Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
13 Temmuz 2012 Pazar
MUSA Ö. KIROĞLU
Ismarladığım dondurma çöpe atıldı!
musakiroglu@mytnet.com

12 Eylül 1980 sonrası gözaltına alınıp Trabzon Askeri Gözetimevi’ne konulduğumda yaşadığım bir olayı hiç unutmuyorum.

 

Unutmuyorum, çünkü bu hayatımda aldığım en önemli derslerden birisidir.

 

Gözetimevinde olduğumuz günlerde Balkan Basketbol Şampiyonası yapılıyordu.

 

Benim yaşımdakiler hatırlar; hani o Efe’li, Erman’lı Milli Basketbol takımımızla dikkat çektiğimiz yıllar…

 

Koğuşta sağcılar bir tarafta, solcular bir tarafta siyah beyaz televizyonda müsabakaları izliyorduk.

 

Milli takımımız basket attığı sırada her iki grup mensupları, birden ayağa kalkıyor, hep bir ağızdan tezahüratta bulunuyordu.

 

Bir öyle, iki öyle bu durum benim dikkatimi çekti.

 

Öyle ya, bu iki grup birbirlerini hep vatan hainliği yapmakla… Solcular ülkücüleri ülkemizi Amerika’ya satmakla, ülkücüler ise solcuları ülkemizi Rusya’ya Çin’e satmakla suçluyordu.

 

Ama ilginçti, bu iki grup Türk Milli Takımı’nın gösterdiği en ufak bir başarıyı bile büyük bir coşkuyla karşılıyordu.

 

Böyle yapan, duyguları bu olan insanlar nasıl olur da vatan haini olabilirdi ki?

 

Ben koğuş kıdemlisiydim. Bazı yetkilerim vardı. Bu yetkilerimden de cesaret alarak Mille Takımımızın basket attığı bir sırada yine herkes coşmuşken gittim televizyonu kapattım.

 

Sağcı-solcu herkes ayağa kalktı, ‘Niye kapatıyorsun?’ diye tepki göstermeye başladı.

 

Ben herkesin susmasını istedim, tam sessizlik gerçekleştiği sırada sert bir sesle sordum;

 

“Arkadaşlar içimizdeki vatan haini kim, merak ediyorum?” dedim.

 

Soru herkesi şaşırttı. Koğuşta tık yok… Devam ettim.

 

“Milli Takımımızın bir basketi bile ülkücü-solcu hepimizi ayağa fırlatıyor, coşturuyor. Hani birbirimizi vatan haini ilan etmiştik. Ülkemizi satmakla suçluyorduk. İyi de bu nasıl hainlik, nasıl ülkeyi satmak… Milli duyguları bu olan kim hain olabilir?

 

Şimdi maçı izlemek için televizyonu tekrar açıyorum. Ancak maç bitince bu konuyu konuşup tartışacağız.”

 

Maç bitti, bizim aramızda tartışma başladı. Günlerce sürdü.

 

Başlangıçta sert geçen tartışmalar yavaş yavaş normal konuşma halini aldı. Bir iki kişi hariç büyük çoğunluk bu işteki yanlışlığın farkına vardı.

 

Sonra koğuştaki ayrılık-gayrılık kalktı. İki grup mensupları birlikte oturup kalkmaya, dışardan getirilen yiyecekleri paylaşmaya, satranç başta olmak üzere birlikte oyunlar oynamaya başladı.

 

Sonraki yıllarda olaylar ard arda masaya yatırıldı. Yaşananların siyasi, sağ-sol çatışması değil ülkemize kurulmuş tuzak olduğuna dikkat çekildi.

 

Durumun farkına varan o dönemin sağcı-solcu gençlerinden hayatta kalanların büyük çoğunluğu bu gerçeği anladı. Sonraki hayatında buna göre hareket etti, etmeyi sürdürüyor.

 

Ancak bazıları var ki ‘inadım inat’ diyor, eski ‘havada’ devam ediyor.

 

Bu ara 3. yargı paketi çıktı. Cezaevlerinden bazı hükümlüler salınıyor.

 

Haberlerden takip edenler bilir, salınanlar arasında 1980 öncesi olaylarında 7 solcu öğrenciyi öldüren iki ülkücü de var.

 

Ankara’da yaşayan 1970’li yılların gençlik olaylarında birlikte olduğumuz bir arkadaşım tatile Ünye’ye gelmiş... Oturduk, Dönerçeşme’de Topçu Dondurması ısmarladım ona…

 

Sohbetimizin hemen ilk cümlelerinde konuyu bu tahliyelere getirdi, “Canım çok sıkkın, AKP faşist yüzünü bir kez daha gösterdi, idamlık ülkücüleri serbest bıraktı” dedi.

 

Ona, “Zekeriya Abi sen hala o bıraktığımız yerde içindeki sinir savaşında kendini yiyorsun. Abi,12 Eylül 1980 öncesi yaşananlar sağcı için olsun solcu için olsun ortak oyuna gelmenin-getirilmenin hikayesidir.

 

Sağcı ya da solcu o yıllarda hayatını kaybedenlerin katili oyuna getirilerek eline silah verilen gençlik değil oyunu yazan ve ülkemiz üzerinde oynayan merkezlerdir.

 

Biz bunu görmez de hala böyle içerden çıkanlar-çıkmayanlar üzerinden olaylara bakarsak o merkezlere hizmet etmeyi sürdürürüz” dedim.

 

Zekeriya Abi ayağa kalktı. Elindeki dondurmayı gitti oradaki çöp kutusuna attı, “Seni bir daha görmek istemiyorum” dedi. Çekti, gitti.

 

Zekeriya Abi çok sevdiğim, dürüstlük timsali bir abimdir. O genç yaşında bir duruş ortaya koydu, o duruştan vazgeçmenin ‘döneklik’ olduğunu düşündü hep. Bana gösterdiği tepki de bu yüzden biliyorum.

 

Peşinden baktım, hala böyle düşünüyor olmasına üzüldüğüm için mi, yoksa bir daha görüşemeyecek oluşumuz için mi, nedir, gözlerimin sulandığını hissettim.

 

Zekeriya ağabeyimle geçmişte; “Kahrolsun Faşizm” diye çok bağırdık.

 

Ama bugün içimden yükselen ses; “Kahrolsun beni Zekeriya ağabeyimle ayrı düşüren karanlık merkezler” diyor.

 

 

 

 



Bu Haber 1866 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI