Bu yıl herkeste bir kar heyecanı var.
Neden olmasın ki… Her beş altı senede bir böyle kar görebiliyoruz artık. Bunun dışında her kış başlangıcında ha yağdım ha yağacağım der, bizi önce sevindirir gibi yapar sonra ortadan kaybolur giderdi kar.
Bu yıl ayrıca çok daha önemli bir yıl kar için: baksanıza Türkiye’de uzun yıllardır hiç kar görmeyen illerimiz de kar gördü. Hatta hiç kar görmemiş gençlerimiz bu yıl karla tanıştılar. Büyük mutluluk…
Kimileri için sevinç kaynağı olan kar, belki de niceleri için sıkıntı ve meşakkat demektir. Ama her şeye rağmen kar, sağlık demektir, bereket demektir. Herkes karın gözüne bakar bir an önce gelsin diye. Toprak karla kaplansın, kabarsın, suyunu alsın, mikroplar kırılsın diye bekler insanlar…
İlk kar düştüğünde yere bundan birkaç hafta önce insanların çığlık çığlığa sokaklara döküldüğünü görmüştüm. Kar bu sevinç çığlıklarından ürkmüş olmalı ki vazgeçti yağmaktan. Daha bir iki santim olmadan kesiliverdi birden. Yağmadı daha. Uzun yıllardır yeteri kadar kar yağmıyordu, geçen yıl hiç yağmamıştı. Gerçi geçen yıl mevsimlerin biraz kafası karışmıştı ya neyse… Bu yıl belli ki düzene girmiş. İnşallah sonuçları da hayırlı olur.
Sözü uzatıp asıl konuyu ıskalayıveriyoruz bazen. “Ah o eski kışlar!” diyerek konumuza giriş yapalım isterseniz.
Son yıllarda çatılarda buzlardan sarkıtların olmayışını, yeteri kadar kış olmadığına bağlardım. Sanki başımı kaldırıp da binalara şöyle uzaktan bir bakmamışım… Nasıl bakalım ki; son tahlilde başımızı kaldırıp, göğsümüzü gere gere gezemiyoruz ki şehrimizin sokaklarında… Eskiye üzülmemek, eski günleri hatırlamamak için olsa gerek…
Evlerimizin çatılarının olmadığını fark ettim birden. Olanlar ise çarpık çurpuk. Çatı bir bina için çok önemlidir; çatısı kurulmamışsa o ev sağlam değil demektir. Evin çatısını sağlam tutmak gerekir derler.
Eskinin kışları da bir başkaydı. Ünye’de Taşbaşı’ndaki evimizin penceresinden takip ettiğimiz karın lapa lapa yağışı ve karla beraber etrafta yem aramak için dolaşan kuşları hatırlıyorum. Her taraf bembeyaz… Evden dışarı çıkmak için küreklerle yol açmak zorunda oluyorsunuz. Kuşların sayısı o kadar çoktu ki, şimdi hepsi hayal oldu. Kuşları, tepsilerin altına yerleştirdiğimiz yemlerle nasıl avladığımızı hatırlıyorum. O küçücük kuşların neyini, nasıl yemişiz ki? Bugün hayretler içinde kalıyorum.
Önce karın üzerini düzeltiyoruz. Bu düzlüğe yemlerimizi koyuyoruz. Ardından tepsi, sini, elek vs ne olursa onu eğik bir şekilde altından bir değnekle tutturuyoruz. Değneğe bağlı ipi evin penceresinden uzatıp gizleniyoruz. Çok geçmeden kuşlar yaklaşıyor, diğerlerini de çağırıyor. Bu ara ipi birden çekiyoruz. İp çekilince değnek kurtuluyor ve sini, tepsi veya elek kuşların üzerini kapatıyor. Heyecanla fırlıyoruz tuzağın başına ve üzerini örttüğümüz bezin arasından elimizi sokarak kuşları teker teker yakalayıveriyoruz. Sonra… Gerisini anlatmayayım. Şimdi yüreğim dayanmıyor. Çocukluk işte…
Sonra evimizin önündeki rampa tam bir kayak merkezi… Mahallenin bütün çocukları ve gençleri toplaşır hazır kayaklarını getirirler ve o süslü, güzel kayaklarıyla etrafındakilere havalarını atarlardı. Kayağı olmayanlar kendilerine hemen orada derme çatma kayaklar hazırlardı. Şimdikiler bir naylonla bu işi çözmüşler. Onların kayakları yok. Ama bizim zamanımızda kar vardı, kış olurdu ve kayaklar kış gelmeden hazırlanırdı.
Sonra gece gelen don… Su boruları donar evde sular akmazdı. Hemen boruların geçtiği yere varıp lastik yakılır ve borular ısıtılarak suyun akması sağlanırdı.
Saçaklardan geçemezdik. Saçaklar buz sarkıtlarıyla doluydu. Ev sahipleri başkalarına zarar vermemesi için buz sarkıtlarını kırardı.
Askerlik şubesinde bir levha vardır, hiç dikkatinizi çekti mi bilmem. Orada “Saçak altında yürümek yasaktır.”mealinde bir yazı var. Demek ki o yıllardan kalma bir yazı. Yoksa başka ne anlamı olabilir ki. Şimdi saçak altında yürüsek ne olur yürümesek ne olur. Saçak mı var da saçak altında yürümeyeceğiz!
Yok, yok, eski kışlar yok artık. Eski kışların getirdiği güzellikler de yok. Ne evlerimizde çatı var ne de çatılardan uzanan buz sarkıtları. Artık hepsi hayal, hepsi mazide kalmış birer hatıra… Siz yine de saçak altından geçerken dikkatli olun. Belki başka bir şeyler dökülebilir başınıza!