Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
23 Ocak 2012 Pazar
MİSAFİR KALEM
Mustafa Küçük / Nusayrilik ve Suriye Gerçeği Üzerine

Selam hidayete erenlere,

Bilineceği üzere Suriye Ak Denize kıyısı bulunan ve Türkiye’nin komşusu olan bir ülkedir. Başkenti ve en büyük şehri ise Şam’dır. Yaklaşık 18 milyon nüfusuyla bir Ortadoğu ülkesidir. Ülkede Baas Partisi 1963’den bu yana yönetsel gücü elinde bulundurmaktadır. Devlet 1970’den bu yana Nusayri asıllı Eset ailesi tarafından idare edilmektedir. Şu anda Suriye devlet başkanı 1970’de iş başına gelen ve 2000 yılında ölen Hafız Esed’in oğlu Beşer Esed’dir.

Ülke nüfusunun çoğunluğunu suni Araplar oluşturmaktadır. Ülkede nüfusun % 89’unu Araplar, % 6’sını Kürtler, % 3’ünü Ermeniler ve geri kalanını da Türk, Çerkez ve Asurîler teşkil eder. Şu anda ülke yönetiminde söz sahibi olanlar Nusayri Araplardır.

Bu arada Nusayriliğin ne demek olduğunu kısaca açıklayalım. Nusayrilik Şia Mezhebinin aşırı/gulat bir kolu olan ve adını da kurucusu Muhammed b. Nusayr En-Nemiri’den alan itikadi bir görüştür. Bu mezhebin kurucusu hicri 270, miladi 883’de yaşamış olup batini görüşleriyle meşhur biriydi. Her ne kadar bu fırkanın/mezhebi görüşün düşünce yapısı kısmen İslam’a dayansa da bu mezhep/fırka daha çok batini teviller ve hatta bazen Hıristiyan kültürü üzerine düşüncelerini kurgulamaktadır.

Düşüncelerinde tenasüh/reenkarnasyon inancına da yer veren bu fırka temel olarak Hz Ali’nin ilahlaştırılması üzerine yorumlarını bina etmektedir. Yani bunlara göre Hz Ali bir Tanrı’dır ve onda Tanrının bütün sıfatları tecelli etmekte olup Ali bizzat nurdur/nurun nurudur.

Kendisi ilahi zatı açısından da gizli olup o bir manadır. Her ne kadar o görünüşte bir insan ve imam olsa da aslında Bâtıni yönüyle/cihetiyle o bir Tanrıdır/Tanrının ta kendisidir. Bu nedenle onların şahadet kelimeleri ‘Ben Ali’den başka ilah bulunmadığına şahitlik ederim!’ şekildedir.

Bir başka ifadeyle Ali-haşa lillah-Tanrıdır ve kendi ruhundan da Muhammed’i yaratmıştır. Daha sonra Muhammed de Selman-ı Farisi’yi yaratmıştır. Burada ise Ali ‘mana’, Muhammed isim ve Selman ise bab/kapıdır. O da Selman-ı Farisi’yi yaratmıştır.   Bu üçlü Hıristiyanlıktaki “Baba-Oğul-Ruhul-Kudüs” sistemiyle açıklanabilecek A(ayn), M (Mim) ve S (Sin) sembolleriyle ifade edilir.

Ayrıca bu mezhebi görüşe sahip olanlar tenasüh ve ruh göçüne de inanırlar. Onlara göre, insanlar ilk kez semavi varlıklar olarak yaratılmış olmalarına rağmen ellerinin yapıp ettikleri neticesinde bu yeryüzüne gelmiş ve bu günkü şekle bürünmek zorunda kalmıştır. Bu zorunlu yeryüzü yolculuğu sonucunda ise ruhlar tekrar eğitilmeleriyle yüceler âlemine yani semavi âleme/asıl vatanlarına geri döneceklerdir.

Yine bu anlayışta Hz. Ali (r.a)’nin yıldızların prensi olduğunu ve güneş veya ay ile cisimlenmiş bulunduğuna da inanırlar.

Ali’ye inanan Nusayriler ruhla, hareket yoluyla yıldızlar haline dönüşerek nurlar âlemine yükselir. Nusayri olmayanların ruhları ise, hayvan cesetlerine girer. Onlara göre kadınların ruhları yoktur. Şeytanlar insanların günahlarından, kadınlar da şeytanların günahlarından yaratılmışlardır.

Bu inanç salikleri tarihi süreçte sünnet ehli tarafından şiddetle eleştirilmişler ve bu mezhebin görüş ve düşüncelerinin tamamen batıl, sapkın olduğunu ve bunları benimseyenlerin de kâfir olacaklarını söylemişlerdir.

Hatta İmam İbni Teymiyye (rh) gib zevatlar bu gibi inanç sahiplerinin kestiklerinin dahi yenmeyeceğine ve kızlarıyla da nikâh akdinin gerçekleştirilemeyeceğine hükmetmişlerdir.

Ayrıca Nusayrilik ne Hıristiyanlıkla, ne Yahudilikle, ne de İslam ile ilgisi olmayan; gerek inanç, gerekse ibadet yöntemleriyle ayrı bir din olarak ortaya çıkmaktadır. Bunların kâfir, müşrik, mülhit olduklarında bütün Ehl-i sünnet ve Şia uleması ittifak etmiştir.

İşte bu düşüncede olan ve maalesef Suriye’de azınlığı teşkil etmelerine rağmen yönetimde bulunan ve ülkeyi 1970’lerden bu yana demir yumrukla idare edenler bu fırkaya mensup olan kişilerdir. Bunlar Suriye’de halka öylesine istibdat yaşatmaktadırlar ki bir kimse bir yere faks bile çekmek istese ülkenin istihbarat servisi El-muhaberat’tan izin alması gerekir. Bu küçük örnek bile Suriye halkının ne kadar istibdat altında yönetildiğini/olduğunu göstermesi açısından anlamlıdır.

Şurası da açık bir gerçektir ki Suriye yaklaşık elli yıldır hem sivil ve hemde askeri bürokraside mezhepsel bir kuşatma altındadır. Bu tür bir uygulama aslında halkın büyük bir kısmını diğer bir ifadeyle Sünni kesimi ötekileştirmiştir.

 Neticede ülkede Sünni kesim nüfusun yaklaşık yüzde 85’ini teşkil etmesine rağmen bu kesimin elinde asla hiçbir şekilde yönetsel bir güç/yetkinlik olmamıştır. Bilinçli olarak bu kesim bürokrasiden gerek güç kullanılarak, gerekse yasalar yoluyla uzak tutulmaya özen gösterilmiştir.

Hatta yıllar önce okuduğum bir köşe yazısında Hafız Esed yönetime el koyduğunda sivil askeri bürokrasiden olmadık yöntemlerle, çoğunluğu teşkil eden Sünni yönetici ve subayların görevine son vermişti.

Okuduğum o yazıda askeri bürokrasiden özellikle üst düzey komutanları el çektirmek için Hafız Esed’in kullandığı bir yöntem şöyle anlatılıyordu.

Ordudan ve bürokrasiden Sünni kesimi temizlemek içkili balolar düzenleniyor ve buraya üst düzey subay ve yöneticilerin eşleriyle birlikte gelmesi zorunlu tutuluyordu. Aynı zamanda doğal olarak bu parti ve balolar içkiliydi. Bu balolara inançları gereği gelmeyenler veya gelip haram olduğundan dolayı içki içmeyenler ve dahası eşini getirmeyenler veya getirse de dansa iştirak etmeyenler fişleniyor ve görevlerine son veriliyordu.

Aslında bu tür uygulamalar yirminci yüzyılda tüm İslam coğrafyasında her zaman yapılmakta olan olağan uygulamalardı.  Ben şahsen bu yazıyı okuyunca bir an ülkemi düşündüm ve aynı senaryoların buralarda da oynadığını hissetmekte gecikmedim.

Uzun bir süre önce İran’da basılmış bir kitabı okuduğumda da benzer türden olayların Şah yönetimi döneminde yapıldığını öğrenmiştim. Bu tür faaliyetlerin temel felsefesi kurulan rejimin karşıtlarını tespit edip imha etmektir. Bu tür bir histeri içinde olan insanların kendi halkına zulüm ve haksızlık adına ve dahası despot rejimi korumak için yapamayacakları hiçbir şey yoktur.

Onlar o kadar vahşileşirleşirler ki kurdukları halk düşmanı rejimi ayakta tutmak için yalan yanlış haberlerle halkı kin ve nefrete sürükleyerek her türlü kirli senaryoyu korkmadan hayata geçirebilirler. 

Bu gibiler aslında ülkenin de, halkın da düşmanıdırlar! Her ne kadar halk adına konuşsalar da, halkın değerlerini kutsar gibi gözükseler de asla halkçı değillerdir.

Bunları sadece kirli niyetlerini gizlemek ve halkı kurdukları rejimler vasıtasıyla hem kendi etraflarına ve hem de rejimin arkasında bulunan gerçek sömürgeci güce/güçlere ülke kaynaklarını peşkeş çektirmek amacıyla yaparlar.

Halkına zulüm eden bu uzaktan kumanda rejim taraftarları o kadar semirirler ki artık ülkede her noktada etkin hale gelirler. Artık ülkede ekonomik yaşam, eğitim, yönetim ve devletle ilgili her ne varsa hep onlardan sorulur. Onlara göre aslında geri kalan çoğunluk düşünme yetilerini kaybetmiş bidon kafalı yığınlardır.

Ortadoğu’da Suriye gibi rejimleri uyduruk olan ülkelerde ne eğitim ve öğretim, ne siyasal yapılanma, ne düşünsel oluşum ve ne de sivil toplum örgütlenmeleri asla bağımsız değildir. Suriye’de bu tür oluşumlar asla Suriye istihbarat örgütü El-Muhaberat’tan habersiz gerçekleşemez. 

Rejim kendi halkını iç tehdit olarak algıladığından dolayı bu tür ülkelerde kurulan istihbarat örgütleri öncelikle ve özellikle kendi halkını gözlemler/fişler! Maalesef Ortadoğu yirminci yüzyılın başlarında Osmanlı yıkılıp sömürgeci güçlerin eline geçmiştir. O günden bu yana buradaki halklar kurulan rejimlerden ve o rejimlerin başlarına getirilen halk düşmanlarından çok çekmiştir ve halen de çekmektedirler.

Rejimin başında duran bu beslemeler o kadar acımasızlaşmışlardır ki  yaklaşık on sekiz milyonluk Suriye nüfusunun beş milyonunu katletseler bir tüyleri  bile kıpırdamaz. Yeter ki emperyalistlerin kurduğu sömürgeci siyasal rejimler yaşasın/var olsun! Örneğin. 1982 yılında Suriye’nin Hama kentinde bu dikta rejime karşı halk baş kaldırmış ve batını da desteğiyle bu hareket acımasızca bastırılmış ve bir gecede tanklar ve topçu desteğinde yaklaşık kadın çocuk otuz bin kişi katledilmişti. Bu olaydan sonra çıkartılan ve halen de yürürlükte olan kanunlar öylesine yaşamı çekilmez hale getirmiştir ki toluma öncülük edecek kişiler bu ülkede yaşayamaz hale gelmişler ve bir yolunu bulup başka ülkeler hicret etmek zorunda kalmışlardı. 

Şurası yalın bir geçektir ki bu tür ülkelerde rejim asla halk için değil adeta halk rejim için vardır.

Nihayet Ortadoğu halkları bu olayı çözümlemiş ve bu gidişata canı pahasına da olsa bir dur deme eğilimine girmiştir. Suriye halkı, bu bir avuç Nusayri örgütlenmesi ve emperyalist gücün de desteği neticesinde oluşmuş bu müstebit yönetimden oldukça çok bunalmıştır.

Dolayısıyla Arap ülkelerinde kendiliğinden gelişen olaylar bu halkı da özgür bir ortamın oluşması için ayağa kalkmaya zorlamıştır. Arap ülkelerindeki özgürlük talepleri Suriye halkının da itici gücü olmuştur. Bu nedenle de yüz binler sokağa inmiş ve şimdilerde bu haklı taleplerini ise ceberut yönetime duyurmaya çalışmaktadırlar.   

Fakat hepinizin de bileceği gibi geçenlerde Suriye'de (rejim yanlısı Nusayri’lerden oluşan) bir milyonu aşkın insan toplanmış ve yönetim lehine sloganlar atarak Şam sokaklarında yürüyüş yapmışlardı. Hatta iki buçuk kilometre uzunluğunda da bir Suriye bayrağı açmışlardı. 'Bu ülke bütündür, bölünemez! Bu bayrak ebediyen yurdumun üstünde dalgalanacak! Irkıma yok izmihlal!' türünden sloganlar atarak bildiriler dağıtmışlardır. Halk sanki ülkeyi bölüyormuş/bölmek istiyormuş gibi bir hava estirilerek bu mitingi zalimlere destek amacıyla yapmışlardı. ‘Devlete uzanan eller kırılsın!’ diyerek bitirdiler bu zalimlere destek yürüyüşünü/mitingini! O mitingde insanların haklı taleplerinin nasıl da bayrak, vatan gibi bir takım kavramlar/değerler üzerinden susturulmaya çalışıldığını hep birlikte gözlemledik.  Yaklaşık elli yıldır demir yumrukla ülkeyi yöneten bir buçuk milyon alevi Kızılbaş’ın/Nusayri’nin ülkedeki 16 milyon halka kan kusturduğu bir ortamda halkın haklı taleplerinin nasıl da bayrağa karşı saygısızlık, vatana ihanet gibi bir suçlamayla örtbas edilmeye çalışıldığını hep berberce gördük!

Aslında bu tip senaryolar hep bu sömürülen Ortadoğu ülkelerinde bildik türden senaryolar olup doğrusu beni pek de şaşırtmadı. Maalesef bu tür eylemler hemen-hemen tüm sömürülen ülkelerde sürekli vukua gelmektedir. Şimdi bir soru: Bu ülkede yani Suriye’de özgürlük isteyen yığınlar 'Ey İsrail! Gelin ve şu ülkeyi/Suriye’yi bölün mü diyorlar/demek istiyorlar sizce?’ Hayır, asla! Sadece yıllarca bir faks göndermek için bile gizli teşkilat El-Muhaberat’tan izin almak zorunda olan halk biraz özgürlük talep ediyorlar hepsi bu! Bizdeki verisoynu da aynı değil mi? Anadolu kadınını temsil etmeyenler bu ülkede vatan bayrak diyerek sokaklara dökülüveriyorlar! Eline bir bayrak alıp vatan millet diyenlerin çevirdiği dolapları görünce insan vatandan da, bayraktan da soğuyası geliyor. Hayır, değerlerimizi-ki bu dini değerler de olabilir-kendi kötü emellerine alet edenlerin bu tutumları karşısında biz asla doğrularımızdan, değerlerimizden vazgeçmeyeceğiz/vazgeçmeyecek kadar da akıllıyız!

Bu gibilerin ellerinde ki bayraklar bir düşse yüzlerinde bu ümmete karşı ne kadar acımasız ve despot oldukları çok daha berrak bir şekilde ortaya çıkacaktır. Hikmet ise bayrak düşmeden bu heriflerin bu insanlık için kurdukları tuzakları görebilmek ve birer Musa olabilmektir. Unutmayalım ki Musa olabilmenin yolu ise Allah’ın kitabını okuyup yaşamaktan, ihlâs ve samimiyetten geçer! Bu böyle biline!

Selam hidayete erenlere.

 

 

 

 

 



Bu Haber 1794 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Başlık : Nusayriler Tarih : 25 Ocak 2012 / Pazar Üye Adı :ibrahim yıldıran
Mustafa bey,yazınız çok sert olmuş, henüz Nusayriler yorumlamamışlar çok şaşırtıcı,bu konuda bende bir yazı yazmıştım ve burada yazılanların kısa özeti gibi ve dinlerinin detayına girmediğim halde,sert eleştiriler aldım.Üzerinden 2-3 ay geçtiğinde bile. Başarılar dilerim.
Başlık : İlave bilgiler Tarih : 25 Ocak 2012 / Pazar Üye Adı :Abdullah US
Selam İslamı politikaya alet etmeyenlere Küçük, yazındaki ifadelerinle ne kadar küçük düşündüğünü ortaya koymaya çalışacağım: Suriye'nin başkenti DAMASCUS'dur. Şam Damascus'un bir semtidir. Herhangi bir Suriyeli ile karşılaşırsan sor. Sana aynen böyle söyleyecektir. Nusayriliği ele alarak açıklamalarda bulunmanın gerçekten siyasi bir amaç taşıdığı kanaatına varıyorum. Sonraki yazında da Dürzîlik hakkında bilgi vermek istersen Derzi Hasan’ın Dürzîliği nasıl oluşturduğu hakkında sana yardımcı olabilirim. Çünkü dürzüleri çok iyi tanırım! İslamiyet Allah'ın birliğine inananların (Tevhit) dinidir. Kuran'ı Kerimde Hıristiyanlıktaki üçlemeye (teslis) inanılmaması hususunda ayetler de bulunmaktadır. Ancak birçok İslam mezhebinde üç rakamını görmek mümkündür. Üçler yediler kırklar, üçten dokuza şart olsun gibi. Birçok hadis üç rakamı ile açıklanmaktadır. Doğu Anadolu'muzun dağlık kesimlerinde kabul görmüş Şafii mezhebindeki insanlarımızın Kuran'a el basarak yalan söyleyebildikleri halde, ellerine üç taş verip arkalarına atmaları istendiğinde kati surette yalan söyleyemediklerini görebilirsin. Yahudilerin Kabala hesapları gibi cifir hesaplarına başvuran ve kendilerinin en büyük Müslüman olduklarını iddia eden insanlar da vardır.. 3x11=33 33x3=99 Allah'ın güzel isimlerini (Esma-i Hüsna) ve tesbihi izah edenler de bulunmaktadır. İslam dini Peygamber efendimizden sonra çeşitli nedenlerle mezhep ve tarikatlara bölünerek Müslümanlar parça parça olmuşlardır. Birlik ve beraberliklerini ne yazık ki kaybetmişlerdir. 70 den fazla mezheple, geçmişten günümüze 600 ün üzerindeki tarikatları nasıl izah edeceğiz. Kuran'dan başka kitaplara inanan mezhepler bulunmaktadır. Bunlardan; Bahailik (Babilik) bile mahkemelerimizce İslam'dan sayılmıştır. İslamın kontrolü çıkarcıların veya politikacıların kontrolünde mi olmalıdır? Bu konudaki düşüncelerin her ikisinden de yana olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Suriye'de El Muhaberat'tan başka istihbarat servisleri de vardır. Baskıcı rejim ancak bunlarla ayakta durabilmektedir. Suriye'de turistik semtler dışında cadde ve sokak isimlerini gösteren tabelalar olmadığı gibi, hane numaraları da bulunmamaktadır. 1967 de ki 6 gün savaşlarında İsrailliler hedef şahıslarını hemen adreslerinden toplamışlardır. Güvenlik nedeniyle bu tabelalar kaldırılmıştır. Bu nedenle faks değil, mektup göndermenin bile ne kadar güç olduğunu anlayabilirsin. Baskıcı Esat rejiminin nasıl ayakta durduğuna dair basit bir örnek de vereyim. Düğünlerde bir silah atıldığında, karakol bunu duyarsa hemen gelir. Silahın kim tarafından atıldığını sorar. Kimse üstlenmezse gelin ve damat hemen hapse atılır. Olayı birisi üstlenene kadar içeride kalırlar. Bu arada gelin ve damadın durumunu sormaya babaları da gelse içeri atılırlar. Sormak bile yasaktır. Suriye devletinin adında da cumhuriyet vardır. Bu gibi yazılar yazabildiğine şükret. O senin kötülemeye çalıştığın insanlar sayesinde böyle özgürlüklere sahipsin. Ülkemdeki üst düzey bürokratların nasıl yönetimden uzaklaştırıldığı hakkında hiç yazmamışsın. Sen nerde yaşıyorsun? Yoksa yeni mi geldin? “İnsanların despot rejimi korumak için yapamayacakları hiçbir şey yoktur.” “Kurdukları halk düşmanı rejimi ayakta tutabilmek için yalan yanlış haberlerle halkı kin ve nefrete sürükleyerek her türlü kirli senaryoyu hayata geçirebilirler.” “Bu gibiler aslında ülkenin de halkın da düşmanıdırlar! Her ne kadar halkın adına konuşsalar da, halkın değerlerini kutsar gibi görünseler de asla halkçı değillerdir.” “Bunları sadece kirli niyetlerini gizlemek ve halkı kurdukları rejimler vasıtasıyla hem kendi etraflarına ve hem de rejimin arkasında bulunan gerçek sömürgeci güce/güçlere ülke kaynakların peşkeş çektirmek amacıyla yaparlar.” “Halkına zulüm etmek amacıyla bu uzaktan kumanda rejim taraftarları o kadar semirirler ki artık ülkede her noktada etkin hale gelirler. Artık ülkede ekonomik yaşam, eğitim, yönetim ve devletle ilgili her ne varsa hep onlardan sorulur. Onlara göre aslında geri kalan çoğunluk düşünme yetilerini kaybetmiş bidon kafalı yığınlardır.” “Şurası yalın bir gerçektir ki bu tür ülkelerde rejim asla halk için değil adeta halk rejim için vardır.” “Aslında bu tip senaryolar hep bu sömürülen Ortadoğu ülkelerinde bildik türden senaryolar olup doğrusu beni pek de şaşırtmadı. Maalesef bu tür eylemler hemen –hemen tüm sömürülen ülkelerde sürekli vukua gelmektedir.” Küçük'ten büyük sözler olarak nitelendirdiğim size ait yukarıdaki satırlar, Çok yakın gözlemlerinizden mi kaynaklanıyor. Yoksa birilerinin akıl hocası mısın? Haçlı seferleri sırasında, haçlı ordularının en büyük güçlerinden biri Macarlardı (Hungary-Hunların ülkesi). Haçlı ordularına karşı İslamı koruyan da yine Türklerdi. Yani bu millet geçmişte her iki dine de büyük hizmetler yapmıştır. Ancak günümüzde Türkler tamamen haçlı ordularının yanında yer almaktadır. Türk milletinin Kıbrıs Harekâtı sırasında korkusuzca yardım etmiş Müslüman Kaddafi'nin öldürülmesinde, cesedinin yerlerde sürüklenerek parçalanmasında, Irak'taki ABD askerlerince öldürülen Müslüman Iraklıların üzerine işeyenlerin yanında yer almak; ancak zamanın firavunlarına yakışabilir. Öyle değilmi Küçük? İslamı siyasete alet etmeyenlere selam.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI