Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
6 Aralık 2012 Pazar
HAKAN KORKMAZ
"Resmi araçlar cirit atıyor"
arzkan68@hotmail.com

Bir okurum mail atmış.

         “Hiç dikkatinizi çekiyor mu? Resmi araçlar cirit atıyor. Hafta içi -sonu görevli, görevsiz geziyor.

Yakıt devletten zaten…          

Hafta sonu ailenin hizmetinde….

Üzülüyorum kardeşim!…

Bunları denetleyen hiç mi yoktur” Diye!

 

         Şöyle bir etrafa baktım. Hak verdim.

Meğer gözüme ne kadar takıldı… Özellikle Cumartesi-Pazar…

         Bakıyorum şimdi!

“Bende yazmalıyım” dedim.

Artık, resmi, ama resmi kullanılmayan plakaları gözlüyorum.

Muhatabına, okurum adına sormak için…

 

Dedik ya!

Hayat hep mücadele…

Bir para hırsıdır devam edip gidiyor.

Çaba iyi bir yaşam için…

Elde edilince neden hep daha fazlası?

Gözümüzü yumduğumuzda biten, her gün örneğini yaşadığımız sonlanan hayatlar niçin bize örnek teşkil etmez?

Niçin birbirimizi ezmek için elimizden geleni yaparız?

Ticaret yapar para kazanırız, neden hileli satış?

Devlet memuruyuz işimiz var, niçin bu gün git yarın gel?

Rütbeliyiz, emrederiz, niye asta eziyet?

Siyaset yapıp seçiliriz, neden güveni suiistimal?

Makam sahibi olur, geçmişi unuturuz, niçin kibir?

Bazen eş, bazen çocuklara neden kaba kuvvet?

Nedir paylaşılamayan?

Kim kaybetmiş mütevazılıktan?

Kim hakir görülmüş selamı sabahı eksiltmeyen?

 

Bir kıssadan hisse :

Halinden yoksul olduğu anlaşılan bir adam, deniz kenarında oltayla balık tutar.  Tesadüfen oradan geçmekte olan ülkenin padişahı bu gariban adamla ilgilenir ve ona, "Oltana ben burada iken ilk takılan şey ne olursa sana onun ağırlığınca altın vereceğim" der.

 Biraz sonra oltaya takıla takıla, ortası delik bir kemik takılır.

 Hükümdar balıkçıya, "Ne yapalım, şansın bu kadarmış, oltana ağır bir şey takılmadı" diyerek sarayına götürür.

 Saraya varınca adamlarına, balıkçıya elindeki kemiğin ağırlığınca altın vermelerini emreder.  Kemiği terazinin kefesine koyarlar, öbür kefesine de altın koymaya başlarlar.  Beş, on, yirmi, elli diyerek altınları koyarlar ama kemik yerinden oynamaz.

 Görünüşte dört beş altını zor tartar göründüğü halde, tahminlerin on misli üzerinde altın koyarlar fakat bana mısın demez.

 Altını doldurmaya devam ederler, terazinin kefesi dolar taşar ama kemik tarafı yerinden kımıldamaz.

 Bunda bir sır olduğunu anlarlar. Bir bilgeyi çağırıp bu sırrın ne olduğunu sorarlar. Bilge kemiği eline alıp şöyle bir baktıktan sonra şu açıklamada bulunur:

"Bu kemik, açgözlü bir insanın göz çukurudur. Siz bunu tartmak için bütün hazineyi koysanız yine yerinden oynamaz Çünkü doymaz. Ama! Bir avuç toprak bunu doyurur"

Nitekim bir avuç toprak alıp terazinin kefesine koyarlar ve kemik yukarı kalkar.

 

         Buradan alacağımız hissede olduğu gibi, kimsenin gözünü toprak doyurmasın.

Ama unutulmasın ki?

Hayat bir başkasının yaşam hakkına izin verecek kadar güzel.

Ne siyasette, ne bürokraside, ne ticarette…

Hileye, hurdaya gerek yok…

 

 

 

 

 

 

 



Bu Haber 1258 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI