Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
29 Kasım 2011 Pazar
MİSAFİR KALEM
Esra Alkan / Uçtu uçtu: filmimiz uçtu...

Düşünemeyenler, ölüp dirilemeyecek; yaşarken can çekişme nedir bilmeyecektir.

Uçak tam 8.15 de havalandı. Havalanırken artan hızıyla içimdeki duygu birlikte koşuyorlardı sanki...Uçak, Frankfurt’a, ben Ünye ve Fatsa’ya koşuyordum.

 Birden, “İnsan mizahında gizlidir”, cümlesi düşüverdi aklıma:  Sessizce, cümlenin sahibi Esat Korkmaz’a bir selam verdim. Burada olsaydı; “ Zaman denen uçağa binmiş, kuş-ruh olmuş Frankfurt yolundayız”, derdi kuşkusuz. Sonra yanıma baktım, gözlerim Ali Öztürk ve Aynur Tan’ı aradı. Söz konusu Ünye olunca sürekli yanımızda olan arkadaşlarımızdan Ali ve Aynur maalesef uçakta değiller. Önce annesinin ameliyatı, sonra talihsiz bir trafik kazası Ali’yi Frankfurt yolundan alıkoydu. Aynur ise son günlere kadar gelmeyi düşünüyorken Mücahit’ten ve kendinden aldığım bilgilerle araya Gürcistan seyahatini koydu ve bizim filmi seyretmek İstanbul galasına kaldı. Sağlık olsun; artık bize de an be an festivali yazarak Fatsalı ve Ünyeli dostlarımıza yaşatmak düşer.

Kızım, ışığım, Beril; yüzüme bakıp Anne, sessizleştin, neye gülüyorsun, ne yazıyorsun? dedi.

Gözlerimi yazdıklarımdan ayırıp; canım, belgeselcilerin dilleri değil, işleri konuşur. Popüler insan olmaya öykünmeyiz. Kurguladığımız hayalleri nasıl yaşama taşıdığımızı, tanık olanlar bilir. Biliyor musun? Şu anda filmimize katılan bütün Ünyeli ve Fatsalılarla havadayız. Hepimiz eğlene, eğlene filmimizi çekmişiz ve Frankfurt’ta görücüye çıkıyoruz. Hazır uçakta vaktimiz varken hadi dönüşteki Gala’yı planlayalım, dedik. Beyoğlu Sineması’na karar verdik bile. Laf aramızda çok da yaraşır.

Nimet Koç ön koltuktan“Kokteylin Fatsa lokumları benden”, diye sesleniyor. Yandan muhtar Seyhan Hanım’la Edanur Hanım “Fatsa lokumu da nereden çıktı! Bir kere o lukum Ünye Lokumudur;  yapmak gerekirse biz yaparız”, diye itiraz ediyorlar.

Ben “Durun!” demeye kalmadan Ayhan Doğan çözümü buluyor: “Tamam canım hepiniz getirin.”

Dikkat kesildim: Bilgin Hasdemir’le Ahmet Beceoğlu görülmeyen bir sayfaya görünmeyen bir kalemle olmayan kayıtlar düşüyorlar. Bütün uçak Ünyeli ve Fatsalılarla dolu anlayacağınız. İşte bak şuradaki Ahmet Kabayel; yanlış bir şey olmasın diye tekrar tekrar notlarını gözden geçiriyor. Bir yandan da saate bakıyor ki Ahmet Varilci de gelsin, bir de ondan teyit alsın.

Nimet Koç’un yanındaki mi kim? Ünye Belediye Başkanı; nasıl da gözlerinin içi gülüyor. Dönmüş Fehmi Akar’la Fatsa Güneş Gazetesi Feridun Abiye, ‘Fatsa bizim gardeşimizdir’, diyor. Haa şu hafif sinirlenen mi? Ahmet Birben’dir. Hemen parlar, hemen söner. Kalbi çok temizdir. Gençlikte yaptıklarını hatırladıkça biraz hayıflanır da çaktırmaz kimseye. Şuradaki de Muharrem Amca. Bakma elindeki meşrubata; sanırım Ünye Gazozu niyetine içmektedir. Sait Hoca’yla Oğuz Güven baş-başa vermiş uyukluyorlar. Nasılsa Frankfurt’a indiğimizde yapmadıkları haylazlık kalmaz. Fotoğraf çekenler mi? Hacer, Mücahit, Hamza. Bak bak Yaşar Karaduman da clark atıyor gördün mü?

Ufuk Mistepe torunları bırakıp gelemedi. O’da ‘clark’ta eksik kalmazdı hani. Cevat Erbil Hocamı görmeliydin bir de. Ünye Fatsa tarihi ondan sorulur. Kimbilir belki eşini bırakamamıştır. Gazeteci İrfan Tosunla Hasan Şimşeğin kesin aklı kaldı ama işlerini bırakıp gelemediler. Fatsalı niye mi daha az uçakta? Çok basit. Nimet Koç demiş ki: Siz hiç işinizden gücünüzden olmayın, Ünye ne kelime, ben bütün Almanya’ya yeterim.

Velhasıl cümbürcemaat Frankfurt Havaalanı’na indik. Git git bitmez bir havaalanındayız. Avrupa’nın bağlantı noktası ve en büyük havaalanı, diye boş yere dememişler. Şehrin meşhur çocuğu Johann Wolfgang von Goethe’yi de unutmamak gerekir. Kendisi diyor ki: “28 Ağustos 1749 günü çanlar öğleyin onikiyi çalarken Main kıyısındaki Frankfurt’ta dünyaya geldim.”

Festivalin sorumlusu Cenk Yılmaz’la kısa sürede buluştuk. Sinyora Erika’yla İtalyan olmak filminin yapımcısı Elvan ve oyuncusu Teoman’la bir türlü buluşamıyoruz ki otelimize gidelim. Hemen organizatör ruhum açığa çıkıyor ve yoğun bir telefon trafiğinden sonra aslında sadece 300 m. uzakta olan B1-4 kapısında buluyoruz onları. Caddeler boyunca halı gibi serilmiş sonbahar yaprakları arasından otelimize gidiyoruz; otel muhteşem..., Festival komitesi belli ki kesenin ağzını açmış, bizlere de en iyi şekilde temsil etmek düşer...

Derken efendim apar topar Doğan Medya Grubu’nun binasına götürülüyoruz. Planda Frankfurt’taki Türk Medya Merkezi’ni ziyaret edip öğle yemeği yemek var. Ama o da ne? Önce asıl serginin Berlin’de olduğu,  kısaltılmış bir ‘Hürriyet Tanıklığında Göçün 50 Yılı’na şahit oluyoruz. Türkiye’den Almanya’ya işgücü göçünün öyküleri, haberleri, fotoğrafları (1961-2011) zorluyor belleğimizi. Sonra acı ama nefis bir belgesel izliyoruz; göçe dair. Bu kadar yalın, bu kadar çarpıcı bir belgesel izlemek uçurdu beni. Hürriyet ağırlıklı 3. versiyon olan 12 dk.lık belgeselin yönetmeni Erhan Merttürk’müş. Fikir annesi ise Doğan Media İnternational Genel Müdürü Sevda Boduroğlu. Yaygın tabirle ‘alamancı’ların en önemli referansı olan Hürriyet gazetesi bir tarihe ışık tutuyor. Yurtdışında yaşamak, daha bir aile yapmış ekibi. Son bir ayda neredeyse 24 saat çalışılıp 9 ayda tonlarca cilt taranarak 93 panoluk bir sergi yaratılmış.

Yurtdışı Yayınlar Yönetmeni Halit Çelikbudak filmimizle ilgili röportaj yaparken Kurumsal İletişim Müdürü Gürsel Köksal’ın devasa matbaayı dolaştırması ayrıca onurlandırdı bizi. 6 yılı İstanbul’da geçen 27 yıllık usta Atilla Öymez’i bir de mesleğine âşık Ali Öztürk adına dinledim. Şu fotoğrafları sırf sizlere gösterebileyim diye çektirdim.. Matbaada bir kumanda odası var, sanırsın Nasa uzay üssü. Burada Avrupa’nın belli başlı gazeteleri de basılıyormuş. Medya Grubunu görünce, Frankfurt’a geldiğime ayrıca memnun olarak ‘Aşk Tesadüfleri Sever’ gala filmini izlemeye gittik. Film öncesi kokteylde ünlülerle bol bol fotoğraf çektiren sinemaseverler, ülke hasretini de bir nebze giderdiler. Galadan sonra Fatsalı Başkonsolosumuz Sayın İlhan Saygılı evinde çok zarif bir davet verdi. Eşinin güler yüzlü ev sahipliği hepimize neşe kattı. İlyas Salman’ın Anadolu şiiriyle nihayetlenen gece artık filmimize açacaktı gündüzünü...

8 Kasım Salı sabahı metorolojinın aksine nefis bir sabaha uyandık. Hatta çevremdekilere ‘Ünye’ye ve Fatsa’ya başka türlü davranamazdı gökkubbe’ dedim.

Filmimizin gösterileceği 18.30 a kadar gelin Frankfurt’u gezelim: Westin Grand Otel’den çıkıp 12.yy’dan kalma şehir duvarlarını takip ederek ilerledik. ‘Yahudi Mahallesi’ne gitmek, mezarlığı ziyaret etmekti amacımız. Burada kaç kişi yatıyor, bilmek mümkün değil.

Biraz ileride Dome Kilisesi’ni görüyorum. Rehberimiz II. Dünya Savaşı’nda sadece bu yapının ayakta kaldığını söylüyor. Sebebi, düşman İngiliz uçaklarının kerteriz aldığı en yüksek bina olması ve bombalayacakları noktaları bu kiliseyle ölçüyor olmalarıymış! Ne ki, sağıma soluma baktığımda burasının değil savaş küçük bir kavga bile geçirmediğine inanırım.

Her yanım yüzyıllar öncesinden kalmış, tüm ihtişamıyla yükselen taş binalarla dolu. Gökdelenlerin hemen karşısında Main Nehri’nin diğer yanında pek çok müzenin de yer aldığı mimari çevreyi algılamakta zorlanıyor insan. Yerle bir olan Frankfurt nasıl oluyordu da asırlar öncesinden gelen kimliğini koruyor; fiske görmemiş bizim İstanbul’un tarihi dokusunda yeller esiyor!.. Derken muhteşem Opera Binası’na geldik. 1873-80 yıllarında inşaa  edilen binanın savaş sırasında iç tabloları toplanıp gömülmüş ve bombalara yenik düşen bina 1976-81 yıllarında yeniden inşa/restore edilmiş. İçinin-dışının özgünlüğü karşısında insan donup kalıyor. Hemen tüm binalar 20-25 yıl içinde eski tarihi görünümlerine kavuşmuşlar; inanabiliyor musunuz?

İlgimi çeken Hugendubel Bookshop’a bakarken az kalsın ezilecektim; meğerse burası arabalarıyla hava atmak isteyen çılgın erkeklerin hızlıca turladıkları caddeymiş; demek ki erkek her yerde erkek. Rathenauplatz Caddesi, onların arabalarıyla gösteriş yaptıkları yol, aman dikkat!

 Çok az sonra Römerberg Meydanı’na varıyoruz ki Katedral’e doğru tarihi ahşap çerçeveli evleri de görünce şaşırmaya son verip keyfini çıkartıyorum. Bombardıman hiç yaşanmamışçasına asıllarına uygun yapılmış evlerin önünde gözümüze kestirdiğimiz bir restorana oturup ‘helal olsun insanlığa’ diyoruz.

Arada Borsa Binası’nı gördük; anlatayım: Yine tarih sahnesinden fırlamış; tarihi binanın hemen önünde devasa boğa ve ayı bronz heykelleri var. Boğa, borsanın çıkışını, ayı düşüşünü simgeliyormuş.

Nehir kenarından yürüyerek otele döndüğümüzde filmimizin gösterimine hazırlanmamız için az vakit kalmıştı.

Cinestar Metropolis Sineması’na bir gece önce rahatça giren ben bu kez gergin ve kalbim çarparak girdim. İçimde bir yokoluş esintisi; kabardıkça kabarıyor; tuhaf, hiçbir şeyi kırmıyor, hiçbir kimseyi üzmüyor. Öyle ya filmin mizah belgesel türü bizde hiç denenmemişti ve sektörden insanlara nasıl gelecekti?

Yanımda İsviçre’den ve Almanya’nın çeşitli şehirlerinden gelen dostlarımla salona girdik ki Başkonsolos ve Eşi çoktan gelmiş bile. Film başlamadan Kanal D röportaj yaptı ve ışıklar karardı..., Aklımdan, izleyicilerden bir tepki alamazsam yavaşça süzülür müyüm  karanlıkta diye geçiriyordum ki  dakka bir gol bir, Ufuk Mistepe’ye kırılıyor millet gülmekten... Film, gülüşmeler eşliğinde seyredildi bitti ve alkışlar ‘mizah belgesel’ içindi.

Rahat bir nefes aldım ve davet üzerine sahneye indim. Hepinize ama hepinize çok teşekkür ettim. Başkonsolosumuzun eşi Bengü Hanım dedi ki: Ben ‘eşimin memleketini hiç böyle bilmiyordum. Bana memleketi tanıttınız, teşekkür ederim.’

Basından diğer yorumları aldığınız için tek kelime Türkçe bilmeyen bir izleyicimizin yorumunu da aktarıp bitireyim: “Yönetmenle kurulan sıcak diyalog olmalı bu kadar içten, rahat anlatımların önemli bir sebebi ve uzun metraj filmini de yapın lütfen. En kısa zamanda ailemle Karadeniz’e gelmeyi düşünürüm.”

Üstümden büyük bir yük kalkmışçasına kuş gibi hafifledim ve akşam yemeğine yollandık.Festival komitesi öyle özel mekânlar organize etmiş ki Başkan Hüseyin Sıtkı ve Koordinatör Serap Gedik nezdinde emeği geçen gönüllü ve profesyonel ekibe sonsuz teşekkür edip veda ettik Frankfurt’a ertesi sabah.

Gönlümde benle birlikte gelen dostlarımı Samsun Havaalanı’na uğurladım ve ben İstanbul’da indim.

 

 



Bu Haber 1569 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Başlık : Uçacak daha yükseklere Tarih : 6 Aralık 2011 / Pazar Üye Adı :bilgin hasdemir
Ne desem bilmem ki... Aslında uçan filmimiz değil; uçan duygular, içtenlik, kararlılık ve hepsinden öte sevgilerimiz... Sözcüklerin birbirine bu kadar samimi oldukları; birbirini bu kadar çok sevdikleri ve de birbirlerine bu denli saygılı oldukları bir yazıyı okumaktan büyük bir keyif aldım.
Başlık : yüreğine sağlık Tarih : 29 Kasım 2011 / Pazar Üye Adı :A. D. Varilci
Kötü bir okur sayılmam. Ama uzun zamandan beri bu kadar hoş bir yazı okumadım. İçinde Ünye'yi, Fatsa'yı ve kendimi bulduğum için söylemiyorum. Yürekten gelen bir sesin yazıya dökülmüş biçimi gibi... Sanki, duyguların Van Gogh'taki gibi dışa vurumu... Kafkaesk bir tasvir... Yüreğine sağlık Esra Hanım. Bu yürekten kötü bir iş çıkmaz, adım kadar eminim.
Başlık : kutlarım Tarih : 29 Kasım 2011 / Pazar Üye Adı :Aynur Zeren Tan
Çok güzel anlatmışsın Esra.Anlattıklarının hepsini kaçırdığıma çok üzüldüm, evet yanında olmalıydık ama Fatsa ve Ünye' yi anlatman şart değil bir başka başarında inşallah bizde alkışlarız, her şey gibi başarıyı paylaşmak da çok güzel.Kutlarım, içtenlikle.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI