“Ünye’den çıktım başım selamet,
İstanbul’a geldim koptu kıyamet”
Taksim anıtının önünde Ünye yerel sokak oyunlarından Tentürük “Topaç” çeviriyorlardı.
Arkamdan biri “kim bunlar dedi
“Ünyeliler” dedi, arkadaşı “İçişleri Bakanı’nın köylüleriymiş.”
“Köylü yok” dedim, “şehirlisiyiz.’
Toplu halde yürüyerek, salona gittik salonda izdiham vardı.
Birazdan belgesel bir yalanla başladı.
Biz Ünye tarihini yalanlardan temizlemeye çalışırken bu belgeli yalana şaşırdık. Belgeseli kızım ve oğlumla seyrettim. Gönlüm isterdi ki şu anda güzel şeyler yazayım.
Belgeselde Ünye Yoktu
Belgeselde Ünye yoktu. Gönlüm Ünye’den en azından bir iki kare görmek isterdi. Kale, Çakırtepe, Fokfok, Feneraltı, Ayanikola ve şehirden bir iki görüntü.
Yapılanlara saygı duyuyorum. Ben de içindeydim. Hem yazdık hem oynadık, herkes seferber oldu. Ünyeliler Esra Hanım’a İstanbul’da da büyük yardımlarda bulundular.
Çekimler iyi değildi, sahnelerde derinlik, açı, uzaktan yakından, sağdan, soldan, yukardan aşağıdan, ileri geri kamera oyunları yoktu.
Bu verilen emeğin tam karşılığı değildi.
Video sanatları öğretim üyesi ve bu işlerden biraz anlayan kızım “Baba, omurgası, senaryosu, olmayan bu gibi şeyleri oturtmak en zor sinema sanatıdır, ilk yirmi dakikadan sonra ipler koptu. Bu rekabeti önce mizahi bir dille yazıp, yazılmış metin oynatılmalıydı.” dedi. Film ilk onbeş dakika iyi gitmiş ondan sonra kopmuştur.
Oysa o kadar çok malzeme çekilmişti ki çekim esnasında arkadaşlara “Bundan yüz tane belgesel çıkar Esra Hanım neden her şeyi çekiyor” demiştim.
Ünye’de Esrara Hanım’a çok büyük destek ve katkı verildi. Yerel tarihçiler, yazarlar, belediye, halk, esnaf, yerel basın, herkes büyük destek vermiş Ortaçarşı esnafı günlerce süren çekim curcunasına sabırla dayanmıştır.
Ancak Esra Hanım, gönlünün zenginliğinden olacak, herkese mavi boncuk dağıtınca ortaya maalesef beğenemediğim bir yapıt ortaya çıkmıştır.
Bence Esra Hanım çektiklerini sıralamada yanlışlık yaptı. Kimim kim olduğunu bilmeden birilerinin tesirinde kalarak ne kadar yanlış, rüya, masal, hikâye varsa ayırmadan filme doldurdu.
Oysa bunları birinin ayıklaması gerekti. Neden anlatılanları tekrar doğrulatmak gereğini duymadı bilmiyorum. Filmde hiç beklenmeyen kişilere yer verilmesi de büyük şaşkınlık uyandırdı. Birileri Esra Hanım’ı yanlış yönlendirmişti.
Ana Metinde Ne Yazıyor?
Ben belgeselin Ünye bölümünü bu haliyle kabul edemeyeceğim. İleride tarih, bir tarih yazarı olarak beni yargılar ve suçlar. Biz geleceğe objektif bilgi bırakmak zorundayız. Fatsa tarafı için bir yorum getiremem ama içinde Ünye olmayan bir belgesel yapılmıştır.
Eserin yazarı İsmail Canbulat’ın yazdığı ana metin arada kaybolmuştur. Bu ana metin nasıldı İsmail Canbulat ne anlatıyordu bilemiyoruz. Sevgili İsmail’den bu ana metni bir şekilde bize ulaştırmasını rica ediyorum çünkü çok merak içindeyim. Sevgili İsmail deneyimli usta bir yazardır, ondan böyle karmaşık bir şey çıkacağını sanmıyorum. Hatta yıllar önce bu konuda Ünye için senaryo yazıp kültür bakanlığına sunmayı çok konuşmuştuk. Benim bir hikâyemden yapacağımız “Muz Kokulu Gazoz” projemiz bile vardı. Bize Ünye de Fatsa arası belgeseline temel olan ana metni gönderir veya bilgi verirse mutlu oluruz.
Bir Alman atasözü var derki:
“Zu viele Köche verderben die Suppe’’ Çok karışan olursa çorba ziyan olurmuş. Belgesel biraz buna benzemiştir.
Ancak, bir emek verilmiştir, ekip gece gündüz çalışmıştır, ellerinden geleni yapmışlardır, uykusuz yorgun geceleri olmuştur. Ben en azından cesareti, emeği, iyi niyeti takdir ediyor, teşekkür ediyor, eserleri önünde eğiliyorum fakat beğenemiyorum.
Yanlış taşlara ve yanlış kişilere oynanılmış eş dost hatır gönül ön plana çıkartılmış ama ortaya belgesel çıkarılamamıştır. Belgeselin kopyalarını piyasaya sürmeden ve arşive kaldırmadan önce tekrar bir düzenleme yapılmasını öneriyorum. Bir takım yalan ve gereksiz bilgi ve sahneler atılarak tekrar gözden geçirilmelidir. Bu haliyle Ünye’ye zararı olur, çünkü birçok yanlış bilgi vardır.
Belediye Başkanının Sitemi
Biz Ünye’yi yalan ve gerçek olmayan bilgilerden temizlemek için yıllarca uğraş verirken Esra Hanım’ın doğruluğunu hiç araştırmadan bir takım bilgilere belgeselde yer vermesi ben de dahil bazılarını incitmiştir..
Ben burada en çok Belediye Başkanı Ahmet Arpacıoğlu adına üzüldüm, gerçekten özveri ile Ünye için her şeyi yaptı ama onun gereksiz yemek tariflerinden beş saniye kesip bir görüntüsüne bile yer vermediler. Başkan daha sonra yaptığı açıklama da sitemini şu cümlelerle dile getirmiştir.
“Ünye ile ilgili bir film projesini haber alınca, tüm imkânlarımızla bu yapımın içinde yer aldık. Tüm kurum ve kuruluşlarla, Ünyeli hemşerilerimizle birlikte yüreğimizi koyduk. Projeye elle tutulur bir katkısı olmayanların ağırlıkta olduğu bir yapım ortaya çıkmış. Oysa biz başından itibaren, galasına kadar bu yapıma özel bir önem verdik. Ancak aynı özeni bulamadık.”
Biz Onları çoktan sildik
Ünye bizimdir, seyredenlerin aklında yalan ve yanlış bir Ünye imajı oluşmasını istemeyiz. Sonradan bu yalanları temizlemek çok zor oluyor. Belgeselin, son düzenlemesi Ünye’yi ve geçmişini çok iyi bilen birinden yardım alınarak yapılmalıydı.
Belgesel, adı üzerinde bir “Belge” dir. Belgede yalan ve yanlış olmaz. Olursa katmerli hata olur. Oysa bu yapımda yalan ve yanlışlar, filmin başında anlatılan aslı astarı olmayan şeylerle adeta belgelenmiştir..
Esra Hanım isimlerinden medet umduğu bazı sanatçılara belgeselde zorla Ünyeliyim ve Fatsalıyım dedirtmeye çalışmış, Kadir İnanır ve bazı sanatçılar verdikleri cevaplarla adeta Ünyeyi azarlamışlardır. Bu kişiler ben Ünyeliyim dese ne olur, demese ne olur? Demesinler istemiyoruz. Biz onları çoktan sildik.
Son Olarak
Belgeselin en iyi tarafı afişidir. anım bir yaka yakın bi zamanda ne bulduysaAfişi çizen arkadaşa karakterlerin kimseye benzememesi için talimat vermiştir. Bir de sen benzedin ben benzemedim derdi çıkmasın diye. Franfurt’a gidilen afiş ise başkadır.
Son olarak verilen emeğe, yapılan çalışmalara ve çalışanlara, ortaya çıkardıkları esere saygı duyuyorum. Daha iyi olabilirdi. Filme eleştirmenler tarafından 5.5 verilmiştir.