Rahatsızlığım süresince Ünye Devlet Hastanesinde kaldığım gecelerin birinde mekanları ve şehirleri karıştırdım, Norveç’te hastanede sandım kendimi. Hastane deniz kenarındaydı deniz bazen donuyordu denizin donmasını suyun buz haline gelirken çıkardığı seslerden anlıyordum. Norveç bize göre çok soğuk bir ülkeydi, üşütmüştüm, oralarda hastanelerde insanı tam iyi olmadan bırakmıyorlar. Bizim ayakta geçirdiğimiz soğuk algınlığı ve grip onlar için büyük hastalık. İşyerleri de “iyileşmeden gelme” diyor, hastalık başkalarına geçiyor sonra bütün işyeri hasta oluyordu. Gripten hasta olan biri en az dört hafta evde yatmak zorundaydı.
Firmam beni Almanya Hannover’deki merkezden geçici olarak buraya göndermişti, çocuklar Almanya’da idiler, ben burada yalnız kalıyordum, hafta sonları eve gidiyordum. Oslo- Hannover arası uçakla iki saat sürüyordu, Cuma günü öğleden sonra geliyor Pazartesi ilk uçakla dönüyordum.
Norveç dünyanın en zengin ve refah ülkesiydi, Avrupa’nın üstünde yaşam standartına ve ekonomik gelişmişliğe sahip olduğu için Avrupa Birliği'ne girmeyi reddetmişti.
Türklerde burada yaygın olarak yaşıyorlardı. Norveç halkı Türkleri seviyor diğer ülkeler gibi dışlamıyordu. Biz millet olarak Avrupa ülkelerine uyum sorunu yaşıyorduk Norveç halkı bu uyumsuzluğu tolere ediyordu, bizim yabancı bir kültürün içinde bazı sorunlar yaşayacağımızı kabul ediyorlar, normal karşılıyorlardı. Diğer Avrupa ülkelerinde durum değişikti.
Fazla Uzun Sürmez
Komşularını bile sevmeyen bu ülkelerden bizi sevmelerini bekleyemezdik. Ne Almanlar Fransızları severler ne Fransızlar Alman ve İngilizleri. Bildikleri halde birbirlerinin dillerini bile konuşmazlar ve birbirlerine yardımcı olmazlar. Almanlar kendilerini Avrupa’nın en asil ırkı olarak kabul eder, Fransızlar onlarda geri kalmaz, hele İngilizlerle hiç konuşulmaz, tarihte ve geçmişlerinde hepsinin birbirlerine kuyruk acısı vardır. Ne Fransızlar Waterlo yenilgisini unutabilmiş ne de Fransa ve İngiltere İkinci Dünya savaşını. Bu düşman kardeşlerin Avrupa Birliği adı altında bir araya gelmelerini hep hayretle karşılamışımdır, fazla uzun sürmez dağılırlar.
Biz lafı fazla uzatmadan Tekrar Norveç’e Oslo’ya hastaneye dönelim, burada size iki bayandan bahsedeceğim.
Hastaneye her sabah iki bayan geliyordu, çarşafları değiştiriyorlardı, yerleri silip gidiyorlardı yirmibeş yaşlarında gösteriyorlardı. Ben onların Türk olduğunu anlamıştım ama onlar beni çözememişlerdi Türkçe konuşuyorlardı.
Galiba bu adam bizi anlıyor
Kız, dedi mavi gözlü olanı bu adam (benim için) bizi anlıyor biz konuştukça güldüğünü fark ettim, bu Türk.
Öteki “yok gız sana öyle gelmiştir Türklerde böyle aklı başında yakışıklı adam nerde, buradakiler hep odun, bu Alman.
-Almanlarda böyle siyah saç var mı? hepsi sıçan gibi sarı, bu ya İtalyan, ya Yunanlı.. Çok yakışıklı adam, şöyle bir adamım olsun isterdim, bizimki akşam eve gelince hep balık kokuyor, adamı yıkasan da balık kokusu gitmiyor burnumdan.
-Hemşürem biz yine de dikkatli olalım bana bizi anlıyor gibi geldi.
Ben o zaman otuz ya varım, ya yokum. Uzun saç modasının olduğu yıllar, saçlarım uzun, Norveçli kızlar bunlar gerçek saç mı diye dokunuyorlar.
Ertesi sabah bizimkiler geldiler:
-Naber müsyö, dedi mavi gözlüsü.. Mavi gözlü, kocası balık kokan bana takmıştı kafayı, Almanca “anlamadım” dedim
-Biraz kalkta çarşafları değiştirelim, dedi. Ben yine “anlamadım” dedim. Elindeki çarşafları gösterdi, kalktım yataktan
Çarşafları serdi ve arkadaşına dönerek. Kız Ayşe ben bu adama bir çorba yapsam ertesi günü ayağa dikerim. Öbür arkadaşı biraz çekingen davranıyordu
Elin Gavuru
-Töğbe de kız Elin gavuruna bir de çorbamı yapacaksın? Sen de kafayı taktın bu adama, koynuna gir bari
-Sevaptır kız
-Gudurmuşun sen hemşürem, gocan duymasın
-Ben yarın buna bir yayla çorbası yapayım gız Ayşe sevaptır.
Ertesi günü geldiklerinde çorbayı getirmişti,
-Müsyö sana çorba yaptım, bunu iç hemen yorganı çek yat dedi, eliyle işaretler yaparak anlattı bana bozuk bir Norveç’çe ile. “Anladım” anlamında başımı salladım. Yayla çorbası gerçekten harikaydı içtim ve yattım. Akşam kapları almaya geldiler
-Müsyö nasıl güzel miydi? dedi
-Hayatımda bu kadar güzel bir yayla çorbası içmedim, dedim Türkçe. Önce anlamadılar, duraksadılar biraz, sonra, düşüp bayılıyorlardı az daha. Çekingen olanı “Ben sana dememiş miydim?” dedi. Kocası balık kokan eliyle yüzünü kapatmıştı “Çok utanıyorum” dedi.
Kalktım onu kucakladım, sen benim kardeşimsin, insanlığına teşekkür ederim, olur böyle şeyler ben zaten bir şey duymadım, duyduklarımı da unuttum dedim.
-Cahilliğime ver abi, dedi.
-O çorbadan kaldı mı?
-Getirim abi, çok insan bir adammışsın
-Siz nerelisiniz?
-Espiyenin köylerindeniz abi Giresun Espiye
-Bende o taraftanım, sizden biraz önce
-Ordu mu abi?
-Hayır Ünye