Telaş ve korku ile eve girdim. Nişanlımın anne annesinin biraz önce öldüğünü söylediler bana. Buz gibi bir suyla yıkanmış gibi dondum kaldım. Ne olacaktı şimdi?
Neden sonra toparlandım. Evden çıktım. Sağdıcımı buldum. O da şaşırdı. Biraz düşündükten sonra, ne yapılması gerektiğine arkadaşlarla karar verelim dedi. Zaten boş zamanlarımızda hep onun dükkanında oturuyorduk.
Herkese haber salındı. Arkadaşlar işlerini bırakıp geldiler. Durumu öğrendiler. Dükkanın dışında, arkadaş düğünlerinin elebaşı olan Babayavaş Nadirle Eskici Şeref, Kafa kafaya verip fıs fıs konuştular. Dükkana girdiler.
Ne lan bu haliniz dedi Babayavaş. Ölüm Allahın emri. Emre karşı durulmaz.
Yarın Allah esirgesin sağ kalırsak, Merhume gocagarı ninemizi dualarla defnederiz. Öbür gün oğlanı hamama götürürüz. Gece de düğün evinde Şerefle ben vur patlasın, çal oynasın ederiz. Siz de, biz de zıkkımlanır kafaları iyi ederiz. Sonraki gece de yatsı namazından sonra oğlanı getirir bir güzel hışırlarız. Peltesini gelin ingemizin yanına atarız. Bu kadar kolay işi bilemediğiniz için yuh olsun size dedi. Bir yuh da Şeref çekti arkadaşlara. Hadi herkes işine dedi. Ölüm Allahın emri de Düğün değil mi? O da ertelenemez…
İçimde çok rahatsız edici bir buruklukla düğünün ertelenemiyeceği kararını kız evine duyurdum.
Ertesi gün saat on birde cenazeyi camiye, sonra da kabristanlığa götürdük. Defnettik Kur’an tilaveti ve dualarla.
Vur patlasın yapacak kafile tam takım cenazedeydi. Definden sonra cemaat bir- bir başsağlığı dilerken, başım önümde, ölümün sebebi benmişim gibi suçluluk duygusu içindeydim.
Yarın işler değişecek,bu suskun ama içten içe sabırsızlıkla geceyi bekleyen gurup, bugün bir şey olmamış gibi çılgınca eğlenecekti.
En sonra akrabalarla ben terkettik kabristanlığı. Kabristanlığın duvarının dışında bizimkiler beni bekliyorlardı.
Bu, akşamdan beri bir şey yememiştir bahanesiyle aldılar beni akrabaların yanından.
Ötelerde bir yerde sağdıcım guruba: Hadi işiniz bitti dedi. Kaybolun. Bizim yapılacak işlerimiz var. Arkadaşlar gittikten sonra da bana: Arka sokaklardan eve git bir iyice uyu. Seni bu haşarat gurup rahat bırakmaz ele geçirirlerse dedi.
Robot gibiydim. Bir şey düşünemiyordum. Denileni aynen uyguladım.
Sabah dükkana geldiğimde, millet çoktan doldurmuştu içerisini. Yaka-paça kaptılar beni. Doğru hamama.
Halvette, biz soyunduracağız bunu diye dayattılar. Tellaklar, hamamcı, sağdıcım zor aldılar beni ellerinden. Niyetleri, pabucumu yada pantolonumu saklayıp bahşiş koparmaktı. Bunu bildiği için, Uzatmayın ha! Dedi sağdıcım. Ne istiyorsanız söyleyin
Şamatacı gurup, beş büyük şişe rakı dedi.
Sağdıç: Ne rakısı lan bu? Güpegündüz… Akşam içmiyecek misiniz? Dedi. Çekişme uzadı.
Ben araya girmek zorunda kaldım.
-Ulan hepiniz 700 lirayla evlendiğimi biliyorsunuz. Üstelik bunun tamamının borç olduğunu da biliyorsunuz. Akşam zıkkımlanacağınız rakının da borçla alındığını biliyorsunuz. Hala pazarlık etmekten utanmıyor musunuz?.
Senin bunu bize yapmayı daha önceden hesapladığını bilmiyor muyuz sanıyorsun? dediler.
-Ulan! Aha Nadir yanınızda. Z. Bankasının, Amerikan Marşal Yardımı Fonundan babama 200 lira kredi verdiğini söylesin size. Dört yıldır kızının nişanlı oluşundan utanan dayımı bu sıkıntıdan kurtarmak için ondan 500 lira borç alarak düğüne başladığımı da biliyorsunuz. Hadi
Bakalım. Şimdi şamatayı bırakın da defolun hamamdan dedim.
- Arkadaşlar, dokunmayın bu fukaraya dedi Babayavaş. Akşam benim içeceğim içkinin yarısı sizin olsun. [ Elden alınan 700 lira ile düğün sırasında yapılan borcu kaç senede ödediğimi Allah biliyor. Seneler sonra Dişçi Basri eşime yapacağı proteze 4000 lira istediğinde: Basri dedim. Ben bu kadının tamamını 700 liraya aldım. Şimdi senin yapacağın bir sıra dişe 4000 lira vermek reva mıdır? Bu paraya, o zaman dişi sağlam kaç karı alacağımı bir hesap et bakalım da insafın varsa utan]
Şimdi ancak birkaç tanesi sağ kalan sevgili arkadaşlarım homurdanarak hamamdan çıktılar.
Hamamcı, rahmetli Vahit ağabeyim, pazarlıkçıların gidişine güvenemediği için hem benim hem sağdıcımın giysilerini özel dolabına kilitledi.
Yıkandık. Tellakların bahşişini verdi sağdıcım. Eve geldik. Yemekleri, mezeleri denetledik.
Komşulardan alınarak çoğaltılan masa, sandalye, tabak, bardak, çanak düzenini kurduk. Karanlık basarken, bir affı olmayan hatasının cezası olarak idam edilip öldürülen rahmetli ve sevgili arkadaşım Mustafa kendi kar kuyusundan çıkardığı bana özel bir koca küfe kar’ı sırtlayıp getirdi.
Arkadaşlarım ilk kez, soğutulmuş içki içeceklerdi bu gece. [ o senelerin temmuz ayında, Ünye’de bir tane bile buzdolabı yoktu]
Akşam, erkenden geldi arkadaşlarımız. Sazları ve sözleriyle. Kız evinde matem vardı . Bizim evde şenlik…Kahkaha, şaka, bağırış-çağırışlarla yenilip içildi. Babayavaş Nadir saz çaldı. Eskici Şeref türkü okudu. Her sarhoş ağızdan ayrı bir nağme döküldü. Eski ahşap evim, oyun ve tepinmeden zangır zangır sallandı. Düğün dernek tamamlandı.
Sabah erkenden geldi sağdıcım. Güveyilik giysilerimi giyindim. Evden çıktık. Tıraş oldum. Sağdıcımın dükkanında, baş köşeye kuruldum. Tebrikleri kabul ettim. Öğleden sonra saat dörtte, Gelin Alma Alayı kız evine gitti. Ben ve sağdıcım alayın geçeceği yoldaki bir komşu evinde gelinin geçişini bekledik. Biraz sonra alay göründü. Dayımlarla çok yakın evlerde oturduğumuz için gelin atlı değil yaya geliyordu. İki genç kadın kollarına girmişti. Alayın en önündeydiler. O, gelinliği yere değmesin diye iki eliyle eteğini tutarak kaldırmıştı.
Alay bulunduğumuz evin tam altına gelince, hazırladığım bozuk paraları , gelinin her birkaç adımında bir, başına serptim. Alay karıştı. Çoluk-çocuk kadın-erkek para kapmak için yere eğildi.
Bu paranın mutluluk ve bereket getireceğine inanılıyordu. Yerdeki paralar kapışılınca alay yürüdü. Gelini eve teslim etti. Bu kez kadın düğünü bizim evde kuruldu. Kız evi yastaydı. Onlar zaten düğün yapamamışlardı.
Gece olunca örf gereği yatsı namazına gitme hazırlığına başladık.Önce pabuçlarımızı dükkanda bir dolaba kilitledik. Camiden getirtdiğimiz nalınlarla gittik namaza. Tüm bunlar şakacı arkadaşlara çalınan pabuç bahşişi vermemek içindi. Yatsı namazını eda edip camiden çıkarken Ünye yanıyor sandım. 50-60 meşale yakılmış bizi bekliyordu. Çırakların getirdiği pabuçları giydikten sonra beni ve sağdıcımı kol kola meşale alayının en önüne koydular. Şarkılar, türküler, zılgıtlar, ıslıklar ve ilahilerle eve yollandık.
Bundan sonra olacakları bildiğim için kapıya on metre kala fırladım ama sırtıma inen ilk yumruktan kendimi kurtaramadım. İkinci üçüncü yumruktan sonra Babayavaş, Şeref, sağdıcım, yumrukçularla arama girerek dağ gibi bir barikat oluşturdular. Birileri:
-Kıymayın lan garibe derken, açık kapıdan içeri attım kendimi. Kapıyı arkadaşlarımın yüzüne kapattım.
Dışarıda, alev topları arasında alkış, ıslık, bağırış-çağırış kıyamet kopuyordu.
İçerde gelin, duvağı yüzünü peçelemiş, başı önüne eğilmiş, merdivenin ilk basamağında beni bekliyor durumdaydı. Ben kapıyı örtünce bir alkıştır koptu taşlığı hınca hınç doldurmuş kadınlardan da…
Nedimesi gelini koluma taktı. Bizi merdivene yönlendirdi. Yukarıdaki salon da dopdoluydu kadınlarla. Kulaklarımızı sağır eden alkışlar arasında odamıza girdik Kapı üstümüze kapandı.