Parsel parsel eylediler Ünye’yi
Artık bir adından başka nen kaldı
Dost eliyle kırıldı kolun delindi bağrın
Durmayı gerektiren gayrı nen kaldı
Kırık bir gönülden başka nen kaldı
(Aşık Mahzuni gibi)
Ünye’nin girişinde bir tabela var.
Renkleri solmuş ne olduğu pek anlaşılmıyor, ama ben size anlatayım.
Tabelada Yalıkahvesi’nin bir akşamüstü fotoğrafı, üstte “Ünye’ye Hoş geldiniz” yazısı, alta “Burası Ünye burada durmak lazım” diye bir slogan var.
Önce acilen tabelayı yenilemek lazım, “Ünye Kurultayı”nın yapılacağı şu günlerde misafirlerimize ayıp olmasın.
Mavi, sarı, kırmızı ve siyah olmak üzere dört rengin üst üste basılması ile oluşan ve trigromi denilen ofset tekniği ile basılmış tabelanın sarı ve kırmızı renkleri solunca geriye siyah ve mavi renkten oluşan kısım kalmış.
Haydi bakalım meslek sırrı da verdik size.
Gelince asıl demek istediğime:
Tabeladaki “Burası Ünye burada durmak lazım” sloganında, nerede durulacağını hep merak etmişimdir.
Tabelanın dibinde mi, şehirde bir yerde mi?
Onu yazmamışlar.
Hadi durduk diyelim.
Sonra ne olacak?
Bu slogan bildiğim kadarı ile hemşehrimiz İstanbul milletvekili Sayın İdris Naim Şahin’e ait, iyi niyetle söylenmiş ve yıllarca başka yerlerde de slogan olarak kullanılmıştır.
İdris Bey bu sözü, gelip geçenler, burada merak ederek dursunlar, konaklasınlar, gezsinler, yemek yesinler, alış veriş etsinler, tarihi yerleri dolaşsınlar, Yunus Emre türbesine, Kaleye gitsinler, Çakırtepe’ ye çıksınlar, Yunanlı turist gelirse kiliseye ve eski Rum evlerine baksın, Kadılar yokuşunu gezsinler, bakırcılar arastasını gezsinler. Kadılar yokuşunda Osmanlının son kadısı Hilmi Kadı’nın torunundan tarihi ev hakkında bilgi alsınlar, bu işleri yaparken birazda para harcasınlar diye söylemiş..
Söylemiş te…
Acaba İdris Bey, daha sonra: “ Yahu “burada durmak lazım” dedik ama, adamlar durunca oyalanacak yerler, tarihi ve otantik doku duruyor mu, ne haldeler, misafirlere neler sunuluyor, duran eden var mı, duranlara neler gösterdiler, nerelere baktılar, ne yedip içtiler, memnun kaldılar mı, yoksa sözümüz yalnızca burada yazılı kalıp güneşle beraber solup uçtu mu?” diye sordu mu?
Bir gün sayın Şahin’le tebdili kıyafet edip şu yukarda yazdığımız yerleri bir dolaşsak ona bir anlatsam neler kaybettiğimizi eminim gezinin sonunda oturup baş başa ağlarız.
Neden mi?
Okuyalım bakalım..
Son Osmanlı kadısının torunun oturduğu sokakta otlar bitmiş, sokak perişan.. Bu sokakta aynı zamanda, Viyana kuşatmasında başı vurulan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın yedinci göbekten torunu da oturuyor..
Bir balık restoranı bulamamış geçende gelen alman turistler..
Yunus Emre’nin türbesine gideceklermiş taksi çok para istemiş, vazgeçmişler..
Kaleye çıkmışlar, ne bir ilgi ne bir bilgi var, ne bir broşür.. Oysa kaleyi İrfan Hocam ne kadar muhteşem yazdı.. Alıp bastırmadılar.. Ama kuşe kağıda basılan içi boş belediye gazetesine para buldular, onu da götürüp Samsun’da bastırıyorlar. Ne güzel Ünye sevgisi değil mi?
Artık gelenler Çakırtepe’de çökelekli pideye kanmıyor manzara da kalmadı zaten. Karşıda kelaynak kuşuna benzeyen dolgu, aşağıda kel binalar.
Gençliğimizde çok turist gelirdi Ünye’ye.. Yunanlılar gelirlerdi, kiliseye gidip bakarlardı.. İbadethanelerini düğün salonu yaptık içinde göbek atıyoruz. Konferans salonu gibi, sergi salonu gibi bir şeye dönüştüremedik.
Gelenler, Ünye’yi anlatan bir şey aradılar, hediyelik diye herkes ellerine Ordu’da paketlenmiş fındıkları tutuşturdu. Bakırcılar sokağına gittiler, bakırcıdan başka herkes vardı. Elimizde son ne kalmışsa hepsi bakımsız pis ve perişandı. Ünye bu konuda acınacak haldeydi
Slogan işe yaradı..
Durdular..
Fakat gidecekleri, görecekleri bir şey kalmamıştı, ne varsa hepsinin canına okumuştuk.
Hayal ve gönül kırıklığı ile geri gittiler.
Bir daha durmuyorlar..
Tekrar nasıl durdururuz.
Ya kaybettiklerimizi yerine koyup durmaları için çare üreteceğiz, ya sloganı sileceğiz, ya da bu işi beceremedik deyip tabelayı hepten sökeceğiz..
Hangisini yapalım?