3 Şubat 2012 Pazar
A.KABAYEL - A. DERYA VARİLCİ
Karadeniz /Bölüm: III
ÜNYE TARİH ARAŞTIRMA GRUBU A. KABAYEL – A. D. VARİLCİ

“Tanrılar tanrısı Zeus’un bile

Belirleyemediği bir yazgı vardı perde arkasında

Önce Kaos vardı çünkü

Sonra da Kaos olacaktı

Yaşam Tragedyası’nın her bölümünde.”[1]

 

Karadeniz’in Antikçağ’daki adıyla Euxine Pontus (Konuksever Deniz) olarak bilinmesi; Azra Erhat, John Freelly, Bıjışkyan ve Bilge Umar dışında daha bir çok yazar tarafından ifade edilmektedir.

Behcet Necatigil, “Mitologya” isimli kitabında “PONTOS EUKSEİNOS; Konuksever Deniz, Karadeniz (Argonaut’lar)” tabiri kullanmaktadır.[2]

Murat Arslan; vahşi kabilelerin yaşadığı, fırtınalı ve bilinmeyenlerle dolu Karadeniz’i önceleri “yabancı sevmez deniz” (Pontos Aksenos) olarak adlandırırken, MÖ. 750-550 yılları arasında nasıl kolonileştirerek, konuk sever hale getirdiklerini anlatır.

 

“Böylelikle Pontos, Helenler için artık vazgeçilmez bir deniz olmuştur. Öyle ki, Karadeniz’i ‘Misafir Sevmez’ deyip kızdırmaktansa –yani söylenmesi çirkin ya da ağır görünen bir sıfatı doğrudan doğruya söylemektense-, hiddetini en aza indirgeme ümidiyle –kulağa daha hoş gelen bir sıfat kullanmışlar- Misafir Sever Deniz (=Euksinos Pontos) demeyi tercih etmişlerdir.”[3]

 

Karadeniz’in Tarihsel Kökeni

 

Euxine Pontus veya Pontos Eukseinos adıyla bilinen Antikçağ’ın Karadeniz’i, koloni dönemine kadar tam bir bilinmezlik (kaos) içindeydi.

Karadeniz’i tanımlayan Pontos sözcüğü ilk olarak Homeros’ta karşımıza çıkar. Homeros, Pontos sözcüğünü “geniş deniz” anlamına gelen Akdeniz ve Atlas Okyanusu için kullanır. O dönemde pek fazla bilinmeyen ve okyanus olarak algılanan Karadeniz için de Pontos sözcüğü kullanılmaya başlanır. Daha sonra sadece “Pontos” denir.

Bu sözcüğün aslında Yunanca olmayıp, Karadeniz havzasında ikamet eden Thrakia veya Armenia dillerinden Hellence’ye geçmiş olabileceği üzerinde durulur. Diğer yandan Latince’deki ponts (köprü) sözcüğüyle aynı kökten geldiği; deniz üzerindeki yol, deniz yolu anlamına kullanıldığı ve son olarak da Karadeniz’de yaşayan otokton kabilelerin dilinden kaynaklandığı ileri sürülmektedir.[4]      

 Tarihin babası olarak anılan Halikarnaslı Heredotos (MÖ: 484-425), yaşadığı yüzyıla tanıklık ederken tüm Anadolu coğrafyasını ele alır, dönemin tarihi ve mitologyası üzerine bilgi verir. Kendisinden 400 yıl önce yaşayan İzmirli (Symirna) Homeros’un ve aynı coğrafyada doğan Hesiodos’un Yunan Mitolojisini ve antik Yunan dinini kurduğunu söyler.

Gerçekten de, Antikçağ boyunca Homeros’un eserleri dinsel yapıyı oluşturmuş ve kutsal bir kitap sayılmıştır.

 

“Hesiodos’la Homeros Yunan dinini ve efsanesini kurdular. [..] Homeros, Platon’un zamanında şiir değil yalnız kutsal kitaptı.”[5]

 

Mitolojik betimlemelerde gerçeğin izine hangi ölçüde rastlanabileceği günümüzde bilimsel araştırmalarla ortaya konmaktadır.

En kısa tanımıyla mitoslar; tabiat kuvvetlerinin kişileştirilmesi, canlı varlıklar veya ölümsüz tanrılar halinde tasarlanmasıdır.

 

“Mitos (mythos), Yunancada söz öykü anlamına gelir. Mitoslar, ilkel insan topluluklarının evreni, dünyayı ve tabiat olaylarını kişileştirerek yorumlamak, henüz sırrını çözemedikleri hayatın ve evrenin çeşitli görüntülerini bir anlam kolaylığına bağlamak ihtiyacından doğmuş öykülerdir. Tabiatüstü ve fizikötesi kuvvetler yanı sıra, tabiat kuvvetleriyle savaşa girmiş, onları yenmiş veya yenememiş ilk yiğitlerin kimlik ve kişiliklerini belirtmesiyle de mitoslar, epos'lara, yani destanlara malzeme olur, destanları oluştururlar.”[6]

 

Tarihte Mitolojinin Yeri

 

Antikçağ insanlarında doğa kuvvetlerinin fizik ve etik (ahlaki) etkilerini yansıtan mitoslar, dinlerin de başlangıcıdır. İnanç sistemi olarak ortaya çıkarken, doğanın soyutlandığını ve gerçekliğin farklı bir düzleme taşındığını görmekteyiz.

Destanlarda gerçekli payı var mıdır?

İnsanlık tarihinin ilk ve en önemli Homeros’un İlyada ve Odysseia destanlarıdır. MÖ. 7. yüzyılda söylenmesine rağmen, MÖ. 5. yüzyılda yazıya aktarıldığı tahmin edilmektedir. 1870’te servet tutkunu bir defineci olan Alman arkeolog Heinrich Schliemann ortaya çıkana kadar, destanlarda sözü edilen Troya kentinin ve Troya Savaşı’nın mitolojik bir söylence olduğu, gerçekte var olmadığı zannedilmekteydi. Schliemann destanın izini sürerek Çanakkale’nin Troas bölgesinde kazı başlattı.  1930’lu yılların ikinci yarısında Amerikan arkeolog Blegen tarafından gerçekleştirilen kazılar sonucunda Troya anti kenti ortaya çıkarıldı.

 

Her yıkılışında yeniden yapılmış bu önemli ticaret şehrinde dokuz tabaka meydana çıkarıldı. Bunlardan MÖ 15-12. yüzyıla ait olan 6. tabaka, Homeros’un anlattığı Truva'dır. Homeros’un Truva Savaşı'nda bahsettiği kentin Yunanlılar tarafından tahrip ediliş tarihi olarak ilk çağda MÖ 1184 yılı kabul edilir.”[7]

 

Bazılarınca “Yunan hayranı” ilan edilen Azra Erhat’ın şu savunusu, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlara güzel bir cevaptır:

 

“Batı dünyası insan değerlerinin dile geldiği ve büyük sanat yapıtlarıyla ölümsüzlük kazandığı tek kaynağın Yunan-Rom uygarlığı ve kültürü olduğuna inanırdı. Bu dar görüşlü açıdan bakılınca Yunan mucizesini yaratan asıl kaynak ve etkenlerin ne olduğu araştırılmaz, görmezlikten gelinir, bu inancı sarsacak bir bulut ortaya çıktı mı, bile bile ve bilimselliğe aykırı bir tek yönlülükle tartışmaya, giderek kavgaya girişilirdi. Troya’nın Çanakkale yöresinde olmadığını, Schliemann-Dörpfeld-Blegen üçlüsünün gün ışığına çıkardıkları koca uygarlık merkezinin Homeros’un İlyada’sıyle bir ilişkisinin bulunmadığını ileri sürmekte direnen sözüm ona bilginler bugün bile ortalıkta dolaşır ve kör görüşlerini kitaplara aktarmak yolunu bulurlar.”[8]   

 

Karadeniz, mitolojik öykülerle doludur, demiştik. Mitolojik öykülerin Heredotos’un işaret ettiği gibi Homeros dönemindeki destanlara, yani Yunan mitolojisine dayandığı  günümüzde eksik bir saptamadır.

Ünlü Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ’ın söylediği gibi uygarlığın kökeni Sumerler’e kadar gider.[9] Homeros’tan 2500 yıl önce, benzer mitosları içeren bu uygarlık, insanlık tarihinin –şimdilik bilinmekte olan- ilk destansı örneklerini kil tabletlere yazmıştı. Aslında bu tabletlerden 30 bin tanesi Osmanlı döneminde 1877’de çıkarıldı. O tarihte Irak, Osmanlı toprakları dâhilindeydi. Çıkarılan tabletler hemen kamuoyuna açıklanmadı. Bu tabletlerin okunması son elli yıl içerisinde gerçekleşti.

Günümüzden 6000 yıl önce, Anadolu’dan doğan Dicle ve Fırat’ın birleştiği yerde; Mezopotomya’da, bugün dahi ritüellerini sürdürdüğümüz bir uygarlığın belgeleri bulunmaktadır. Bu belgeler çözüldükçe, Anadolu’nun antik tarihi daha iyi anlaşılmaktadır. Homeros ve Heredotos’un söylediklerine kaynaklık eden bu bilgiler ışığında Yunan ve Roma Mitolojisini, Ön Asya’daki tek tanrılı dinleri ve Doğu Asya inançlarını daha iyi analiz edebilmekteyiz.    

 

Karadeniz Mitolojisi

 

Antikçağ’ın başında fazla bilinmemesine rağmen (konuk sevmeyen yanı), Akdeniz’e yeterince yayılan Ege ve Yunan kolonileri, ister istemez Karadeniz’de de boy göstermeye başladı.

Yerel halkların söylenceleriyle kaynaşan Yunan Mitos’u, Helenistik dönem ve çok daha sonraki dönemlere kadar baskın kültür biçimini oluşturdu. Hıristiyanlıkla kaynaşırken, Kafkas kültürüyle; Çerkez, Laz, Arap, Fars ve Türk efsaneleriyle harmanlandı.

Karadeniz keşfedildikçe Pontos deyişi, mitoslardaki yerini alarak Yunan tanrılarıyla ifade edildi. İason (Yason) ve Argonotları Altın Postu bulmak üzere Karadeniz’e açıldı. Karadeniz’in konuk sevmeyen “kara” yüzü konuksever anlamındaki Pontos Euksinos’a dönüştü.   

 

(Devam edecek.)

 

 

Dipnotlar

 

[1] Mitolojik Belirlemeler, “Symirna, 22 Eylül 1983”  İzmir Kampusu.  

[2] Behcet Necatigil, “100 Soruda Mitologya”, Gerçek Yay. İstanbul 1969, s. 86  

[3] Murat Arslan, Mithradates VI Eupator, Odin Yayıncılık, İstanbul, 2007, s. 9

[4] Bkz. Moorhous ve Mitchell, Aktaran M. Arslan, AGE, s.3

[5] Azra Erhat, İlyada – Homeros çevirisi, Önsöz, Can Yay. 20 Baskı, İstanbul, 2005, s.  s. 8

[6] Behcet Necatigil, “100 Soruda Mitologya”, Gerçek Yay. İstanbul 1969, s. 8

[7] Behçet Necatigil, Mitologya Sözlüğü, Sel Yayıncılık, İstanbul, 5.baskı, 2006.

[8] Azra Erhat, Mitoloji Sözlüğü, Remzi Kitabevi, İstanbul 1978, II. Baskı, s. 8

[9] Muazzez İlmiye Çığ, Uygarlığın Kökeni Sumerliler, 1 ve 2, Kaynak Yay. İstanbul, 2007

 



Bu Haber 223 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI