Değerli okuyucular,
Elli yılı aşan gazetecilik hayatımda bir çok olay başıma geldi. Ama köşe yazımı bir yılbaşı gecesi bir hastane odasından serumlara bağlı olarak yazmak ilk defa başıma geldi. Bir talihsizlik mi ne denirse, galiba kendimi gençler arasında biraz fazla yordum. Bir beyincik enfarktüsü geçirdim üç gün yoğun bakımda kaldım. Hastaneye nasıl geldiğimi hatırlamıyorum.
Masamda bilgisayarımda normal çalışmamı yaparken, birden gözümün önünden ekran kayboldu. Belki düzelir diye bir müddet bekledim. Düzelmeyince Hacer Hanıma ‘’Bana bir doktorla, ambulans çağırın ve hastaneye yetiştirin’’ dedim. Turgay bey geldi, ambulansa onunla gittik. Sonrasını hatırlamıyorum. Yoğun bakımda gözlerimi açtım. Akşam ise çocuklarım başımdaydı. Kız kardeşim gelmişti. Annem “ben de gideceğim” demiş ama oğlunu kollarına serumlar bağlı olarak görmeye dayanamaz diye henüz getirmediler. Bu akşam ilk defa serumları çözdüler, kollarım serbest olarak uyuyacağım.
Allah insanı bir derde duçar edip, hissiz hastane odalarında kimsesiz komasın. Bu kadar sivri dilimize rağmen bu kadar sevenimiz olduğunu görmek beni mutlu etti. Kaldığım odaya sığmadı çiçekler. Aşağı ve yukarı katlardan bir çiçek bahçesi haline gelen odayı görmeye geldiler. Genç bir kız yanıma yaklaştı “amca siz çok mu önemli birisiniz, ne kadar çok seveniniz varmış” dedi.
Telefonla arayan (telefonlara bakamadım, notları oğlum aktardı) iyi dileklerini ileten ve çiçek gönderen dostlarıma, selamlarımı, sevgi saygı ve teşekkürlerimi sunarım, onları bütün samimiyetimle sıkı sıkı kucaklar, öperim. İyi ki varlar.
Şu yalan dünyada bir varla bir yok gibiyiz. Her an herşey başımıza gelebilir. Hayatın pamuk ipliği kadar çürük olduğunu anladım. Herkesi çok seviyorum. Kimseye dargın ve kırgın değilim.