Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
21 Ocak 2015 Pazar
ZATİ ÜRER
Vebal Büyük!

Vebal romanımı, 35 yıl öncesinde yani 1978-1980 yılları arasında iç savaş noktasına gelen ülkemizin yaşadıklarını tarihe not düşmek için yazdım. Öğretmenliğimin ilk yıllarında yaşadığım, duyduğum olayları  günlüklerle not alıyordum o zamanlar. Genç, aydın bir öğretmen olarak belleğime çektiğim fotoğrafları  kurguladığım belli karakterler kesitinde romanlaştırdım. Bu karakterlerin gerçek kişilerle uzaktan yakından hiçbir ilgisi yoktur. Tümü hayali karakterlerdir. Roman kahramanları tarihe mal    olmuş kişi, olay, durum ve sözleri kendi aralarındaki konuşmalarında konu etmişler, ancak tartışmalı olabilecek söylentileri dile getirişlerinde de herhangi bir kanıta dayanmadığının anlaşılmasını sağlayacak vurgulamalara da özellikle yer vermişlerdir. Buna ülkesinin geleceğine ışık tutmak isteyen    bir eğitimci olarak tarihe olan sorumluluğumla özen gösterdim. Bugünü değerlendirdiğimizde ülkemizi yine o karanlık günlere götürme provalarının yapıldığını yaşıyor, görüyoruz. Bu nedenle tarihe ışık Vebal romanımdan bazı alıntılara dikkat çekmek istiyorum:

“Ertesi gün cenaze töreni yapıldı Valilikte. Hamaset dolu sözlerle övüldü Kamil Bey, büyük kalabalıklar da yoktu öyle. Eşi Leyla kara gözlük takmış, bitkin durumda konuşmaları izledi. İçinden konuşmak, haykırmak geliyordu ya çok bitkindi, ayakta zor duruyordu. Komşuları iki kişi koluna girmiş onu düşmesin diye tutuyor gibi duruyorlardı. Birden kolundakilerden silkindi, sendeleyerek kürsüye yürüdü.  Uzandı  mikrofona ve seslendi:

Kanla yoğrulmuş hep tarihimiz,   Uyum uğruna fikri bağlamak,

Şiddet doğurur düzen derdimiz,   Gönülden  gönüle yol aramak,

Niye bitmez kavgamız, kinimiz…  Bulmak huzuru dostça yaşamak,

Barış huzuru haram mı bize?       Barış kültürü yakışır bize! ”

 “Nihayet olan oldu. 12 Eylül 1980 sabaha karşı radyo televizyonlarda marşlar çalınıp söylenmeye başladı. Demokrasi bitmişti. Gün ışıyınca gazeteler dağıtılmaya başladı. Ordunun idareye el koyduğu bütün gazetelerin ana manşetiydi. Gazetenin birinde de içi kına dolu bir torbayı uzatan el karikatürü vardı. Altında şöyle yazılmıştı: Buyurun, münasip bir yerinize yakın!  Kimeydi bu sitem?”   

“Leyla Hanım, yazık oldu diyordu, yazık oldu, çok yazık! Kocasının meslektaşı Tahsin Bey’den  aktardığı söz geldi aklına: Anarşi ve terör selinin içinde sağa sola çarpa çarpa yüzerken can verip de akarsuyun  kıyılarında tortu gibi  kalakalan binlerce genç dedi, iç geçirdi. Sonra ekledi: Onlar kurtuldu belki, ya kalanlar?  Binlerce genç hapishanelerde tutukluydu. Aileleri demir parmaklıklara yaklaşamıyordu bile. Paşalar onların ülkeyi kan gölüne çevirdiğini, cezalarını çekeceklerini anlatırken alkışlanıyordu meydanlarda. Çile çekenlerin hesabını ailelerinden başka tutan yoktu hiç? Ateş düştüğü yeri yakıyordu şimdi. O ailelerin vebali kimdeydi? Haklarını kimden isteyeceklerdi? Bundan sonra ne gelişmeler olur, tarihe neler geçerdi acaba? Tortulu, buruk yüreklerin acısı nasıl dinerdi? Düşündü derin derin ve  mırıldandı: Barış kültürü dedi, mutlaka yaratmalıyız barış kültürünü! Yoksa…”  

Acısına rağmen barış kültürü diye haykıran Leyla Hanımın sözleri önemli ama vurulmadan önce onun eşiyle  bir Anadolu anasının  konuşması  daha da çok önemli. Hele dikkatle okuyalım bir:

─Ben anayım, kuzumu sana emanet ettim Hoca! Bana ilmini getireceğine derdini getirdin. Alim sensin, 

    ben kuzumu senden isterim, nerede benim kuzum Hoca? 

─ Kuzunun ruhu çaldılar Münevver Ana, senden de benden de çaldılar. 

─ Kim onlar Hoca kim? Cahilim aklım ermez, lakin bir Hoca Efendi radyoda vaaz ediyordu geçenlerde.

    Dinledim dikkatlice. Dinsiz ilim, kitapsız ilim diyordu. Bizi dinsiz ilim bu hale getirdi diyordu. Kulaklar

    sağır, gözler kör olmuş, gönüller hareketsiz, donmuş diyordu. Demek doğruymuş. Kuzuma dinini

    öğretmiştim ben. İlim yuvalarında bozuldu demek.

─Derin güçler var senin alim dediklerini birbirine düşüren. Komünist faşist, dinci dinsiz çatışma virüsleri saçtırıyorlar ortalığa, süpürgeye kirletip silkeler gibi. Dikkat et ana! Herkesin ağzında bir suçlama, karalama… Seni etkileyen o Hoca Efendi’ nin de. Açıkça  ilim yuvalarını dinsizlikle suçluyor. Neden acaba?  Düşünmek lazım gelmez mi? Çatışma virüsü suçlamaları etkisiz kılmakla geçiyor ömrüm.     İnan bana benim gibiler çok  ama gücümüz yetmiyor. Suçlama kültürünü yok edecek bilge, cesur ve merhametli iktidarlardır. Günün birinde böyle bir iktidarı seçer bu millet inşallah!

Çok şükür o günler geride kaldı, iktidarın arkasında duruyor millet, tahrik ve provokasyonlara kapılmıyor ama…suçlama virüsü bulaştırılıyor sürekli dudaklara, uçuk misali, uçuk fikirlerle; baskı, zulüm, kan diyor karanlık güçler. Uyanık olalım, ilaçlayıp yok edelim suçlama-tahrik kültürünü; barış ekelim yüreklere, barış kültürü üretelim hep millet aşkına, vebal büyük(!)



Bu Haber 856 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI