Zaman öylesine hızlı gelip gidiyor ki; Saniyeler, dakikalar, saatler, günler, haftalar, aylar, yıllar birbirini takip ediyor. Bir bakıyorsunuz Pazartesi, haftanın ilk günü, yoğun günlük işler. Koşuşturmalar sanki tüm işleri bugün bitirecek gibi, telaşlıyız, yapılması planlanan işleri sanki bitireceğiz. Ertesi gün oluyor aynı tempoyla devam ederken nasıl geçmiş anlayamadan hafta sonu gelmiş. Yılbaşı olmuş nede çabuk geçti bu yıl diyoruz.
Bu hafta kendimi yazıyorum. Bir yaş daha büyüdüm, yaşlandım, olgunlaştım, hayat süremi azalttım, sona biraz daha yaklaştım, unutkanlık başladı…
Daha sabırlı, vakur, anlayışlı, hoşgörülü, merhametli, umutlu, azimli, yardımsever, acele etmeden, paniğe kapılmadan hayata bakabilmeyi, mükemmel olsun yerine kusurlu olunabileceğini öğrendim… Anladım ki ulaşılmaz, daha çok var zannettiğim yaştayım.
İnsan ömrü bilimsel çalışmalarla 200 yıla çıkacakmış, insanoğlunun sonsuza kadar yaşayabileceği abıhayata ulaşılabileceği haberleri beni hiç heyecanlandırmıyor. Belki olur diye inanmadığım içindir. Olsa bile bana yetişmez diye düşünüyorumdur. “Eğer’ile meğeri evlendirdiler, onların ‘ keşke’ adlı bir çocukları oldu.” Acem atasözündeki gibi hayatın ‘keşke’ler içinde ziyan olmasına artık izin vermek istemem.
Yatağında hasta yatan şaire ziyaretçileri:’’Üstat olgunlaşmışsın’’ dediklerinde; ‘’Evet meyve yere düşmeden önce olgunlaşır’’ diye cevaplamış. İnsan ömrü netice itibariyle doğumla- ölüm arasında küçük bir kesit. Yaş ilerledikçe insan olgunlaşıyor. Kaldı ki; Hayat bizim için başlangıç ve bitiş olarak bilinmezlikle dolu uzun bir yolun adıdır. Bu yol uzun olduğu kadar biteceğinden sonludur da.
Çocukluk, gençlik ile yaşlılık arasında bir yerde bulunmak. Ne yaptım, gökkube altında kendime ait eserim nedir? Yarınlar için planlarım, yapacaklarım derken geçen ömür. Gidici olarak yaşıyor; kalıcı eserler meydana getirme isteği. Cuma günü vaaz eden hoca:’’ Camiye şadırvan yapacağız. Bu şadırvanı bir zengin tek başına yapar. Biz istiyoruz ki bu eserde hepimizin katkısı olsun.’’ Evet, hocam doğru söylüyordu. Büyük eserler meydana getiremiyoruz diye ahlanıp vahlanacağımıza, yapılanlara katkı sağlamak gerekir.
Bilinen hikayedir. Adamın birine sorarlar: Falancayı tanır mısın? ‘’ Ha, o mu? Der adam. ‘’Kendisini çok iyi tanırım. Bir keresinde bir kervanda birlikte seyahat etmiştik. İki atı ve bir devesi vardı.’’ Sahibi olduklarımız sadece bizim yanımızda olanlardır.
O halde ömür dediğin bir gündür, O da bugündür. Belki de yarınımız yoktur. Hiç birimiz yarınımızı garanti edemiyoruz değil mi? O halde; bugün bize Yüce Allahın bahşetmiş olduğu nimeti değerlendirelim.