Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
3 Temmuz 2012 Pazar
İSMAİL SARI
"Saf, tarla domatesi hanımlar!.."

Pazarlamacılık hem iyi bir meslek ve hem de iyi bir sanattır. Birçok sermayedar biliriz ki, ticaret yapmak için işyeri açar; zarar ederek kapatır. Tezgahtarlık ve Pazarlamacılıktan hiç haberdar olmadığının farkında değildir. İş yerini açar, önüne sandalyesini atar, bacak bacak üstüne attıktan sonra sigarasını yakar; “herkes ondan alış-veriş etmek zorundadır” mantığı ile bekler-durur. Alış-veriş etmek için dükkan dükkan dolaşan müşteriler, onun uzağından dolaşmak için yollar arar. Çünkü onun havasından uzak durmak ister. O, sayın işyeri sahibi aldırış etmez. Bir süre sonra iş yerinin kapısına kilit vurulmuştur. Çünkü, ticaret müşteri ile yapılır. Satıcı alıcıya tenezzül etmez ve onun beklentilerini karşılamazsa müşteri uzaktan geçer ve ticarethaneye kilit vurmak zorunda kalır.

 

       Geçtiğimiz Çarşamba günü, her zaman yaptığım gibi sebze- meyve pazarını dolaşmaya gittim. Hem Pazar fiyatlarını gözden geçirirken, adetim olduğu üzere pazarlayanların ve tezgahtarların tavırlarını da incelerim. Hatta bazen, beğendiğim tezgahtarlara “Siz ticaret lisesi mezunu musunuz” diye de takılırım. Geçen hafta da dolaşırken, bir domates satıcısı tezgahtarı dikkatimi celbetti (çekti). Şöyle pazarlıyordu domatesleri: “Saf, tarla domatesi hanımlar!..” Tezgahın etrafında hanımlar kuyruk olmuş; “bir kilo tart, iki kilo tart, üç kilo çek…” filan devam ediyor… Etrafta domates dolu. Tezgahlar, her taraf domates. Hepsinin“Albenisi” güzel. Ancak, pazarlayanı olmadığı için tezgahlar müşteri bekliyor.

       Nasrettin Hoca, hanımı ile birlikte pazarcılık yaparlarken, birgün pazara pekmez ve bal götüreceklerdir. Hoca, kurnazlık yaparak ”çabukça satayım da taşımaktan kurtulayım”diye düşünerek bal küpünü (topraktan yapılmış kap) kendisi sırtlar, hanımına da pekmez küpünü yükler. Hocanın hesabına göre nasıl olsa balı herkes alır, pekmezin müşterisi az olur. Hoca ile hanımı pazara çıkarlar  ve ayrı ayrı semtlerde satışa başlarlar. Bir süre sonra hanımı Hoca’nın yanına gelir ve pekmez satışı bitmiştir. Hoca’nın küpünde bal, olduğu gibi durur. Hiç satamamıştır. Hanımı Hoca’ya kızar, bağırıp çağırmaya başlar. Hoca, hiç bir şey olmamış gibi gayet sakin ve hanımına cevap veriyor:

       -Hanım, bağırıp-çağırmana gerek yok; senin sırtında pekmez küpü vardı ama yüzün bal satıyordu. Benim sırtımda bal küpü vardı ama yüzüm pekmez satıyordu; yanıma kimse yaklaşamıyordu.

 

       Değerli okuyucularım, tasavvufta (dinin mistik, manevi yönü; ruhen dinin yaşanma hali) bir tabir vardır; “Kişinin kali (sözü) ile hali (yaşama şekli) bir olmalıdır”. Birçok ticaret erbabı var ki, geçinecek kadar para kazanamazken bir kısım ticaret insanımız sıfır sermaye ile köşe üzerine köşe döner. Tek sermayesi, kişisel becerisi ve pazarlama sanatını iyi kullanmasıdır.

 

       Başlık olarak seçtiğim “saf, tarla domatesi” ifadesi, bir nevi “organik domates” köylü vatandaşın tarlasında ürettiği ilaçsız, gübresiz domates anlamını içerdiği için, alıcıyı kandırıyor veya ikna ediyor ve kendisine çekiyor. Pazarlayanın böyle bir düşüncesi yok. Yani kandırma amaçlı söylemiyor bunu. Ancak, sözcüğü iyi seçmiş. Elbet ki bütün domatesler tarlada yetişiyor; havada yetişmiyor. Ama satıcı, ustalığını kullanıyor; pazarlamacılık sanatını ve becerisini ortaya koyuyor. Neticede çok kazanıyor.

      

       Saygı, sevgi ve selamlarımla…                                                                          

                                                                                                                                   02.06.2012

                                                                                                                                   İsmail SARI

             



Bu Haber 1319 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI