Amazonlar
Jason ve Argonotlar’ın Karadeniz yolculuğunda karşılaştıkları ilginç detaylardan biri de Amazonlardır.
Yunanca ’da memesiz (a-mazon) anlamına gelen Amazon, mitolojide bahsi geçen savaşçı kadınlar için kullanılmaktadır. Erkeklerden daha usta savaşan bu kadınların, yayı göğüslerine rahatça dayayabilmeleri için bir memesini kestikleri söylenir. Ancak eski figürlerde Amazonlar tek memeli tasvir edilmemektedir. Bu kadınların hayatında erkekler, sadece çocuk yapmak için bir vasıtadır ve ev işlerinde köle olarak kullanılır.
Mitolojide Amazonların yaşadığı yerler farklı gösterilir.
“Yurtları üstüne kaynaklar birbirlerini pek tutmaz. Çoğu efsanelerde Amazonlar Karadeniz’de Thermodon (Terme) çayının kıyısında Themiskyra şehrini kurmuşlar ve orada oturmaktadırlar. Bu şehir bugünkü Fatsa ya da Ordu yakınında olsa gerek. Argonautlar Kolkhis’e varmadan onlarla karşılaşırlar. Başka kaynaklar onları Kafkas eteklerine, Trakya’ya ya da güney İskitya’da Tuna ağzına yerleştirirler. Anadolu’da hemen her yerde adlarına rastlanması bu kaynakları yalancı çıkarmaktadır.”[1]
Azra Erhat’a göre Amazonlar mitolojiye Anadolu’nun binlerce yıl süren anaerkil toplum yapısından dolayı girmiştir.
Anavatanı Anadolu’da toplumsal düzenin simgesi sayılan Amazonlar, Yunan mitolojisini derinden etkilemiştir.
Amazonlardan bahseden en eski kaynak Homeros’un İlyada destanıdır. Troya savaşına Hektor’un yanında katılan Amazon savaşçı Myrina, Bellerophontes’le giriştiği karşılaşmada yenilerek öldürülür. Kente hâkim bir tepeye gömülür ve Anaerkil geleneğin tanrısal kahramanı Myrrhine’a dönüşür.[2]
Heredotos’a göre Amazonlar, Sarmatlardan gelir. İskitlerin de devamı olan Sarmatlar, M.Ö. 6-4 yüzyıllarda Orta Asya'dan Ural Dağlarına ve Kuzey Kafkasya'ya, kadar yayılan savaşçı bir kavimdir. İskit topraklarını ele geçirerek onlarla kaynaşmıştır. Erkekleriyle birlikte silah kuşanan, ata binen ve savaşa katılan Sarmatyalı kadınlar, Heredotos tarafından Amazonların atası kabul edilir.
Mitolojide Tanrıça Kültü
Kadın savaşçıları simgeleyen Amazonlar Anadolu’da Ana Tanrıça kültünün en önemli kaynağıdır. Friglerde Kibele, Hititlerde Kupaba, Urartularda Bas adıyla bilinen tanrıçalar, anaerkil toplum geleneğinin temsilcisidir. Anaerkil gelenek Mezopotamya tanrıçası İştar’a ve İnanna’ya, Antik Mısır’ın İsis’ine, Antik Yunan ve Roma toplumunun tanrıçalarına da esin kaynağı olmuştur.
Yunan mitolojisinde tanrıça Afrodit, Hera, Rhea, Athena, Leto ve Artemis anaerkil toplumdan kalan bir mirastır. Ege kıyılarında başta Ephesos (Efes) ve Smyrna (İzmir) olmak üzere birçok kentin kurucusu Amazonlar olarak bilinir.
Eski Türk destanlarında ve Hazar Denizi’nin batısında biçimlenen Dede Korkut eserlerinde bahsi geçen Alp Kızları Amazon anlayışının bir ürünüdür. Muhtemelen İsa Peygamberin annesi Meryem figürü de, Anadolu’daki anaerkil yapının bir yansımasıdır. Çatalhöyük ve Hacılar kazılarında elde edilen bulgular MÖ. 6100 yıllarına kadar ışık tutmakta ve Efes’te bulunan Artemis heykelleri aracılığıyla Anadolu’nun Yunanla ilgili ana tanrıça kültünü açığa çıkarmaktadır. Elde edilen verilerin ışığında erken taş çağından başlayarak, Yunan ve Roma dönemi panteizmine ve Hıristiyanlık dönemine kadar olan süreci izleme olanağı bulmaktayız.
Efesli Artemis
Anadolu’da tarih öncesi dönemlerde Ana Tanrıçanın en önemli simgesi Kybele’dir. Frig tanrıçası Kybele Amazonların aksine çok göğüslüdür. Antik Yunan döneminde ise, Kybele gibi toprak ve bereketi simgeleyen tanrıça Artemis’tir ve öncülü Kybele gibi çok göğüslüdür.
Yunan ve Roma’daki benzerleri bakireliği temsil etmesine rağmen, Efes’te bulunan tanrıça Artemis, doğurganlığın ve bereketin simgesidir. Yay taşımaz, Frig Kybelesi’yle özdeştir.
Efes Müzesinde sergilenen Artemis Heykelleri , 1926’dan bu yana yapılan kazılar sonucu 18 Eylül 1956’da Efes’teki Artemis Tapınağının Prytaneion adı verilen bölümünde sağlam olarak bulunmuşlardır. Heykellerin bulunduğu dünyanın 7 harikasından biri olan Efes Artemis Tapınağı, bu tanrıça adına yapılmıştır.
Azra Erhat’ın Efesli Artemis’i tanımlamak için “Selçuk müzesinde gözümüzle görmek mutluluğuna eriştiğimiz” dediği heykeli, bizlerin de görme mutluluğuna eriştiğimizi belirterek, sözü Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir’e bırakıyoruz.
“Efesli Artemis’in kaynağı hiç şüphe yok ki Anadolulu Ana Tanrıçadır. Sümerlerden önce var olduğu Çatalhöyük kazılarından anlaşılan ve Sümerlerce Ma ya da Marienna, Hititlerce Kupapa, Kubaba ya da Hepa, Suriye’den Arabistan’a kadar olan bölgede Lat, Girit’te Rhea, Phrygia’da Kybele, Lykia’da Leto olarak adlandırılan bu büyük bereket tanrıçasının Efes’e ne zaman geldiği, orada Artemis adıyla kültünün ne zaman başladığı kesinlikle saptanamazsa da, bu tanrıçanın Phrygia, Lydia ve Mimoen Girit kültlerinin etkisi altında çeşitli evreler geçirerek yukarıda adları sayılan tanrıçalardan ayrıldığı ve bugün Efes’te heykellerini gördüğümüz Efesli Artemis biçimine girdiği apaçıktır.”[3]
Bereket Tanrıçası Artemis’in öncülü Kybele’dir. Ardılı da Roma dönemi tanrıçası Diana’dır. Yunan ve Roma figürlerinde elinde ok ve yayla tasvir edilen bu tanrıça bekâreti temsil ederken; Efesli Artemis, öncülü Kybele’ye benzetilmektedir. Efesli Artemis, Anadolu’da anaerkil gücün simgesi Amazonlara yakındır.
Argonotların Amazonlarla Karşılaşması
Çatalhöyük kazıları sırasında arkeolog James Mellaart tarafından 1961 Yılında topraktan çıkarılan Oturmuş Tanrıça heykelciği, Anadolu’nun anaerkil geçmişi hakkında bizlere yeterli bilgi vermektedir. Ankara’da Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenen bu eser, Anadolu’nun neolitik çağına aittir ve MÖ. 7000 ila MÖ. 5000 yılları arasına tekabül etmektedir.
Ataerkil toplum ürünü olan Yunan mitolojisi, Anadolu’nun keşfedilmemiş topraklarına (patria territoria) ayak basarken, elbet de anaerkil bir Amazon figürü kullanacaktı. Jason ve Argonotların Amazonlarla nerede ve nasıl karşılaştıkları konusu, kaynaklarda farklı ele alınmaktadır.
Amazonların Thermodon (Terme) çayının kıyısında kurdukları Themiskyra şehrini Fatsa’ya yahut Ordu’ya kadar götürmek doru değildir. Arada birçok çay, dere geçilmiş olur ki, Themiskyra şehri Terme çayı ile Akçay arasında bir yerde olmalıdır. Çarşamba tarafında daha büyük bir akarsu olan İris (Yeşilırmak) yerine Thermedon’dan bahsedildiği için, Amazon kentini doğu önünde aramaktayız.
Diğer bir kaynak, Jason ve Argonotların Amazonlara Giresun Adası’nda rastladıklarını belirtir. Giresun açıklarında, kıyıdan 1,5 km. mesafede bir adadır. 40 Metrekare alana sahiptir ve Doğu Karadeniz’in tek adasıdır. İkinci derece arkeolojik kazı ve doğal sit alanı olan adada yapılan arkeolojik kazılarda Alexius II zamanında yapılan sur kalıntıları, kuleler, manastır (iç kale) ortaya çıkarılmış ve tarihi pişmiş toprak fıçılar, bazı yapı temelleri bulunmuştur.
Mitolojik kaynaklarda Giresun Adası’nda Amazon kraliçelerinin savaş tanrısı Ares adına tapınak yaptırdıkları yer almaktadır. Kimi kaynaklar Amazonların Argonotlara dostça davrandığı, hatta içlerinden bazılarını adada kalmaya ikna ettikleri söylenmektedir.[4]
Karadeniz’de Argonotların karşılaştığı Amazonlar bazı öykülerde dost, bazılarında düşmandır. En azından başlangıçta savaşırlar, esirler alınır ama sonuçta bir uzlaşmaya varılır.
Amazonlar’la tasvir edilen bir başka tarihi kişilik Büyük İskender’dir. Anadolu’da Pers egemenliğine son vererek Helenistik dönemi başlatan İskender’i, Zülkarneyn adıyla Türk-İslam eserlerinde de görmekteyiz.
(Devam edecek.)
[1] Azra Erhat, Mitoloji Sözlüğü, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1978, s. 35
[2] Azra Erhat’ın bahsettiği Myrrhina isimli karakter, ayrıca Aristophanes'in 'Lysistrata' adlı bir komedi oyununda da geçer. Myrrhina, Peleponnes Savaşı’nı durdurmak için kadınların eşleriyle cinsel ilişkiye girmemelerine öncülük eden anaerkil bir motiftir.
[3] Halikarnas Balıkçısı, Asia Minor, İzmir 1971 (İngilizce broşürden tercüme ederek aktaran Azra Erhat.)
[4] Mitolojinin bu kısmı bazı kaynaklarda, yolculuğun başında Ege’de Lemnos adasındaki erkeklerini öldürmüş kadınlar adası ile aynilik göstermektedir.