Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
29 Ocak 2015 Pazar
İSMAİL SARI
İz Bırakanlar

Varlıkların hepsinin yaşadığı, gezdiği, geçtiği yerlerde bir izi vardır. Orada yaşadığını, oralarda gezdiğini veya oralardan geçtiğini belli eden eserleri, kalıntıları, izleri veya işaretleri vardır. Hattâ öyle ki, havada kokusu vardır; köpekler, havayı koklayarak iz sürerler.

 

İnsanlar için iz bırakmak, iki şekilde olur. Birincisi İYİ iz bırakmak, ikincisi KÖTÜ iz bırakmak. Peygamberimiz (a.s) bu gerçeği şöyle anlatıyor: “İyi bir iş için çığır açan ve öncülük edenler için; o iş yapıldıkça, açılan yoldan yüründükçe o çığırı açana sürekli sevap yazılır. Ancak, devam ettirenin sevabından hiçbir şey eksilmez. Kötü iş yapan, kötü çığır açan ve iz bırakan için de; o çığırdan gidildikçe, o kötü iş sürdürüldükçe o çığırı açana günâh yazılır; ancak, kötü çığırı sürdürenlerin günâhlarından hiçbir eksiklik olmaz”. Demek oluyor ki, önemli olan iyi bir çığır açabilmek, iyi bir iz bırakmak ve devamında iyi bir sonuca varmak insanlar için tercih edilen yol olmalıdır.

 

İz bırakma olayını, önemine binaen iki türlü değerlendirmek mümkündür. Birincisi çok önemli eserler bırakan veya kötü isim bırakarak şöhret olan tarihi kişilikler (Mimar Sinan, Edison, Atatürk gibi iyi örnekler; Firavun, Nemrut, kibirli zengin Kârun gibi kötü örnekler) yanında; ikinci olarak da günlük hayatımızda iz bırakan insanlar da vardır. Bir daire amiri güzel bir iş yapar, herkes sevinir tebrik eder. Bir siyasetçi, halkın tamamını veya büyük kitleleri sevindirecek bir iş yapar, alkışlanır ve topluca heyecana neden olur. Önemli bir maç vardır; bir sporcu beklenmedik bir anda bir gol atar, bir toplu heyecana neden olur. Aynı ölçülerde günlük yaşamımızda kötü izler de vardır ki hatırlayınca çok üzülürüz ve hayalimizden silinmesini isteriz. Hatırlamak istemeyiz.

 

Benim bu yazıyı yazmama neden olan, kötü bir örnektir. Birkaç yıl önce, Sayın Ertuğrul ÖZKÖK’ün bir köşe yazısını okumuştum da o yazıda; bir asansöre binmek için beklerken asansör geliyor ve kapısı açılınca içeriden ağır bir ter kokusu geliyor. Bir süre kapıyı açık bekleterek kokunun çıkmasını sağlamak istiyorsa da, ne mümkün. Cebinde bulunan parfümünü sıkarak asansöre biniyor ve hedefine ulaştıktan sonra şöyle düşünüyor: “Ben o asansöre öylece binsem de ben indikten sonra beni tanıyan ve hemen benden sonra o asansöre bir arkadaşım binse idi; o kokunun bana ait olduğunu sanacaktı. Ben perişan olmuştum.”

 

Ben de, benzeri bir olay yaşadım. Önceki gün öğretmenevinin tuvaletine gittim. Benden önce kim girmiş-çıkmışsa, el havlusu kutusundan peçeteleri almış, kullanmış yere atmış. Hemen yanında çöp kutusu bulunduğu halde yere atılmış peçeteler… Yerden alıp kutuya atmak istedim ama ele alınacak halleri yoktu. Benim huyum öyledir; girdiğim tuvalette önce bir temizlik yapar ondan sonra kullanır, tertemiz de bırakırım. Tuvaletten çıkarken bir öğretmen arkadaşım içeriye girdi. Öyle tahmin ediyorum ki o arkadaşım yerdeki peçeteleri benim attığımı sanmıştır.

 

Başkalarının pisliğinin zanlısı olmak ne kadar kötü bir şey değil mi?

 

Saygı, sevgi ve selamlarımla…

 



Bu Haber 597 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI