Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
18 Nisan 2014 Pazar
İSMAİL SARI
Anadolu’da Kıtlık Var Ama Doğrusunu Allah Bilir

Gezmeyi, görerek ve inceleyerek yaşamayı seven bir insanım. “ Uydum kalabalığa ” mantığını sevmem. Hayatımız Cenab-ı Hakk’ın bize sunduğu en büyük nimettir. Bu nimeti, körü körüne veya el uzlamasına yaşayarak heba edemeyiz. Çünkü, tekrarı yok. Yani, “Bu seferki dünya hayatımı iyi yaşayamadım ama bir dahaki gelmede kıymetini bilerek yaşayacağım.” gibi bir lüksümüz yok. Bu hak, bizlere bir defa sunulmuş kıymetini bildin kazandın bilemezsen sınavı kaybettin. Sonucun ne olacağını sadece Allah (c.c.) bilir.  

Bu ölçüler doğrultusunda on günlük Afyonkarahisar termal istirahatımı bulunduğum yerde yatarak, oturarak değil de, çevreyi tanıyarak geçirmeyi daha uygun gördüm. Pazar günü Gazlıgöl Beldesinde kurulan pazara indim. Yumurtasını, ekmeğini ( köy ekmeği satılıyor pazarda)  satan üretici insanlara hal-hatır sordum. Köylerde ne var ne yok dedim. Taze köy ekmeği aldım. Dile getirilen ortak sıkıntı kuraklık. Tarlaların yağmur beklediğini, ekinlerin büyüyemediğini, pancar ekimi zamanı olduğunu, kuraklıktan ekim yapamadıklarını öğrendim. Bir iki gün önce biraz yağmur yağdı ama çok değil tabii ki Anadolu toprağı suya aç, az yağmurla doymuyor.

Pazartesi günü eşimle birlikte Eskişehir-Kütahya ve çevreyi dolaşıp gelmek üzere yola çıktık. Hava güzel toprak bahar hazırlığında, kırsalda hem armutlar (bizim Akkuş diliyle çörtükler) çiçek açmış, az sayıda kuşlar uçuşuyor ve ötüyorlar. Yavaş yavaş hem gidiyor hem de etrafı seyrediyoruz. Yol kenarında, ellerinde mazot bidonları ile iki köylü duruyor. Kenara yaklaşarak yanlarında duruyor ve selam veriyorum, seviniyorlar. Çünkü yol, çok işleyen bir yol değil. Bir araca binmek için ne kadar bekleyeceklerdi belirsiz. Ben onlara bişey söylemezden önce telaşla, “ Bizi petrole kadar alır mısın ağabey?” diyorlar. Elbet ki ben onları almak için durmuştum. Yola devam ediyoruz ve sohbet başlıyor. “Buralar hangi ilimizin sınırları içindedir.” diye soruyorum. Çünkü yol çok işleyen bir yol olmadığı için yol bilgileri veren levhalar çok az. Eskişehir sınırları içinde olduğumuzu söylüyorlar. Benim yabancı olduğumu öğrenince daha çok seviniyorlar ve ilave ediyorlar: “ Bizim buraların insanları bizi bu bidonlarla taksiye almazlardı” diyorlar. Ben hemen kısa yolculukta bazı bilgiler için soruyorum, “Ne yapıyorsunuz, nereye gidiyorsunuz?” Tarlada pancar ektiklerini, yeni yağmış olan yağmurun ıslaklığı kurumadan tohumu toprağa karıştırmak için hızlı hareket etmelerinin gerektiğini anlatıyorlar. Çok kuraklık olduğunu, ekinlerin sararmaya başladığını, böyle devam ederse kıtlık yaşanacağını üzülerek belirtiyorlar. Üst üste tekrarlanan teşekkürlerden sonra sağa yaklaşıyor onları indiriyorum. Ayrılırken yol soruyorum. Yolun yabancısı olduğum için rehbere ihtiyacım oluyor zamanla. İleride Kırka’dan sola döneceksin, diyorlar. Boraks madeni işletmelerine doğru dönüyoruz. Yollar stabilize; hatır-hutur, patır-kütür gidiyoruz. Yanımda eşim bağırıyor; “ Benim buralarda ne işim var, biz nereye gidiyoruz. Köy yollarına mı kaldık.” Ben ses çıkarmıyorum ama yanlış yola girdiğimizi de belli etmemek için çaba sarf ediyorum. Önümüzden gelen bir boraks kamyonu duruyor ve bana da durmamı söylüyor. Duruyorum. Kaptan şoför bana, “kafanı dışarıya çıkar da aşağıya bak” diyor. Ben kapıyı açarak bakıyorum, birde ne göreyim; benim kaşkol, kapıya kısılmış yolları süpürerek epeyce gelmiş. Kaptan gülüyor ve nereye gittiğimizi soruyor. Yanımda eşim de başladı gülmeye ve “ beni bu gün buralara kaşkolunla köyleri süpürmeye getirdin” diyor. Kamyon şoförü yanlış geldiğimizi anlıyor ve geriye dönerek kendisini takip etmemizi söylüyor. Dönüyor ve devam ediyoruz. Bir süre birlikte devam ettikten sonra bize yolu tarif ediyor. Bu tarif üzerine epeyce yol aldıktan sonra bir köye varıyoruz. Yol kenarında duran bir vatandaşın yanında duruyorum. Nereye gittiğini soruyorum. Kütahya’ya gittiğini söylüyor. Tam da aradığımı bulmuştum. Kılavuzu arabaya aldım başladık sohbete.

Köylü Ömer Efendi, bir şairimizin dediği gibi; “Bizim halkımız alim (tahsilli bilgin) değildir ama arif (halk kültürü ile bilgili) tir.” sözünün erlerindendi. Sohbet ederken halk kültürü belli oluyordu. Sohbet ede ede Kütahya’ya kadar gittik. Ömer efendide kuraklık sıkıntısından, üreticinin güç durumda olduğundan, kurak duasına çıktıklarından, çok az yağmur yağdığından, nisan yağmurlarının yeterince yağmadığından ve Anadolu insanının gözünün nisan yağmurlarında olduğundan; nisan yağmurlarının, Anadolu insanının bereketi olduğundan uzun uzun bahsetti. Yolculuğumuzun nasıl bittiğini bilemedik. Kütahya’dan selamlar….

Değerli Okuyucularım!

Çok sevdiğim Anadolu insanı ile geçirdiğim kısa bir serüvenimi anlattım. Romantizmi sevmeden fikir üretilmiyor. Üretici olmadan da kup kuru bir hayat, meyvesiz ağaç gibi yakıt olmaya hazırlanıyor gibi düşünüyorum. Anadolu insanımızın dua ve niyazları ile beklediği nisan yağmurlarını bol bol vermesi için Cenab-ı Hakk (c.c.) dan ben de niyazda bulunuyorum. 30 ve 31 Mart günlerindeki soğuklar Anadolu’nun geneline darbe vurmuş. Ancak Nisan sonuna kadar veya Mayıs ayında yağacak yağmurların bu darbeyi biraz hafifleteceği inancındayım inşa-Allah. Bu gün abrul beşidir. Allah, ikinci bir afetten korusun.

Saygı, sevgi ve selamlarımla… 



Bu Haber 1008 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI