Ünye’den telefon ediyorlar, diyorlar ki:
“Hani seçimden önce bir meydan fotoğrafı atmıştın internete, Arpacıoğlu tüm seçim propagandasını bu fotoğraf üzerine kurmuş ve insanlara “bak sizleri meydana bile kabul etmiyorlar” diyerek duygu sömürüsünü oya dönüştürmeye çalışmıştı, şimdi meydan daha felaket oldu, gel de gör, o gün sana kızmıştık ama, haklıymışın” diyorlar.
“Ne oldu?” dedim,
“Meydan Samanpazarına döndü, bu kadar insan nerdeymiş nerde vakit geçiriyorlarmış anlamadık”.
Ben de dedim ki, “bunda anlaşılmayacak ne var?
Evlerinde bunalan insanlar güzel havalarda çocuğunu alır parka gider otururlar. Cumhuriyet meydanına gitmezler.
Her şehrin bir parkı, parkın içinde bir de çocuk parkı olur. Anneler, babalar, dedeler gölgede oturup sohbet ederken veya örgülerini örerken çocuklar da güvenlikli bir çocuk parkında oynarlar.
Bizim böyle bir parkımız var mı?
İçinde güvenli bir çocuk parkı var mı?
Bizim parkımız neresi?
Şehrin parkı neresi?
Başkan benim fotoğrafımı, mahalle mahalle dolaşıp şikayet edeceğine,
zavallı bir bayanın eline yazılmış metinleri verip gazetelerinde bana saldırtacağına vatandaşına bir park bulmaya çalışsaydı ben de o parkta mutlu insanları ve mutlu çocukların fotoğraflarını çeker koyardım internete.
Ama bizim bir parkımız bile yok.
İnsanların gölgede nefes alacağı denize karşı oturup dinleneceği şehir parkı tek santimetre karesine kadar kiraya verilmiştir.
Vatandaşım, doğal olarak, gideceği bir parkı olmadığı için bu köy-kasaba karışımı parkla meydan arası bir şeye benzeyen Cumhuriyet meydanına geleceklerdir.
Doğal olarak ta, yanlış konulan oturma grupları nedeniyle kümelenme ve görüntü kirliliği olacak ve meydan Samanpazarına benzeyecektir.
Çare, beni vatandaşa şikayet etmek değil, çözüm üretmektir. Çare şehir parkının yarısını çay bahçesi hüviyetinden çıkarıp banklar koyup halka açmaktır.
İlk Ünye Müzesi
İlk müzemiz, Anafarta ilkokulunun öğretmen odasında uzun bir camlı dolaptı. Anafarta ilkokulunda okuyan arkadaşlar hatırlarlar. Rahmetli Hocam Orhan Bora yapmıştı.. İçinde, Prehistorya tarihi (tarih öncesi) hocası Ünyeli Prof. Dr. İlhami Kılıç Kökten’in Cevizdere mağaralarında yaptığı kazılarda bulduğu eserler vardı. Orhan hoca bunlara gözü gibi bakardı.
Bu kazılardan birine 1965 yılında ben de gitmiştim. Onbeş yaşında ortaokul öğrencisiydim İlhami hoca o günlerde bayağı toprak kazdırmıştı bana. Bu bir camlı dolaptan ibaret Ünye’nin ilk müzesindeki eserler bir müddet sonra Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesine nakledildi. O zamandan bu zamana bir müze yapmak kısmet olmadı. Denizi doldurduk, Çakırtepe’ye utanç duvarı ördük, Dikitaş’ı yok ettik, Köprübaşı deresini çöplük yaptık, Ünye’nin fotoğrafını değiştirdik ama bir müze yapamadık.
İkinci Müze Savaşı
Ahmet Kabayel sonunda bir gün Hacıemin yokuşunda eski bir kaptan evi buldu, İstanbullara geldi, mirasçıları ikna etti, belediyeye anlatmak için ter döktü ve uzun ve meşakketli uğraşlardn sonra belediye evi müze yapmak için satın aldı. Daha her şey bitmedi. Tapu alınacak, restorasyon için anıtlar yüksek kurulundan izin alınacak, para bulunacak..
Varilci bu konuda şöyle diyor:
“Kamulaştırma çalışmaları, bedel ödenmesine rağmen, bir süre daha uzayacak gibi görünüyor. Tapu ile alakalı bu süreç yanında, Anıtlar Yüksek Kuruluna gönderilen Proje, bu ay içinde değerlendirilerek, muhtemelen onaylanacaktır.
Arkadaşlar şimdiden müze için eşya toplamaya başlamışlardır. Herkes Ünye’yi anlatan eski bir objeyi müzeye bağışlamaktadır. Ben babamdan kalma çalışır vaziyette kırklı yıllara ait taş plak çalan bir müzik seti ve çalışır vaziyette kırkbeş model Aga marka bir lambalı radyo bağışladım.
Ünyelileri müzemize bağış yapmaya çağırıyorum.