Sanıyorum buna toplumbilimciler ve sosyologların cevap vermesi daha doğru olur..
Anadolu şehirlerinin çoğunda, o şehir için simge olmuş yerlere, bina yapmak, olmayacak yerlere ilgisiz objeleri ve bir sürü garip şeyleri getirip koymak gibi bir hastalığı vardır
Çevreyi, dokuyu, tarihi, bilmeden, gecekondu usulü yapılara, tepelere garip inşaat izinleri vermek, binlerce yılda meydana gelmiş kıyılara, falezlere duvar örmek, meydanı meydan gibi yapamamak, parkı park gibi düzenleyememek, turizmi konuşup hasıraltı etmek, tarihi değerleri ve dokuyu koruyamamak veya kasıtlı yok olmasına göz yummak, yalnız Ünye’de görülen bir durum değildir.
Kendi şehir ve kasabasından dışarıya çıkmamış, başka şehirlerde bunlar nasıl yapılmış incelememiş, inceleyenlere ve bilenlere de itibar etmemiş dar görüşlü kasaba politikacıları ve yöneticileri ülkemiz genelinde bir sorundur.
Bu sosyolojik sorunun altında ne yattığını bilimsel olarak anlatmayı konunun uzmanı arkadaşlarıma bırakarak devam ediyorum.
Neden gözlerini böyle hassas yerlere dikiyorlar?
Otel yapılacak, çamlık diye yırtınıyorlar..
Halk istemiyor..
Neden ısrar ediyorsunuz?.
Başka yer mi yok..
Ama gaye otel değil…
Gelelim Çakırtepe’ye..
Başkan yolun yarısında günah çıkartıyor..
“İçime sinmiyor”
Baştan siniyordu, şimdi ne oldu?..
Sinmiyorsa yıktır.
Yıkım kararı aldınız haydi uygulayın bakalım.
Deniz dolgusu..
Hangi hak ve vicdanla burayı doldurdunuz?
Dikilitaş ve Aynikola’da öyle.
Neden hep şehrin can damarlarını kesiyorsunuz?
Bu harap etme duygusu nerden geliyor?
Yönetimi elinde bulunduranların kasaba-köy karışımı sosyal katmanlardan gelmelerinden..
Kasaba-köy karışımı kültür, gelenek ve adetlerden. Kasaba-köy karışımı sosyal yaşam yapısı içinde yetişmekten Bilgisizlik ve geri kalmışlığın sosyal sınıflara yansımasından,
Farklı eğitim alınıp yerel yönetimde farklı bir işi yapılmasından..
Gençlik ve eğitim sürecinde kasabaya uğramayıp, kasabayı tanımadan görev alınmasından..
Ben her şeyi bilirim, mantığı ile şehri tanımak için en ufak bir çaba sarfedilmemesi, şehrin hikayesinin, sokaklarının caddelerinin, mahallelerinin, kıyısının yalısının, tarihinin bilmemesi, başka yerlerdeki benzer uygulamaların incelenmemesinden.
Lacivert takım elbise giyilse bile kasaba-köy mantığının aşılamaması ve bu psikolojinin üstesinden gelinememesinden.
Dürüstlük, açıklık, tarafsızlık, güven, öğrenme ve öğretme, çözüm üretme, önerilere ve iletişime açık olma, sevgi ve hoşgörü, sürekli iyileştirme ve yenilikçilik kavramlarına önem ve özen gösterilmemesi ve bunların laf-ı güzaf (boş laflar) sayılmasından.
Eğer bu şehre sahip çıkılmak, çoğunluğun onayladığı kalıcı şeyler yapılmak isteniyorsa, siyaset üstü davranarak projelerinizi kamuoyu ile paylaşın. Daha iyi, daha sağlıklı, daha müreffeh bir şehir yapmayı kendinize görev sayarak, dalkavuklara kulak asmadan, aldırmadan çalışın. Göreceksiniz öyle güzel sonuçlar çıkacaktır ki gün gelecek, torunlarınıza “işte şu eser benim” diyebilesiniz.
Sonuç olarak isteğimiz şudur ki
Yerel yönetimin neresinde olursanız olun, bu size olmadık yerleri yıkma, bozma hakkı vermez.. Bu yerleri çok iyi tanıyan kişiler olarak yapılan şeylerden ızdırap duymaktayız. Sizden öncekiler buralara dokunmadılar, saygılı davrandılar.
Lütfen, buralardan geri çekilin, gidin geldiğiniz yerlerdeki dağlara tepelere derelere, istediğinizi yapın. Ünye’nin son üç beş değerine saygı gösterin..Bu koltuk size ömür boyu verilmedi, bir gün bırakıp gideceksiniz, biz hep buradaydık sizden önce de vardık, sonrada burada kalacağız, yaptığınız tahribatla baş başa yaşamak istemiyoruz.
Şehrimizi sevmek, korumak kollamak hakkımız ve bizim ona olan borcumuzdur.