13 Mayıs 2009 Pazar
YAŞAR KARADUMAN
"Sayın Türkçe bilen arkadaşlarımız sabah şerifleriniz hayr olsun"
Bugün köşemizde bir misafirimiz var, medya, gösteri, reklam ve pazarlama iletişimi uzmanı, eski edebiyatçı ve yazar bir dostum. İki kısa makalesi ile konuğumuz bugün, aşağıda:

A.Selim TUNCER

60-70’lerde bize annemiz babamız “Günaydın!”, babaannemiz de “Sabah şerifleriniz hayırlı olsun!” demeyi öğretmeye çalışırdı. Bir çatışma değildi, herkes bildiğini tavsiye ederdi, o kadar. Okula başladığımızda tabii ki “günaydın”ın hakimiyeti pekişti. Babaanne de vefat etmişti zaten. Voyager 1 uzay aracının NASA tarafından uzaya gönderildiği 1977 yılında “Sabah şerifleriniz hayırlı olsun!” diyenlerin hepsi göçmemiştir büyük ihtimalle, ama “günaydın”ın artık yaygınlaşmış olduğunu sanıyorum. Bu Voyager 1 ve 2 denilen araçlar, Güneş Sistemi‘nin dışına çıkarak fotoğraflar çekip gönderebiliyor. Mesela yukarıdaki ebru çalışmasını andıran fotoğraf Voyager’dan Jüpiter’in görünüşü... Ayrıca bu araçlarda dünyadan bilgiler içeren bir disk de varmış... Matematik bilgiler (ikili kod), fotoğraflar, doğa sesleri ve çeşit dillerde selamlar... Akadca, Hititçe gibi arkaik dillerde selamların da yer aldığı diskteki dillerden biri Türkçe... Yani, Türkçe bilen uzaylı arkadaşlarımız varsa, hesaba göre bu diski dinleyecekler ve bizimle irtibata geçecekler. Ancak, merak ettiğim bir şey oldu. Uzaylı arkadaşlarımızın bu selamı anlamaları için Türkçe‘yi Taş Mektep‘te öğrenmiş olmaları lazım. Galiba bunu Osmanlı’nın son dönemlerinde Amerika’ya göçmüş bir Harputlu’nun torununa falan okutmuşlar: “Sayın Türkçe bilen arkadaşlarımız, sabah şerifleriniz hayr olsun!” Şakalarıyla ünlü abimiz Mehmet İlhan’ın Amerika’dan gönderdiği mesajından öğrendiğim bu bilgiye ilk tepkim “Şaka mı bu?” olmuştu. O da cevap yazmış: “İnsanın adı çıkacağına canı çıksın!” Yani şaka değil bu! 

Siz siz olun, bağlamınıza dikkat edin efendim!

Hadi bakalım, bu günlerde “kıssadan hisse”lerle vaziyeti idare ediyoruz. “İsa’nın Son Akşam Yemeği”nin ressamı Leonardo da Vinci’den bir kıssa... Leonardo hikayesinin, ya da benzer hikayelerin gerçekten yaşanmış olup olmadığına değil, “hisse”sine bakalım lütfen.

Hikayeyi, “Şeytan ve Genç Kadın” isimli romanında Paulo Coelho anlatıyor:

Bu tabloyu yapmayı düşündüğünde Leonardo da Vinci büyük bir güçlükle karşılaştı. İyi’yi İsa’nın bedeninde, Kötü’yü de İsa’nın arkadaşı olan ve son akşam yemeğinde ona ihanet etmeye karar veren Yahuda’nın bedeninde tasvir etmek zorundaydı. Tabloyu yarım bırakarak bu iki kişiye model olarak kullanabileceği birilerini aramaya başladı.

Bir gün bir koronun verdiği bir konser sırasında korodakilerden birinin İsa tasvirine çok uygun düştüğünü fark etti. Onu poz vermesi için atölyesine davet etti, sayısız taslak ve eskiz çizdi.

Aradan üç yıl geçti. ‘Son Akşam Yemeği’ neredeyse tamamlanmıştı, ancak Leonardo da Vinci henüz Yahuda için kullanacağı modeli bulamamıştı. Leonardo’nun çalıştığı kilisenin kardinali, tabloyu bir an önce bitirmesi için ressamı sıkıştırmaya başladı.

Günlerce aradıktan sonra vaktinden önce yaşlanmış genç bir adam buldu, paçavralar içindeki bu adam sarhoşluktan kendinden geçmiş bir durumda kaldırım kenarına yığılmıştı. Leonardo yardımcılarına adamı güçlükle de olsa, doğruca kiliseye taşımalarını söyledi, çünkü artık taslak çizecek zamanı kalmamıştı.

Kiliseye varınca yardımcıları adamı ayağa diktiler. Zavallı, başına gelenleri anlamamıştı; Leonardo bir yandan adamın yüzünde açıkca görünen inançsızlığı, günahı, bencilliği tabloya geçiriyordu.

Leonardo işini bitirdiğinde, o zamana kadar sarhoşluğun etkisinden sıyrılmış olan berduş gözlerini açtı ve duvardaki resmi gördü. Şaşkınlık ve hüzün dolu bir sesle şöyle dedi:

“Ben bu tabloyu daha önce gördüm!”

“Ne zaman?” diye sordu Leonardo da Vinci, o da şaşırmıştı.

“Üç yıl önce, elimde avucumda olanı kaybetmeden önce. O sıralarda bir koroda şarkı söylüyordum, pek çok hayalim vardı, bir ressam beni İsa’nın yüzü için modellik yapmak üzere davet etmişti.” (Şeytan ve Genç Kadın, Paulo Coelho, Çeviri: İlknur Özdemir, Can Yayınları, Sa: 47)

Böyle... Aynı adam Leonardo’ya hem İsa (tanrısal) hem de Yahuda (şeytani) modeli olmuştu.

Buna bağlam etkisi derler. İnsanı âbât da eder berbat da... Siz siz olun, bağlamınıza dikkat edin efendim!

A. Selim TUNCER

http://selimtuncer.blogspot.com/



Bu Haber 477 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Başlık : sabah-ı şerifleriniz hayrolsun Tarih : 13 Mayıs 2009 / Pazar Üye Adı :hasan fahri tan
Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u fethetmiştir.Zamanın şairleri Sultan'a aruz ve heceyle en güzel methiyelerini arzedip bahşişler almaktadır Sultandan.Bir şiir gelmiştir ki,en fazla bahşişi bu şiirin şairi (!) almıştır.Şiir şöyledir /''PADİŞAHIM,SABAH-I ŞERİFLERİNİZ HAYIR OLSUN/YEDİĞİNİZ BAL İLE KAYMAK,MEKANINIZ ÇAYIR OLSUN''/ Diğer şairler şaşırmıştır bu işe.Ve Sultan durumu açıklar:''Efendiler,bu şiiri yazan bir köylüdür,En güzel yiyecek olarak bal ile kaymağı,en güzel oturma mekanı olarak çayırı bilmektedir.İşte bu duygularla da sabah-ı şerifimin hayırlı olmasını dilemektedir.Kendisi için çok değerli olan şeyleri bana layık görmektedir.Mesele bundan ibarettir.'' EY ÜNYELİLER,EY DÜNYALILAR, SABAH-I ŞERİFLERİNİZ HAYIR OLSUN/YEDİĞİNİZ FINDIK EZMESİ,/MEKANINIZ FINDIK BAHÇESİNDEKİ ÇAYIR OLSUN/ hasretle...
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI