Önceki günkü ‘Dikkat çeker tabi ki’ yazım üzerinde sohbet ettiğim bazı dostlar AK Parti’deki gruplaşmalardan ve yaşanan bazı olaylardan örnekler verdiler.
Verilen örneklerin ne kadarı doğrudur, ne kadarı uyduruktur bilemiyorum.
Ama bildiğim ve asıl önemlisi; bu gruplar arasındaki rekabetin şirazesinden çıktığı gerçeğidir.
O yazımda da demiştim. Siyasi partilerde, hedefi olan siyasetçiler arasında rekabet olacaktır. Olması da son derece doğaldır.
Ama bu rekabet “Benim olduğum yerde ona yer yok.”, “Onun olduğu yerde ben yokum” şeklindeki mesafe koymalara ve uzaklaşmaya vardırılırsa hem siyasetçilerin kendileri açısından, hem partileri açısından, hem de hizmet alımı açısından sıkıntılar baş gösterir.
Yine o yazımda demiştim, siyasetçinin kendisine ve partisine verdiği zarar kendisini ve partisini bağlar.
Ama hizmet alımı/aktarımı konusundaki zarar öyle değildir. Bu zarar kendisini ve partisini aşar, milleti bağlar.
1983’ten beri Ünye’de siyaseti yakından takip ediyorum.
Partilerinde bu tür sürtüşme ve kavga nedeni olan siyasetçiler hizmet alımlarında öyle sıkıntılara yol açtılar ki…
Gerçi, bu tür siyasetçiler siyasi alanda uzun süre kalamadılar, elendiler.
Ama sonuçta hem kendilerine hem de millete zarar vererek elendiler.
Aslında gözden kaçırılan, siyasetçilerin hataya düştükleri asıl gerçek mensup oldukları birimdeki takım kaptanına rağmen duruş sergilemeye kalkmalarıdır.
Sn. Şükrü Yürür, 1983’ten 2002’ye kadarki 5 dönem milletvekilliği sırasında Ordu’nun ve Ünye’nin siyaseten takım kaptanlığını yapan siyasetçidir.
Kim bu takım kaptanının işaretini en iyi takip etmişse Sn. Yürür’le siyaset yapmaya devam etmiş… Kim ki işaretini algılamaktan uzaklaşmış, ya da işarete gerek duymamışsa dökülmüş, siyaseten bitmiştir.
Hele bazı ahmak siyasetçiler vardır ki; onlar takım kaptanının koltuğunun altında aday olmayı başarmış, seçilmiştir. Ama bir süre sonra bakarsınız; ‘kerameti kendinden menkul şeyh’ havalarına girmiş, tabiri caizse ‘uçmaya’ başlamıştır. Bu tür siyasetçilere ‘gaz verip’, ‘gaza getirip’ uçmasına yelken açanlar kendisinden ellerini çektiklerinde öylesine yalnızlığa, çaresizliğe düşerler ki bu ‘kerameti kendinden menkul şeyh’ misali kanatlanan siyasetçiler…
Bizim gibi demokrasisi henüz oturmamış ülkelerde siyaset acımasızdır, vefasızdır, nankörlüğün cirit attığı zor bir arenadır.
Yine bizim gibi ülkelerin siyasi hayatında takım kaptanı önemlidir. Takım kaptanın her sözü, her işareti doğru ve eksiksiz algılanmalıdır.
Siyasetçi eğer bir takım kaptanıyla birlikteyse, eğer takım kaptanının istemesi ve işareti sonucu yanında yer almışsa o takım kaptanını dinleyecek… Her sözüne ve her işaretine dikkat edecektir.
Ben derim ki; siyasetçilere bu sözlerim küpe olsun…