Geçen bayram annem Ayvalık’ta kızkardeşimde olduğu için ben de bayramı Ayvalıkta geçirdim. Berkhan’da geldi birlikte, Bergama, Foça Altınoluk Ören Akçay, Assos günübirlik dolaştı. Berkhan benim oğlumdur Kıbrıs’ta Komando Üsteğmen’dir
Bu bayram annem Ünye’de idi. Ben de Ünye’de kaldım.. Hava yağmurlu ve soğuk da olsa Ünye benim her mevsim sevdasını gönlümde sakladığım bir şehridir.
Eski dostlarım, eski ağabeylerim, eski teyzelerim, amcalarım, o iyi, o güzel insanlar, o duygulu o sevecen insanlar kalmamış olsalar bile bir sokak başında çocukluğumu ve gençliğimi hatırlatan bir taş ve eski bir ev bana yeterlidir.
Bu bayram sokaklarında biraz dolaştım Ünye’nin.. Artık o bizim bıraktığımız Ünye’den çok şey kalmamıştı. Bizler gerek tahsil, gerek iş, gerek çocuklar için gitmek zorunda kalmış bir daha geri dönememiştik. Doğal olarak yerimizi birileri dolduracaktı. Köylerden şehre doğru gelen göç ile Ünye’nin yeni sakinleri oluştu, yeni gelenler yıllar içinde kendi işlerini kendi yönetimlerini, kendi sivil toplum örgütlerini oluşturdular. Biraz uyum sorunu oldu. Yeni bir yaşama uyum zaman alacaktı. Şehirde, kendilerini değişik şartlar bekliyordu, bunlara uyun sağlamak zamana bağlı bir şeydi. Bu ancak bir kuşak sonra gerçekleşecek sosyal bir süreçti.
İşte, şimdi Ünye’nin yaşadığı sisteme uyun sorunudur. Gelecek generasyon babalarının ve kendinden öncekilerin hangi konuda bocaladıklarını görecekler aynı hatayı yapmayacaklardır.
Gelecek Kuşak
Gelecek kuşak ne denizi dolduracak, ne kumsala ucuz yel değirmeni dikecek, ne köylü pazarını karanlıkta bırakacak, ne şehir çekirdek ve güvercin pisliğinde boğulacak ne de eşşek yolu olacaktır. Ne de bunu yazan gazetecilere kızacaklardır. İkinci kuşak şehirli olarak yaşayacak onlar da yeni gelenleri beğenmeyecek, aaaahh o eski Ünye diye, bizim gibi feryat edeceklerdir. . Bu değişim kırk senede bir tekrarlamaktadır. Bir kuşak arası kırk yıldır.
Bu uzun girişten sonra gördüğüm bir iki eksikliği paylaşacağım sizlerle. Bazı arkadaşlar bize akıl mı veriyorsun? diyorlar. Benim kimseye verecek aklım yok, ancak bana yetiyor. Benim yaptığım yazılı fikir jimnastiğidir.. Ancak, elli yıllık bir yazar, gazeteci, tarihçi, araştırmacı, şair ve ömrünün yarısına Avrupa ülkelerinde geçiren birinin söylediklerini de yabana atmayın,
Atatürk Anıtı
Cumhuriyet Meydanındaki Atatürk anıtı yapıldığı günden bu yana, boya, badana ve bakım görmemiş. Anıtın beyaz badanası kel kel dökülmüş ve altından beton çıkmış, yazıların yazıldığı mermer plakalar kirli ve bakımsız. Önünde her bayramda hazırol vaziyette durduğumuz anıtın bu kelek durumunu kimse görmüyor
Tören esnasında şehrin ne kadar ileri geleni varsa anıta karşı esas duruşta duruyor, ama kimse anıta bakmıyor. “Biri çıkıp şu anıta neden çeki düzen vermezler” demiyor. Bayraklar çekilir, tören biter, herkes dağılır, Atatürk, anıtın üzerinde yalnız kalır ve karşıdaki, kapısında “Ünye Kaymakamlığı” yazan ucube “Hükümet Konağı” binasına bakmaya devam eder.
Yeni yaya kaldırımı
Belediye dolma parktan Çamlığın önüne kadar deniz tarafındaki kaldırımı yeniden yapıyor. Bazıları (yaya kaldırımı) diyorlar, başka kaldırım varmış gibi., Kaldırım, dilimize Yunanca’dan girmiş bir kelimedir. “Kali” güzel “Dramo” yol’dur. Yani güzel yoldur. Bizde kaldırım olmuştur. Fransızca Tretuar, Almanca Gehweg, tir
Eski iskele önündeki ambarla dolma park arasındaki kaldırımı bir metreden fazla deniz tarafına genişletmişler. Genişletilen yer büyük şehirlerin kaldırımı gibi güzel olmuş. Ben olsam bu genişletmeyi aynı yerden devam ederek, özellikle Yalı kısmını Yüzüncü Yıl’a kadar ve hatta daha ileriye bir veya bir buçuk metre deniz tarafına genişletir, Yalı^daki çimen kısmı biraz kumsala doğru iterdim. Yazın milletin biri birine sürtünerek geçtiği Yalı kaldırımları hava alanı pisti gibi geniş ve şahane olurdu.
Ancak kaldırım için dökülen desenli betonun dökümünde hatalar gördüm, betonun deseni içinde çukurlar oluşuyor su birikiyor, rahat yürünmüyor, eğim yok.
Sevgili Ahmet Bey Kardeşim bu işin mühendisini çağırıp bir sorsun, mühendis göremezse bana haber versin. Genişleme güzel olmuş, bu kesinlikle Yalıya da uygulanmalı ve bu çukur oluşumları engellenmelidir. Cumhuriyet Meydanın zemininde sorun vardır en az iki santim tabanda su birikmektedir, orada da eğim yoktur bunu daha sonra yazacağım.
Üst Geçidin Işıkları
Üç beş kişi söylese üzerinde durmayacağım bu yaz en az elli kişi söyledi şu Ünye’nin girişindeki üst geçide yaptıkları yeşil Çin işi ışıklandırmayı. Bu bir kere sürücünün dikkatini dağıtmak açısından sakıncalıdır. Trafik Bölge Müdürünün dikkatine sunarım.
Ayrıca bu beşinci sınıf beldelerde olan Çin işi arabesk bir ışıklandırmadır. Aynısı iskeleye de yapılmıştır, hiç de hoş görünmemektedir. Her şeye maydanoz olmamak için bu yaz iskeleyi yazmadım. Ama bu üstgeçitteki ışıklandırma bir felaket. Burası yabancıların Ünye ile ilk karşılaştıkları yerdir. Ünye, anılarında bu arabesk yeşil Çini ışıkları ile kalacaktır. Burası ve iskele alttan daha pastel bir ışıkla ışıklandırılabilir. Trafik Bölge Müdürünün ve Belediyenin bilgilerine sunarım.
Ambar ve Şarapçılar
Yıllar önce bir ambar getirdiler eski iskelenin karşısına koydular. O zaman dolguyu iskeleye kadar uzatma hesapları vardı. Aldıkları tepki karşısında oldukları yerde kaldılar. Ambar da bu hesaba dayanılarak getirilmiş sanki biraz Fatsa’ya özenilmiş görüntüsü oluşmuştu, peşinden bir öküz arabası, bir düven gelecek, köy atmosferi oluşturulacaktı, hesap tutmayınca yalnız başına ambar kelaynak kuşu gibi ortada kaldı.
Liseli aşıkların oturup sohbet ettiği, gece de şarapçıların ve biracıların içip içip altında sızdıkları bir yer olmaktan öte gidemedi. Yıllar içinde taşıyıcı ayakları çürüdü, ambar biraz yamuk her an yıkılacakmış gibi durmaya başladı.
Bir geçe aniden şarapçıların kafasına çökerse hiç şaşmayacağım.
Köylü Pazarı
Bir konuyu birkaç defa yazıyorsun, bir defa yazdın bilgi sahibi olduk yeterli diyorlar.
Değerli okuyucular siz haberle köşe yazısını karıştırıyorsunuz. O sizin dediğiniz haberdir. Yazılır, bir bilgi sahibi olursunuz geçer. Köşe yazıları başka bir şeydir. Biz eleştirdiğimiz işin sonucunu görene kadar takip etmek zorundayız. Bazı şeyler on defa yazdıktan sonra düzeltiliyor. Zaten onların istedikleri de odur. “Nasıl olsa bir defa yazar vazgeçer” diyorlar. Vazgeçmek yok
Köylü pazarı da öyle.. Bu kaçıncı yazışım. Kimbilir daha kaç defa yazacağım. Siz geçen Çarşamba köylünün ve pazarın halini gördünüz mü? Ugandalılar gelse bize gülerler “sizin pazarınız de bizden de kelekmiş” derler
Soğuk, yağmur, çamur, akşam karanlık, her şeyin çamurun içinde ayaklar altında olduğu bir pazar. Gelin de siz yazmayın. Dolma parka üçyüz adet ışıklandırma takanlar buraya bir ampul takmıyorlar. Çünkü bunlar köylü, bu bile fazla, ama ben köylü dediğim zaman kızıyorlar.
Benim anneannem Ünye’ye köyden gelin gelmişti. Asarkaya’nın arkasındaki köyümüze çocukluğumda yürüyerek çok gittik, anneannem göçüp gidince köyüm de kalmadı. Köy benim çocuk yüreğimde yemyeşil çayırları, çimen kokuları ve riya bilmeyen insanların yaşadığı yerdi. Köylü başka köylü başka ben köylüye değil köylüye kızıyorum.
Çarşambaya “Hıyar Deyip Geçmeyin”