Merhaba Sevgili Okurlar...
Öncelikle bana gazetesinin köşesinde yer verip sizlerle buluşmama vesile olan değerli Ali Bey'e sonsuz teşekkürler!
Mevlam'ın bana ihsan ettiği kabiliyet ve imkan nispetinde her hafta sizlerle Şirin Ünye’mizin tarihi güzelliklerinden, kent yaşamından yetiştirdiği güzel insanlarından bahsedeceğiz.
Kalesi, Çakırtepesi,İskelesi... Orta Camii'nden tutun da, kaldırım taşlarına kadar adım adım Ünye'mizi gezecek, saklı kalmış sırlarını ve hazinelerini keşfedeceğiz.
Unutmayalım ki: "Sokaklarında adım adım gezmediğin şehir senin değildir!"
Yazmaya karar verdiğimde ilk gittiğim yer Ünye İskelesi’ydi... İskeleyle aynı adı taşıyan mekandan içeri girip masalardan birine oturdum. Kendime orta şekerli bir kahve söyleyip İskele’yi seyre daldım. Biraz ıssız, bir iki balık tutan genç, bir de denize bakıp hayaller kurduğunu düşündüğüm genç bir kız var.
Garip bir suskunluk sahnesi... Gün akşam kızıllığına dönmüş, güneş yerini aya devretmeye hazırlanırken, denizin üzerinde yakamozlar coşkuyla dans etmeye başlamışlardı bile...
Ilık ılık bir meltem esiyor birşeyler fısıldıyordu sanki... Sağımda gökkuşağının yedi rengiyle yanıp sönen Atatürk Parkı, solumda buram buram tarih kokan Yüzüncü Yıl...
Şehrin ışıkları bir bir yanıyor, sahil şeridinde izlemeye doyamayacağınız görsel şölen başlıyordu. O vakit deniz dalgalandı da bir şeyler söyledi:
"Her şeyde nabzın atar
Her şey seni anlatır
Varlığına aynadır
Külli Kainat Sen'in!"
Mevlam yaşadığımız şehri ne de güzel yaratmış. Bu görsel abidede sanatını konuşturmuş.
İnsan bazen kendinde olmuyor. Bende böyle bir hayranlığı yaşamaktaydım.
Yazımın başından beri bu aşık olunası şehri gereğince tasvir etmeye çalışsam da buna ne benim ne de kelimelerin gücü kifayet ediyor…
Anadolu'da bir güzelliği yeterince ifade etmekte acziyete düşünce can kurtarıcı bir kalıptan istifade edilir:
"Güzel mi güzel…”denir.
İşte Ünye’mizde öyle güzel mi güzel...
Şairin dizeleri de hakkını veriyor:
"Ünye de güneş Cennetin binbir renkli kızıdır,
"Gün doğarken sular sarı, batarken kırmızıdır...!"