Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
14 Mart 2015 Pazar
MİSAFİR KALEM
Özlem Kalyoncu Şirin (Ünye İlçe Vaizesi) / İnsanın Diğer Yarısı

Tarihte kadın kültürlerle ilgili araştırmalara baktığımızda Eski Roma’da, Yunan’da; kadın insan mı? Kadının aklı var mı? Ruhu var mı?... gibi tartışmalara şahit olmaktayız. Onlara göre kadın çarşıdan pazardan alınan bir eşyadan, maldan farksızdı. Kadın her türlü felaketin, musibetin kaynağı olarak görülürdü.

Önceki dinlere baktığımızda yine aynı anlayışın devam ettiğini görmekteyiz. Yahudi ve Hıristiyan kültüründe kadın, erkeğini aldatan bir formdadır. Onlara göre Havva, Adem’i aldatmıştır.(Kitab-ı Mukaddes, Yaratılış, 3/6,12) Halbuki Kur’an’ın hiçbir yerinde Hz. Havva’ya yönelik böyle bir itham yoktur. Sonuçta Hz. Adem ve Hz. Havva şeytanın aldatmacasına birlikte kanmış, birlikte hata işlemiş, yeryüzüne birlikte gönderilmişler ve birlikte pişman olup tövbe etmişlerdir. (Bakara, 36-38; Taha, 121-123)

Vahyin muhatabı insandır ve Allah-u Teâlâ, insanı değerlendirirken cinsel kimliğiyle, ırkıyla, rengiyle, diliyle değil kendisine ve yaratılmışlara karşı sorumluluk bilincinin farkında olup olmamasına göre değerlendirir.

Hz. Peygamberin getirdiği ve öğrettiği din, cinsiyete değil insana odaklıdır. İnsanlar Rableri karşısında ırk, dil ve renkleri sayesinde bir değer kazanmadıkları gibi cinsiyetleriyle de bir payeye erişemezler. Cinsel kimlik insanın insana dönük yanında vardır, Allah’a dönük yanında ise yoktur. Zira bu konudaki hüküm kesindir: “Allah katında insanların en değerlisi, takva bilincine erişmiş olanlardır.”(Hucurat, 13)

Kur-an’da kadına yönelik hangi uyarıda bulunulmuşsa muhakkak aynı uyarı erkeğe de yapılmıştır. “Mümin erkeklere söyle gözlerini haramdan sakınsınlar, namuslarını korusunlar; mümin kadınlara da söyle…”(Nur, 30-31), “Hırsızlık yapan erkek ile hırsızlık yapan kadın…” (Maide, 38), “Zina eden Kadın ve zina eden erkek…” (Nur, 2) ayetleri bu gerçeğin sadece birkaç örneğidir.

Allah Resulü, “Kadınlar, erkeklerle birlikte bir bütünü tamamlayan diğer yarıdır” (Ebu Davud, Taharet, 94) derken kadını ve erkeği bölmüyor, birini yüceltip diğerini görmezden gelmediği gibi onları bütünleştiriyor, insan bütününün birer yarısı ilan ediyordu. Tıpkı Rabbimizin eşleri tanımlarken, “Onlar size örtüdürler, siz de onlara örtüsünüz” ( Bakara, 187) buyurduğu gibi…

Allah Resulü, kadının değerini bilen ve onun kendine has özelliklerini önemseyen bir insandı. Veda Haccı için ashabıyla birlikte yola çıktığında yanında sevgili eşleri de vardı. Hanımları taşıyan develerin sevk ve idaresi Habeş asıllı bir zenci olan Enceşe’nin sorumluluğundaydı. Enceşe, kutlu yolculuğun coşkusuyla şiirler okuyor, dinleyenleri mest ediyordu. Ama bu kadar ritim ve heyecan develeri hızlandırmış ve sarsıntıları hanımları rahatsız eder hale gelmişti. Peygamberimiz endişelenmiş ve her zamanki nezaketi ile Enceşe’ye seslenerek: “Enceşe, aman sakin ol! Kristallere dikkat et!” diye uyarmıştı. Peygamberimizin, sevgili eşleri başta olmak üzere develer üzerinde yolculuk yapan hanımlar için ‘el-Kavarir’ yani ‘cam veya kristal’ kinayesini kullanması, hanımların narin, hassas ve kırılgan yapılarına bir işaret olduğu kadar onların kıymet ve değerlerine de bir ima idi. Ebu Kılabe, “Allah’ın Resulü, öyle bir kelime söyledi ki şayet bunu biriniz söylemiş olsa diğerleri onu ayıplardı”(Buhari, Edep, 111) demekten kendini alamamıştı.

Sevgili Peygamberimiz, muhatap kitlesinin sadece erkekler olmadığını her fırsatta hissettirirdi. Cemaatinden kadını uzaklaştırmaz, arkasında namaz kılma şerefinden, sohbetini dinleme zevkinden mahrum etmez, yatsı namazı için mescide gelmek isteyen hanımlara kocalarının engel olmamasını emrederdi.(Buhari, Ezan, 162; Müslim, Salat, 139) Sabahın alacakaranlığında bile mü’min hanımlar onun arkasında namaz kılmaya gelirlerdi.(Buhari, Mevakitu’s Salat, 27) Asırlar boyunca adet dönemlerinde pis kabul edildiklerinden erkeklerle aynı sofraya oturamayan, kıyafetlerine bile dokunulamayan kadınları(Kitab-ı Mukaddes, Levililer, 15/19-21), bayram sabahı namaz kılamasalar bile cemaatin dualarına eşlik etmeleri için mescide çağıran (Müslim, Ideyn, 21) duyarlı bir peygamberimiz vardı.

Allah Resulü’nün yabancı bir kadına karşı tavrı ne kadar kibar ve ölçülü ise, en yakınındaki eşlerine karşı tavrı da o kadar anlayışlı ve nezaketliydi. Hatta bir erkeğin, aynı yastığa baş koyduğu hayat arkadaşına karşı şefkatli davranmasını çok daha fazla önemsiyor, “… Sizin en hayırlınız, hanımlarına karşı en iyi davrananınızdır” (Tirmizi, Rada, 11) diyordu. Ademoğlu için iyi bir eşe sahip olmanın ne büyük bir nimet olduğunu hatırlatıyor, “Allah bir kimseye iyi bir hanım vermişse dininin yarısında ona yardım etmiş demektir. Artık diğer yarısı için de Allah’a karşı kendisine çeki düzen versin” (Hakim, Müstedrek, 3, 1009) buyuruyordu. Veda haccında kadınlar için yaptığı tanımlama muhteşem ve bir o kadar da ürpertici idi: ‘Allah’ın Emaneti’. “…Kadınlar hakkında Allah’tan korkun. Çünkü siz onları Allah’ın emaneti olarak aldınız ve Allah’ın adını anarak kendinize helal kıldınız” (Müslim, Hac, 147) buyurmuştu.

Hz. Peygamber(sav), dayağın kabul gördüğü ve sıradanlaştığı bir toplumda yaşamasına rağmen, erkeğin kadına karşı şiddet uygulamasını kesin bir dille yasaklamış, eşini acımasızca dövüp akşam olunca da onunla aynı yatağı paylaşmanın ne büyük tezat olduğuna dikkat çekmiştir.(Buhari, Tefsir, 1) O, hayatı boyunca hiçbir kadına tokat atmamıştır.(Müslim, Fedail, 79)

İnsanlık tarihine baktığımızda; mabede adanan Hz. Meryem, asırlardır müminleri kendi izinde koşturan, kutsal beldenin ilk sakini, teslimiyet örneği Hz. Hacer, Firavun’a karşı dimdik duran Hz. Asiye, Allah Resulünün kendisinde sükun bulduğu ilk mümin Hz. Hatice, ‘Ümmü Ebiha (babasının annesi)’ unvanıyla anılan Hz. Fatıma ve daha nice yiğit kadınların varlığı, hassaten ‘ben kızlar babasıyım’ diyen Hz. Peygamberin hayatının her karesi, dönemin hakim kültürünü yerle bir eden ilahi mesajlarla doludur.

Evet Hz. Peygamber’in(sav) varlığı, kadınlar için huzurun garantisi idi. Onun mübarek bedeni, sığınılacak bir kale gibiydi. Kadının, Peygamber öğretisi ile edindiği haklar, kıyamete kadar korunmalıydı. Oysa Allah Resulünün vefatının ardından kadın konusunda yaşanan gelişmelerin hiç de iç açıcı olmadığını Abdullah b. Ömer şöyle itiraf ediyordu: “Biz Hz. Peygamber zamanında hakkımızda vahiy iner de azarlanırız korkusuyla kadınlarımıza karşı kötü söz söyleyemez ve istediğimiz gibi davranamazdık. Ne zaman ki Hz. Peygamber vefat etti, işte o zaman ağır konuşmaya ve rahatça dilediğimizi yapmaya başladık.”(Buhari, Nikah, 81) Ne yazık ki bunun acı örneklerine günümüzde de sıkça şahit olmaktayız.

İslam’ın kadına bakışı bu kadar net iken bugün modern dünyada kadın üzerinden İslam’a savaş açanların - en masum ifade ile- bu hakikatlerden bihaber olduğu ortadadır. En acısı da kadın karşıtı söylemleri İslam’la ilişkilendirerek ‘özgürlük’ adı altında her geçen gün kendi esaretini artıranlar arasında bizzat kadınların da bulunmasıdır. Halbuki özgürlük, ancak öze dönüşle mümkündür. Selam ve dua ile…     



Bu Haber 908 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI