Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
10 Ağustos 2012 Pazar
MUSA Ö. KIROĞLU
Can kurtarmanın dayanılmaz ağırlığı...
musakiroglu@mynet.com

Temmuz ayı boyunca sıcaklıklar mevsim normallerinin üstünde seyredince ciddi bir kuraklık yaşandı.

 

Bizim bölgemiz tabiatı itibariyle yağmura alışmış bir bölge. Bugün yağmur yağsın, toprak yeterli suyu alsın. Ardından 10-15 gün yağış olmasın kuraklık baş gösterir.

Bu derece suya alışıktır.

 

Isparta’da beş sene kaldım, oradan hatırlıyorum. Oraya zaman olur 3-4 ay damla yağmur düşmezdi. Ama ağzını açıp kimse ‘kurak var’ demezdi.

 

Nasıl olur da orada bu kadar zaman yağmur yağmaz, kurak olmaz… Burada 10-15 gün yağmaz ise kurak olur, merak etmişimdir hep.

 

Sanırım başta söylediğim gibi toprağın edindiği alışkanlıktan olmalı.

 

Ramazan başından sonra 10 gün, her gün 1.5 saat bahçede tırpan vurdum. O da ikindi sonrası akşam serinliği düştüğü saatlerde…

 

Otların kesilip toprağın ortaya çıkmasıyla gördüm, kuraktan toprak öyle yarılmış ki, bazılarına ayak giriyordu.

 

Şükür ki bu ara yağmur yağdı, yarıklar kapandı.

 

Tırpan derken, bu sene motorlu tırpanla kendim biçtim bahçedeki otları. İlk kez kullandım motorlu tırpanı.

 

Motorlu tırpan çıkmadan önce tırpanı elle vururduk.

 

Hiç unutmam 1976 yılında yine Ramazan ayı böyle fındık vaktine gelmişti. Bahçede tırpan vuruyorduk.

 

Hem şimdiki gibi günde 1.5 saat falan değil akşama kadar salla babam tırpanı, öyle vururduk.

 

Bahçede tırpan vurduğumuz sırada komşu bahçeden sesler geldi. Bir çocuk “Babam ölüyor, yetişin” diye bağırıyordu.

 

Koştuk, o bahçeye seslerin geldiği yere gittik.

 

Komşu bahçenin sahibi tırpan vururken birden fenalaşmış. Düşmüş yere yığılmış kalmış, hareketsiz yatıyordu.

 

 

Şimdiki gibi cep telefonuydu, 112 acil ambulans hizmetiydi nerde…

 

Acil sağlık hizmetini vatandaşlar kendisi verirdi.

 

Toplandık vatandaşın başına…

 

İçimizdeki en yaşlımız en tecrübelimiz olduğu için harekete geçti. Öncelikle elini hastanın alnına koydu. Herhalde ateşi var mı, yok mu onu kontrol etti.

 

Sonra kolunu eline aldı, nabzını dinledi.

 

“Lan bunun nabzı düşmüş, ölüyor mu yoksa?” diye panikledi.

 

Sonra, “Su vermek lazım, ama adam oruçlu…” dedi.

 

Bu sefer devreye ben girdim.

 

Bir bardak suyu kaptığım gibi hastanın yanına geldim, ağzına dayadım bardağı, biraz geriye yatırdım. Zor da olsa suyu içirdim.

 

Hastaya benden önce bakan yaşlı büyüğümüz; “Hoca günahı senin, adama orucunu bozdurdun” dedi.

 

Ben bu söze aldırış etmedim, gittim bardağı yine doldurdum, hastaya bir bardak daha su içirdim.

 

Biraz sonra hastada hayat belirtileri başladı. Elini-kolunu oynattı, gözünü açtı derken kendine geldi.

 

Yanımızdakiler hastaya hemen müjdeyi verdi, su içtiğini, orucunun bozulduğunu söylediler.

 

O da “Hayır, ben su içmedim, orucum niye bozulsun ki…” dedi.

 

Bunun üzerine “Suyu ben içirdim, başka çaremiz yoktu, yoksa ölüyordun, nabzın çok düşmüştü” dedim.

 

Bunu duyan hasta “Ne yaptın, bıraksaydın oruçlu ölseydim, Cennete giderdim” diye öyle bir çıkıştı ki bana.

 

Ne diyeceğimi bilemedim…

 

Aklıma geldiğinde hala, canını kurtardığım birinin bu sözleri çok garibime gider. 

 

 

 

 



Bu Haber 1921 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI