırmasaydı da ülkeyi şeriat kanunlarına göre mi yönetseydi?
Anayasa, kanun, hukuk yerine kadıları mı koysaydı? Üniversiteler, bilim enstitüleri, şeker fabrikaları, dokuma fabrikaları, Etibanklar, Sümerbank’ lar, Demir Çelik fabrikaları kurmayıp ta, Dil tarih kurumunu, opera ve baleyi, devlet tiyatrolarını, sanatı resmi sinemayı, müziği heykeli, fotoğrafı günah sayıp kaldırsa mıydı?
Bu demokrasi mi olacaktı?
Rahatsızlık veren bunlar mıdır?
Atatürk’ün neyi sizi rahatsız ediyor?
Yıl 1923
Türkiye Büyük Millet Meclisinde milletvekillerinin maaşları konuşulurken Mustafa Kemal’e soruyorlar “vekil maaşları nasıl olsun?” Mustafa Kemal şöyle diyor:
“Öğretmen maaşlarını geçmesin”. Çünkü gelecekte Türkiye’yi medeni ülkeler seviyesine çıkaracak insanları bu öğretmenler yetiştirecekti.
Çok değerli öğretmenlerimin ellerinden ve çok değerli öğretmenlerin gözlerinden öpüyorum. Binlerce genç öğretmen yıllardır atama bekliyor.
Atatürk ne yapsaydı?
“Sarfoş Dürzü”
Bayramda anneme gittim, annemin keyfi yerinde. Baktım kolunda mavi boncuklardan yapılmış bilezik gibi bir şey var
-Bu ne anne? dedim.
-Doksan dört yaşındayım deyince, komşu taktı “Hacıanne sakın kimseye söyleme sana nazar değer” dedi boncukları taktı koluma.
O ara bir sürü insan anneme Kurban eti getirdi. Anneme dedim ki:
-Bunları sakın yeme hem sana et yasak söyle bir fakire versinler,
-Oooolum, biliiiiim, biliiiiim, ben dul gadunum diye getüriiilar, dullara vermek sevapmış, vermeyin diyemiiim, ben onları sonra Yazgülü’nün annesine veriyorum, kızcağız bir sürü işimi göriiii.. Birazını da Kel Cevriye’nin gelinine vercem, gaduncağızın elinde avucunda yok, gocası olacak adam, sabah akşam sarfoş, zıkkımın kökünü içesice, eve gelince de döviiimuş gaduncağızı, içip de bir yerde gebermiii sarfoş dürzü.
Değerli okuyucular konulardan bugün ancak üç tanesini yazabildim. Eğer sizi sıkmazsam biraz da Cuma günü de yazarım. Cuma’ya görüşmek üzere.. Ünye’de havalar soğudu, sıkı giyinin hasta olmayın..
yasar.karaduman@gmail.com