Ermeni soykırımını inkar edenin cezalandırılmasıyla ilgili kanun Fransız senatosunda onaylandı. Uzun süredir basın yayın organlarında uzun tartışmaları izliyor, bu meseleyle yatıp kalkıyoruz. İktidarıyla muhalefetiyle herkesin aynı fikirde olduğu bu milli konuda Sarkozy, Türkiye ile olan ilişkilerini koparma pahasına gözünü bürüyen iktidar hırsıyla çok büyük bir yanlış yapıyor. Türkiye devleti de yaptırımlar, tedbirler ile ilgili çalışıyor. Bir zamanlar bir mektupla hizaya getirdiğimiz Fransa “o zaman sen güçlüydün, şimdi ben” diyor.
Fransa mahallenin yaramaz (geçmişi sömürgeci, katliamcı), ama güçlü çocuğu (dünyanın 6. büyük ekonomisi), küçük ve zayıf çocukları bazen haksız yere dövse de şimdilik ona karşı gelmek zor. Mahallede sözü geçen büyüklerini, kanaat önderlerini, bekçiyi haraca bağlamış (birleşmiş milletlerin çeşitli sosyal kuruluşlarına, dünyadaki çevre ve yardım konuları gibi muhtelif organizasyonlara yardım ediyor), bir kısım yaramaz çocukları da harçlıkla kendine fedai yapmış (Fransa’yla ticari ilişkileri ve menfaatleri olan olan bazı ülkeler ve eski sömürgeler), mahalle muhtarlığında kendini aza olarak yazdırmış (birleşmiş milletlerde veto hakkına sahip 5 ülkeden biri), muhtarı istediği gibi yönlendiriyor (Amerika Birleşik Devletleriyle beraber hareket ediyor). Mahalledekiler, alışveriş ihtiyaçlarının önemli bir kısmını onun bakkalından karşılıyor (Dünyanın her yerinde perakende sektörünün büyük oyuncusu), en büyük bakkal onunki, onun bakkalında bulunan çeşitlilik hiçbir yerde yok (Carrefour gibi büyük süpermarketler). Mahallede maytap üretmek hoş görülmüyor ama o üretiyor ve önemli miktarda satıyor (dünyada en fazla silah satan ülkelerden biri). Muhtar, azalar, mahallenin büyükleri ve bekçi sesini çıkarmıyor, çünkü onlar da işin içinde (dünya silah üretimi ve ticaretini gelişmiş ülkeler yapıyor). Mahalleyi havaya uçuracak kadar dinamiti üretiyor (nükleer silahı bulunan ülkelerden biri) ama mahalledeki diğer çocukların üretmesine izin vermiyor (İran, Pakistan, Kuzey Kore gibi ülkelerin nükleer silah üretimi engellenmek isteniyor) ve her türlü baskıyı yapıyor. Evinin inşaatında ve bahçe düzenlemelerinde mahallenin gariban, sahipsiz çocuklarını çalıştırmış, sahipsizlerin ve gücü yettiklerinin mallarına el koymuş ve evinin yapımında kullanmış (Fransa’nın metrolarının, yollarının, binalarının, limanlarının inşaatında milyonlarca afrikalı çalıştırılmış, sömürülen ülkelerin madenleri, zenginlikleri ve her türlü para eden değerleri Fransa’ya taşınmıştır, bugün Fransa milli futbol, basketbol takımında sömürgelerin torunları oynuyor), evin arka bahçesine attığı tavuk dışkıları mahalleyi kokutuyor (nükleer enerji’den elektrik üreten ülkelerden biri) ama mahallenin diğer çocuklarına kötü koku yayan malzemeleri bahçelere koymanın kötü bir şey olduğunu sürekli anlatıyor (çevreci kuruluşlar kalkınmakta olan ülkelerde çok aktif, dünyayı asıl kirletenlere bu zamana kadar göz yumulmuş, şimdi kalkınacak olanların önü kesilmeye çalışılıyor, Fransa elektriğinin % 65’ini nükleer enerjiden üretiyor).
Bu senaryoyu benzer ifadelerle Amerika, İngiltere, İsrail gibi bir kısım ülkeler için yazmak mümkün. Bir mizansenle anlattığım, maalesef bir gerçek. Gücünden aldığı pervasızlık ve şımarıklık ile Fransa ermeni soykırımı meselesinde Türkiye’yi dikkate almadı. Türkiye’nin Fransa’yı sarsacak ve etkileyecek kadar gücü olmadığını düşünerek bildiğini yaptı.
Total akaryakıt istasyonları, carrefour süpermarketleri, danone yoğurt ve süt ürünleri, tefal mutfak ürünleri, pierre cardin ve lacoste gibi giyim markaları, peugeot, renault, citroen gibi otomobil firmaları, unıroyal, michelin gibi araç lastikleri, L’oreal, christian dior gibi kozmetik markaları, başak sigorta, güneş sigorta gibi sigorta şirketleri her tarafımızı sarmış, bunun gibi 600 civarında Fransız şirketi Türkiye’de yatırım yapmış. Mevcut yatırımlardan, ortaklık ve üretimlerden vazgeçmek zor. Ancak yeni yapılacak işlere Fransızları sokmamak gerekiyor. Önümüzdeki 10-15 sene içindeki 350 milyar dolarlık yatırım pastasından Fransa’nın pay alması engellenmeli. 100 milyar dolar enerji yatırımları, 100 milyar dolar çevre yatırımları, 100 milyar dolarlık savunma sanayi ve THY’nin yatırımları, 50 milyar dolarlık metro ve trenlerde yenileme yatırımları olacak.
Fransız şirketleri, bütün bu yatırımların hepsiyle ama özellikle nükleer santral, elektrik dağıtım özelleştirmeleri ve savunma ihaleleri ile yakından ilgilenecektir. Fransa’nın bu büyük işlerden uzak tutulması biraz kolay görünüyor. Ancak Fransa ile Türkiye arasındaki mevcut ticari ilişkiler, Türkiye’deki Fransız özel sektörünün yatırımları. Bu nedenle Türkiye’nin devlet olarak Fransa’yı silkeleyecek ekonomik yaptırımlar uygulayabilmesi zor. Yine de Türkiye bir kısım şeyler yapacaktır.
Bu olayda da açıkça ortaya çıkmıştır ki; Türkiye bir an evvel ekonomik, siyasi, kültürel, demokratik gelişmesini sağlamalı, ileri teknoloji gerektiren işlerde, savunma sanayisinde dışarıya bağımlılıktan kurtulmalı, bağımsız ve güçlü bir ülke olarak gerektiği zaman dünyaya karşı dik durabilmelidir.