Bugünkü yazımı Ünye dışından bir konuda seçtim. Ne kadar Ünye dışından da olsa, herkesi, hepimizi, tüm insanlığı, hatta tüm canlıları birinci derecede ilgilendiren önemli bir konuya değinmek istedim.
Gıda hakkında yazdım bugün. Aslında yaklaşık 10 yıldır bu konuyu sağından-solundan araştırıyor, izlemeye çalışıyordum. Gıda ile ilgili olarak dünyada ve Türkiye’de sanki sessizce, derinden derine bir şeyler dönüyor-döndürülüyor gibime geliyordu.
Ben bittim büyüdüm, sürekli şöyle duyardım: “Türkiye, gıdada dünyada kendi kendine yeten birkaç ülkeden birisidir.” Bu sözü eminim sizler de hatırladınız ve sizler de sık, sık duyduğunuzu düşündünüz.
Ancak, son 15 - 20 yıl içinde sanki bir şeyler tersine mi döndü nedir, artık bu söz söylenmez oldu çıktı.
Bakın aşağıda, bir araştırmadan bazı notları aktarmak istiyorum. Belki böylelikle bizim, kendi kendine yettiğini bildiğimiz gıdamızın nasıl, kimlerin oyunu sonucu yetmez hale getirildiğini bu araştırmanın satır aralarından çıkartabiliriz.
İşte araştırmadan alıntılar:
'Dünya nüfusunun en zengin yüzde 2'si tüm dünya servetinin yarısına, en zengin yüzde 1'i ise yüzde 40'ına, dünya nüfusunun yarısını oluşturan yoksul kesim ise, dünya zenginliklerinin sadece yüzde 1'ine sahip... Bu yaşadığımız dünyadaki en çarpıcı eşitsizlik…
Bu bilgiden sonra devam edelim.
Dünyanın yarısı buğdayla, önemli bir kesimi ise pirinçle besleniyor. Bugün dünyada 124 milyon ton buğday stoku var. Yani, Türkiye gibi 7 ülkeyi doyuracak kadar buğday var... 77 milyon ton pirinç stoku var. Bu stokla da Türkiye gibi 140 ülke doyar... Yeryüzünde üretim yetersizliği diye bir sıkıntı yok... Ama her ne hikmetse, her gün 25 bin kişi açlıktan ölüyor... Bakın şu notlar 'Yıkım Tohumları' adlı kitabın yazarı William Engdhal'a ait: Notta şöyle deniliyor: 'Yaşanan küresel gıda kriziyle Genetiği Değiştirilen Organizma-GDO- patentli pirinç, mısır ve soya tohumlarının yaygınlaşması arasında bir bağlantı var. Bu bağlantı da şu; gıda üretiminin Monsanto, DuPont, Syngenta, Dow, Archer Daniels Midland and Cargill önderliğindeki birkaç dev şirket tarafından küreselleştirilmesi bağlantısı. Bu güçlü gıda lobisi küresel bir tarım politikası oluşturdu. Bunlar hem ABD Tarım Bakanlığı, hem de Avrupa Komisyonu Tarım Direktörlüğü'nde etkinler. Bu güçlü tarım şirketleri, perde arkasından Dünya Ticaret Örgütü'nün tarımla ilgili kararları üzerinde de hakimler. Uzun vadeli politikalarından biri, kasıtlı olarak dünyanın acil tahıl stoklarını azaltmak… Küresel kıtlık koşullarında Monsanto ve tarım lobisi kendi patentledikleri GD tohumlarının dünyadaki açlığa 'çare' olduğunu iddia ediyor. Henry Kissinger'in 1970'lerde ilan ettiği strateji 'Petrolü kontrol ederseniz ulusları ya da bölgeleri, ama gıdayı kontrol ederseniz insanları kontrol edersiniz' stratejisi bu. Bu tamamen bilinçli bir hareket ve bir grup elit tarafından yönlendiriliyor. Dünyada gıdayı yöneten çok uluslu şirket sayısı 10'u bulmuyor. Ve bu dev şirketler, dünyada herkese yetecek gıda olmasına karşın, günde 25 bin insanın açlıktan ölmesine yol açan politikaları etkiliyor veya belirliyor... Dünyada kim aç kalacak, ya da kim obez olacak bu şirketler karar veriyor.’ Nasıl ki, uluslar arası bu gıda tekellerinin politikaları devreye girdi, etkisini gösterdi, bununla eşzamanlı olarak, bizim de tarımda kendi kendimize yeten gücümüz bir anda sabun oldu eridi.
Bunun, yani bütün bu sinsi politikaların sonucu olarak ta, Türkiye bir anda kendi kendini doyuramaz ülke haline düştü. Kısacası gıda mahrumu ülke oldu.
Sebep olanlar kına yaksın. Ne diyelim…