Mart – Nisan 1919 aylarında Ünye çevresinde ve Doğu Karadeniz’de Rum çetelerinin faaliyetleri ön plana çıkmaya başlar. Sinop’tan Trabzon’a kadar giderek güçlenen ve özellikle Samsun ve iç bölgelerde etkin olan çeteler yol kesmekte, köyleri basarak yağmalamakta ve adam öldürmektedir. Bazı belgelere göre Rum çeteleri 1921 yılına kadar bu yörede 1641 Türk’ü öldürmüş, 923’ünü yaralamıştır. (Bkz. Selahattin Tansel, “Mondros’tan Mudanya’ya Kadar” c.4)
İstanbul’da yayınlanan Pontus adlı dergi bu çetelere destek veriyor; bölgemizde yaşanan olayları tersine çevirerek, sanki Türk çetelerinin bölgedeki Rum vatandaşlara eziyet ettiği intibaını veriyor.
Aynı olaylar, Paris Barış Konferansı’nda Venizelos tarafından çarpıtılarak kullanılıyor.
Oysa gerçek tam tersidir. Bölgemizde silahlanan Rumlar bir Pontus-Rum devleti kurma sevdasındadır.
Bu gerçeği tüm detaylarıyla Mustafa Kemal’in Nutuk adlı eserinde görebiliriz. Ayrıca Celal Bayar’ın anıları “Ben de Yazdım”, Dimitri Kitsikis “Yunan Propagandası”, Jaeschke “İngiliz Belgeleri” ve Alev Coşkun’un “Samsun’dan Önce Bilinmeyen 6 Ay” adlı eserlerinde de yer almaktadır.
****
Şüphesiz, bölgemizdeki Türkler de ırzını, canını ve malını korumak için silahlanır. Bunu fırsat bilen İngilizler, karışıklıkları önlemek bahanesiyle 9 Mart 1919’da Samsun’a silahlı bir güç gönderir.
İngiliz işgal gücü bölgede sonradan Merzifon’a gönderilenlerle birlikte 200-250 kişiye ulaşır.
****
Bu tarihte Yunanistan, Osmanlı’dan yüz yıl önce koparak 25 Mart 1821’de çoktan bağımsızlığını ilan etmişti. İngilizler tarafından yönlendirilen Yunanlar, Antik Çağ’da Karadeniz’de elde ettiği kolonileri kaybedişinin üzerinden binlerce yıl geçmesine rağmen, bölgemizde hala egemenlik düşleri görmektedir.
Bağımsız bir devlet olması Yunan Krallığına yetmemiş, Anadolu’yu binlerce yıl önceki gibi kolonyal bir lokma zannederek 15 Mayıs 1919’da İzmir’e girmiştir.
Üstelik kendi gücüyle değil, İngilizlerin alt emperyalist güçleri olarak.
****
Durup dururken neden bu tarihi anekdotu yazdım?
Öyle ya… Ne seferberlik var bugün, ne savaş.
****
Yunanistan 1967-74 arasında yaşadığı askeri darbeyi çoktan unuttu.
Ama asla unutmadığı bir şey var: Ulusal varoluş sebebi saydığı “Türk düşmanlığı”.
1071 Yılına endeksledikleri bu kin, 1453’le doruk noktasına ulaşıyor.
Bizans’ın 1100 yıl egemenliği altıda yaşadıktan sonra 1204’te Haçlılar’ın İstanbul’u yağmalamasının ardından en büyük kaosunu yaşayan Yunanlılarla Osmanlılar ilk kez 1354 yılında karşı karşıya gelir. İstanbul’un fethiyle birlikte tüm Yunan toprakları Osmanlı egemenliğine girer.
Bu egemenlik 1828’e kadar sürer.
Yani Yunanlılar 1100 yıl süren Bizans egemenliğinin ardından, 500 yıla yakın Osmanlı-Türk egemenliği altında yaşar.
Üstüne üstlük, Osmanlılar İstanbul’u sanki kendilerinden almış gibi; tarihinde hiç sahip olmadıkları bu kentin yasını tutar...
İstanbul’daki Rum nüfusa bakarak Konstantinopolis’i, Karadeniz’deki MÖ. 5. yüzyıl Grek kolonilerine bakarak Pontos Eukseinos’u görürler.
Tarihi derinlemesine yaşadıklarından değil, sadece ulusal varoluş biçimini Türk düşmanlığına bağladıklarından böyle görürler.
Yunanistan’da sokaktaki adamın kafasındaki düşmanlık kolay yıkılacak gibi değil.
Toplam nüfusu İstanbul’dan daha az olan bu komşu ülke insanlarının hepsi değilse de bir kısmı, Türkiye’nin Ulusal Kurtuluş Savaşına ve önderi Mustafa Kemal’e ateş püskürüyor.
Yunan sosyal medyasında bu nefret tüm iğrençliğiyle ortada…
****
Benzer bir durum, Yunanistan’a karşı bizim yerli sosyal medyada da var.
Karşılıklı küfrün bini bir para.
Şimdi bu koroya gelmiş geçmiş en pahalı sinema yapımıyla katılıyoruz: Fetih 1453.
Parayı bastırıp Hollywood yapımlarının teknolojisini satın almışız.
Almışız ya, keşke Cennetin Krallığı gibi ince işlenmiş bir sinema filmi ortaya çıkarabilseydik.