14 Aralık 2011 Pazar
YAŞAR KARADUMAN
Aşure Kuyruğu
yasar.karaduman@gmail.com

Arapçada “Aşere” on demektir. Halkımız bunu “Aşure” şeklinde telâffuz ederek Muharrem’in onuncu gününe aşure günü ismi vermiştir. 

Bu güne bu ismin verilmesinin nedeni, kaynaklarda o günde Tanrı’nın on peygamberine on değişik ihsanda bulunmuş olmasından ileri gelmektedir. Peygamberlerin önemli olayları ve mucizeleri bu günde meydana gelmiştir. Kerbelâ’da peygamber torunları bu gün şehit edilmişlerdir. Nuh’un gemisi bugün karaya oturmuştur. Daha birçok olayın anısına hürmeten bugün aşure yapılır ve dağıtılır.

Pazar günü bir dernek Cumhuriyet Meydanı/nda bu günün anısına çadırı kazanı kurup aşure dağıtmış. Allah kabul etsin, fikir iyi fakat uygulama yanlıştır.  Ellerinde plastik kap ve tencerelerle aşure almak isteyen insanlar hoş olmayan görüntülere neden olmuştur.

Artık insanları ellerinde kaplarla bir kepçe aşure için herkesin gözü önünde dilenci gibi kuyruğa sokmanın anlamı yoktur. Bu tür görüntüler. insanlık onurunu ve yapılan işin ruhunu zedelemektedir. Artık sivil toplum kuruşlarınız yardımları dağıtmakta daha uygar yöntemler bulmalılar.

 

Köy Meydanında keşkek mi dağıtıyorsunuz?

Köy meydanında keşkek mi dağıtıyorsunuz? Burası şehrin göbeği.

Ne mi yapılabilirdi?

İnsanları dilenci gibi ellerinde kaplarla çoluk çocuk, itiş kakış kuyruk olmalarını istemek yerine daha hümanist bir uygulama da bulunabilirdi

Nasıl mı?

Masaları alırdınız, Cumhuriyet Meydanı’na dizerdiniz. Üzerine temiz örtüler örterdiniz, sonra insanları masalara oturtur, aşurelerini önlerine servis yapardınız. Ellerindeki kapları da masalarında doldururdunuz. Veya kapalı bir salonda kimse görmeden insan onuruna yakışan bir düzende ikram edebilirdiniz.

Tabi bir de meydanı önce güzel bir yıkardınız. Çünkü meydan güvercin pisliği içinde. Güvercin pisliği içindeki meydanda aşure yenir mi?

Maalesef insanlar güvercin pisliğine basarak, güvercin pisliği içindeki banklara oturarak ve güvercin pisliği içindeki meydana yayılarak aşurelerini yemişler.

İstanbul’da birçok belediye aşureleri masalara servis yapıyor. Bu eski usul kalmamıştır. Kendimize çeki düzen vermemiz lazım lazım. Bir yabancı görür de rezil oluruz. Gelecek yıla kulağımızda küpe olsun.

Böyle yiyecek içecekle ilgili etkinlikler yapmadan önce insanlarınıza değer verip, nasıl bir bakan veya vekil geldiği zaman yıkıyorsanız, bu mübarek günlerde meydanı bir yıkayın. İnsanların temiz bir meydanda aşurelerini yemelerini sağlayın.

 

Deli Hikâyesi Aranıyor

Ünye’de sivil toplum kuruluşlarından bir oda, sitesinde, yaptığı duyuruda kitap olarak yayınlanmak üzere “Deli Hikayeleri” aradığını ve deli hikayesi olanların yazmalarını istemiş.

Geçende de dedemizin ve babaannelerimizin hikaye ve anılarını yazmamızı, bunları da kitap haline getireceklerini yazmışlardı. Galiba bu fiyasko ile sonuçlandı. Ama bu “Deli Hikâyesi” bana tutacak gibi geliyor.

Çünkü Ünye Karadeniz’de delisi en bol olan yerdir. Burada herkes biraz delidir. Olmasa bile delirmeye çok müsaittir. İstanbul’daki deli hastanesini yeni kurduğu zamanlar Dr. Mazhar Osman, her yere haber salmış bana bir deli bulun getirin, Ünye’den ise tuttuğunuzu getirin demiş. Demek eskiden de deli bolmuş bizde. Bunu anneme, de sordum “neden ileri geliiii” diye, “Acı sudan” dedi.

Ben de bu kitaba bir deli hikâyesi ile katılmak istiyorum, ancak delinin nesini yazacağımı bilemiyorum. Neden delirdiğini mi, delirdikten sonra hangi delilikleri yaptığını mı, meşhur delileri mi,  önemli makamlara gelmiş delileri mi,  yoksa akıllı numarası yapan delileri mi? 

Bakalım ne tür deli hikâyeleri gelecek kitaba. Bu deli kitabı Ünye’de yapılmış ilk deli kitabı olacak herhalde.

 

Delilere Sordum

Bunu bir de delilere sordum: “Sizin hakkınızda bir kitap yapılıyor ne düşünüyorsunuz?” dedim

“Hangi akıllı yapıyor?” dediler.

Ben bu ilk deli kitabımız için yola çıkanları tebrik ediyorum. Yaptıkları kitap Ünye’de büyük bir boşluğu dolduracaktır. Bu büyük hizmetlerinden dolayı onları kutluyor ve vatan millet aşkına başarılar diliyorum. Ünye’nin en önemli meselesiydi, çok şükür yıllar sonra çözecek biri bulundu. Bugüne kadar hiçbir il ve ilçe bir deli hikâyeleri kitabı yapamamıştır. Ünye bu kitapla tarihe geçecektir. Bu önemli memleket sorununu hallettikleri için teşekkür ederim, gelecek kuşaklara ne kadar akıllı olduğumuzu anlatacak gerçekten önemli bir eser olacak.

Kitap yayınlandıktan sonra da bütün delileri odanın konferans salonunu toplayıp, en akıllı deliye bir konferans verdirmeyi öneriyorum, salonun kirası benden, ama ben 750 TL vermem, beni de delirtmeyin.

Aslında odaya bir de “Delirmenin İşaretleri” adlı bir “Deli Kursu” düzenlemesini öneriyorum. Eh bu kadar delinin bol olduğu ve akıllıların da her an delirmeye müsait olduğu bir yerde bu kurs gerekli. Biz aslında delisi en bol olan şehir olarak da Guinnes rekorlar kitabına girmemiz lazım. Bilgin Hasdemir’den bu işe ön ayak olmasını rica ediyorum, bu işe erse erse onun aklı erer.  

 

Ömer Çam

Artık Ünye’de Ömer Çam’ı tanıyan çok kimse kalmamıştır.  Ömer Çam benim İlkokul öğretmenimdi. Kuzköy’den Ünye’ye Meçhulasker İlkokuluna gelmişti. Değerli bir öğretmendi biz çok şey öğretti. Onun bize sevdirdiği edebiyat ve tarih dersleri ilerideki yıllarda hayatımızı yönlendirecekti. 

1923 yılında Akkuş'a bağlı Kuzköy, bugünkü adıyla Akpınar Köyü’nde doğdu. Akkuş o yıllarda Ünye'ye bağlı bir nahiye idi ve adı da Karakuş'tu. 1954 yılında Ünye'den ayrılarak Akkuş adında yeni bir ilçe haline geldi.

İlk ve ortaokulu Ünye'de okuyan Ömer Çam, Sivas Öğretmen Okulunu bitirdi Akkuş'ta, Ünye'de ilkokul, ortaokul lise, Perşembe Öğretmen Okulu, Samsun Kız Enstitüsü, İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü ve Marmara Üniversitesi pedegoji ve edebiyat öğretmenliği yaptı, yüzlerce öğrencisi oldu.

Son unvanı "Hocaların Hocası" idi, sanıyorum en mutlu ve güzel yılları Ünye'deki yılları olmuştur. 14 Aralık 2002'de 79 yaşında soğuk bir kış günü dolu dolu yaşadığı bu dünyadan ayrıldı. Kabri İstanbul Kartal-Maltepe Gülsuyu mezarlığındadır.

Öğretmenimi minnet ve rahmetle anıyorum, mekanı cennet olsun.

http://www.unyeses.net/ocam.htm

Yarın, yine çok farklı konularla ben buradayım, görüşmek üzere

 

 

 



Bu Haber 498 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Başlık : yakıştığı gibi... Tarih : 14 Aralık 2011 / Pazar Üye Adı :ahmet dokgöz
Yaşar amca çok güzel konulara değiniyorsun,ünye senin dobra eleştirilerinle çok daha güzel olacağına inanıyorum,Umarım yetkili kişiler bu eleştirileri inada çevirmeyip yapıcı,görgülü,modern ve bir turizm şehrine yakışır sosyal organizasyonlar düzenlerler.
Başlık : İstikrar Tarih : 14 Aralık 2011 / Pazar Üye Adı :Ayhan DOĞAN
Yaşar Bey, yazınızı 5. sırada okuyan biri olarak emeni kaptım sayılır. söz söyleme hakkım doğmuştur, sanırım. Öncelikle, yazılarınızdaki istikrarlılığınız için tebrik ederim. 14 Aralık Ömer Çam Hoca'mızın anma haftasında, onunla ilgili geçtiğiniz kısa bilgi paragrafınız isabetli olmuş. Abi, siz hep böyle akıllı kalın, akıllı yazın, ve akıllı durun. Ama sakın ha delirmeyin, sizi kimse de delirtmesin. Sizin delirmeniz, delirtilmeniz hiç de iyiye alamet olmaz. Hele bir de kapanınıza düşülürse var ya, siz adama yandım Allah Türküsü söyletirsiniz valla! Onun için ne olur, sakın delirmeyin, aklınıza mukayyet olunuz. Mazide kalan deli hikayelerini okumak bize yeter. Onlardan bir-kaçtane yazarsanız memnun kalırız. Bi de Yaşar abi, şu Oda eksenli göndermelerden de sıkıldık valla, bıkkınlık geldi biz okuyuculara. Tabii ki yine de içeriğini bilmediğimiz, bu kadar sürdürmeyi gerektiren çok mühim bir husus var ise, bilgi eksikliğimize yor. Bil vesile Saygılar sunar, 20 Aralık saat 20'de Beyoğlu-Atlas sinamasında gösterime girecek olan, Ünye de Fatsa Belgeselinin Galasında görüşmek üzere iyi günler dilerim. Ayhan DOĞAN (ÜNSEV)
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI