Ünye’de son günlerde belediye çalışmalarında bir yoğunluk var.
Ben bugün iki tanesinden söz edeceğim. Birincisi çevre yolunun sanayi tarafından Ünye’ye bağlanması. Bu nedenle Tabakhane Deresi’nin iki yanında 15 m enindeki yol açmak amacıyla yıkım çalışmaları var. Derenin bir tarafı çevre yolundan Ünye’ye çıkış bir tarafı da Ünye’den çevre yoluna çıkış olacak. Bittiğinde Ünye’nin bu tarafı modern bir görünüm kazanacak. Yerinde düşünülmüş bir proje, destek verenleri akıl edenleri emeği geçenleri kutlamak gerek.
Fakat aynı şeyi, dolma parktan çamlığa kadar deniz tarafındaki kaldırım düzenlemesi için söylemek zor. Tabakhane deresi gibi ileri görüş ürünü bir projeyi akıl edenlerin böyle kaba saba bir iş yapmalarına akıl erdirmek mümkün değil.
Beton yakışmadı
Her fırsatta “Ünye Karadeniz’in incisidir diyorlar. Şimdi ise inciye betondan kaldırım yapılıyor. Çamlığa kadar deniz tarafındaki kaldırımlar, desenli ve renkli beton dökülerek yeniden düzenleniyor.. Bu uygulamada betonun dökümü de dahil hatalar var. Bir sonra döktükleri bölüm, bir öncekinden renk ve işçilik olarak farklı. Dökülen beton, yani ağaç efekti verilerek yapılan kaldırım görüntü olarak kötü. Üzerinde rahat yürünmüyor, çukurlar var, su birikiyor, eğim yok, yağmur göllenip kalıyor. Yüksekliklere ve yağmurda biriken sulara basmadan rahat yürümek mümkün değil.
Bir bayan ince topuklu ayakkabı ile burada asla yürüyemez ya belini kırar ya da ayak bileğini. Bu kaldırımda çocuklar kay kayla kayamazlar, patenle kayamazlar ayak bilekleri kırılır, çocuk arabası ile bu kaldırımın üzerinde dolaşılmaz sarsıntıdan bebeğin içi dışına çıkar.
Elli yıl Önce
İlk kaldırım Yalıkahvesi’nden parka kadardı. Bilmeyenler için tekrar yazıyorum, askerlik şubesinden Yüzüncüyıl’a kadar sağlı sollu bu bölgenin adı Yalıkahvesi’dir. “Yalıkahvesi” terimi bir kahvehaneyi değil, bu bölgeyi anlatmaktadır. Bazı konuşmacı ve yazarlar, buraya şehri tanımadıklarından “Yalı” demektedirler. Ünye’de “Yalı” diye bir yer yoktur. Burası “Yalıkahvesi”dir.
Buraya ve üstte birkaç sokağı kaplayan bölgeye Türkler “Rum mahallesi” Rumlar ise “Romeika Mahallesi” derlerdi. “Romeika” burada oturan Roma İmparatorluğu vatandaşı demektir, Türkler ise “Rum” derlerdi. Rum asla Yunanlı demek değildir. Grekçe konuşup yazdıkları için onlara Yunanistan sahip çıkmıştır. Cumhuriyet’ten sonra Rumlar gidince buraya “Mustafa Kemal Paşa Mahallesi” denilmiş, daha sonra kısmen Yılmazlar Mahallesine bağlanmış ellili yılların başında Yılmazlar Mahallesi Orta Mahalle ile birleştirilerek Ortayılmazlar Mahallesi olmuştur. Yalıkahvesi’nin derebaksın Yüzüncü yıl tarafı Ortayılmazlar, askerlik şubesi tarafı da Çamurlu Mahallesine bağlıdır. Bu kadar tarih bilgisinden sonra asıl konumuza dönelim.
İlk kaldırım ellili yıllarda betondu, biz rıhtım derdik. Atmışlı yılların başında kaldırımı oluklu kiremit rengi karo taşlarla yeniden döşediler. Bu güzelim taşlar kırılarak yerine ruhsuz kilit taşları döşendi. Bu kilit taşları bizi kilitledi adeta.. Ünye’de caddelerdeki o güzelim parke taşlarını sökerek yerine kilit taşı döşediler.
O sökülen taşlar ne oldu biliyor musunuz? İzmir Belediyesine satıldı. İzmir Belediyesi bizim attığımız taşları Konak Meydanı’na döşedi. Geri kalanını da varoşlardaki sokaklara döşediler. Varoşlardaki vatandaşlar sitem ettiler, eski taşları bize döşüyorsunuz, bizde kilit taşı istiyoruz diye.
Nasıl mı Olmalıydı?
Başka şehirlerin kaldırım düzenlemelerine insan imreniyor. Bizde niye olmuyor, biz neden beceremiyoruz?
Nasıl mı yapacağız?
Uzağa, başka şehirlere, park ve meydan bakmaya gittiğimiz gibi kaldırım bakmaya gitmeye gerek, yok gözümüzün önünde örneği var.
Sizin dolma parka döşediğiniz yeşil beyaz taşlar..
Rengi de Ünye rengi, yeşil beyaz.
Ünye’ye de ne güzel yakışır.
Neden bu taşı düşünmedi?
Biraz bize kulak verin..
Burayı biz ve çocuklarımız kullanacak, bize istemediğimiz şeyi neden dayatıyorsunuz? Tonlarca para harcanıyor neden içimize sinen güzel bir şey yapılmıyor?
Bu kaldırımın olduğu yerde durdurulması ve Yunus Emre Parkından Ada bakkalı arasına parktaki yeşil beyaz taşlardan döşenmesi mantıklı iş yapmanın en güzel örneği olur, hatta yapılanın bile kırılması. Ünye’ye tekrar bir kaldırım ancak otuz sene sonra yapılır. Otuz sene Ünye bu beton kaldırımı mı kullanacak?
Kığılı Mağazasının önüne döşediği bir kaldırım taşı var. Bir de ona bakın ve yapılan kısım üzerinde birkaç kere gidin gelin, bakalım rahat yürüyebilecek misiniz? Eğer, “Rahat yürüdüm, sorun yok” derseniz ben yazdıklarımı geri alır ve ömrüm boyunca bir daha yazmam.
Böyle garip şeyleri kim akıl ediyor anlamak zor. Bu şehrin sivil toplum kuruluşları, vatandaşları neredeler? Attığı zaman mangalda kül bırakmayan, her taşın altından çıkan, sallanarak yollarda iş yapıyorum edasıyla boş dolaşanlar nerede? Kaç kişi acaba bu kaldırımı merak edip baktı? Herkes başını kuma gömmüş devekuşu ve yavaş yavaş haşlanan kurbağa gibi, tepkisiz ve duyarsız.
Derdi bana mı düştü?
Ben, bu şehrin çocuğuyum, bu şehir bizim gençlik yıllarımızda tahmin edemeyeceğiniz kadar güzel ve moderndi. Böyle güzel bir şehirde yaşadık biz. Babam burada çalışarak bizi büyüttü, bize iş verdi, ekmek verdi, burada birkaç yüzyıllık köklerim var, bu benim borcum.
İkincisi işim bu..
Yazmak.
Akıl vermek asla.
Ötesini kendileri bilirler..
Ben öylelerini gördüm ki bir zamanlar kurallığını ilan ettikleri bu şehrin sokaklarından süklüm püklüm geçtiler. O zaman da yazıyordum, ömürleri bir veya iki seçimlik oldu, ben halen yazıyorum.