Dondurmalı limonata eski bir Ünye geleneğidir.
Çocukluktan gençliğe geçtiğimiz atmışlı yıllarda Ünye’nin katkısız süt ve doğal saleple elde yapılan dondurması ve gerçek limondan yapılan limonatası meşhurdu.
Sabah erkenden bakır kavanozlarda bir fıçıda kar’ın (buz daha bulunmamıştı) içinde çevrilerek yapılan dondurmanın salep ve süt kokusu halen burnumda tüter.
Gelince dondurmalı limonataya..
Limonata da limonataydı hani..
Limonatanın üzerine birkaç top dondurma koydururduk, sonra dondurma limonata ile karışır, limonata tadında olurdu. O zamanlar bir tek sütlü dondurma vardı biz “gaymak” veya “gaymaklu” derdik, meyveli dondurma çeşitleri yıllar sonra ortaya çıktı da beğenilmedi.. Dondurma dediğin bembeyaz olacak ve mis gibi süt ve salep kokacaktı. Dondurmalı limonata, süt, salep ve limon aromalarının karışımı tadında bir şeydi siz de bir deneyin..
Pantolon ceplerimiz dikilmişti..
Çok uzaklarda kalan bir çocukluk anısı.
Meçhulasker ilkokulunda, yıl ise 54 veya 55..
Evimiz Karılar Pazarı’ndaydı, buradan Tepe mezarlığına kadar olan kısma biz “Türbe Mahallesi” de derdik. Mahallenin bu bölümü adını biraz yukarıdaki mezarlıkta bulunan “Halka Baba” adlı bir Türbe’den almıştı.
Siyah önlüklerimiz vardı, yakalıklarımız yine beyazdı. Öğretmenimiz elimizi cebimize sokup dolaşmamıza çok kızardı. Bütün sınıftaki erkek çocukların ellerimizi pantolon cebine sokmamız için pantolon ceplerimizi diktirmişti..
O ders yılını pantolonlarımızın cepleri dikili olarak geçirdik..
Bu ne kadar devam etti hatırlamıyorum. Ertesi yıl öğretmenimiz Ömer Çam’dı. Geçende bir sınıf arkadaşım hatırlattı bana.
Sinema kapısında öğrenci nöbeti.
Ne garip şeyler yapılmış eskiden..
Ortaokul yıllarımızda her akşam sinemanın kapısında biletçinin yanında bir öğretmen nöbet tutardı..
Neden mi?
Öğrenciler sinemaya girmesinler diye.
Hafta arası öğrencilere sinemaya gitmek yasaktı. Her akşam başka bir öğretmen kapıda durur öğrencilerin içeri girmesini engellerdi.. Bir şekilde girmiş olanlar varsa ertesi günü okulda uyarılırdı. Burada amaç hafta içinde çocukların derslerine yoğunlaşmasını sağlamaktı.. Öğrenciler ancak aileleri yanında ise içeri girebilirlerdi.. Ortaokul bittiğinde Ünye’de bir lise henüz yoktu, herkes bir tarafa dağıldı, bu durum iki sene sonra açılacak olan lise zamanında da devam etti mi bilmiyorum.
Zabıta sigara içeni kovalardı..
Söz sinemadan açılmışken bir anı daha. Sinema salonunda film seyrederken sigara içmek yasaktı. Sigara ancak verilen aralarda dış salonda içilirdi.. Film oynarken sigara içenleri takip için belediyeden bir zabıta memuru devamlı salonda dolaşır, içeni görürse ya söndürmesini ya da dışarı çıkmasını isterdi.
Şehrin uyanık delikanlıları sigara içmek için türlü yöntemler geliştirmişlerdi. En büyük maharet çaktırmadan sigarayı yakabilmekti, gerisi kolaydı.
Ya dumanı..
Makine dairesinden gelen parlak ışık huzmesinde duman belli olurdu..
Bu kovalamaca her akşam aynen tekrar ederdi. Yaz gelince zabıta memurlarının bu çilesi sona ererdi. Ya sinemalar yazlığa taşınır ya da Konak sinemasının yanları açılır yazlık olurdu.
Son tellal ve Ölüm İlan Servisi
Bugünkü gibi, daha sabah kargalar kahvaltısı yapmadan, bilmem ne köyünde hakkın rahmetine kavuşan bir vatandaşın ölüm ilanını yayınlayıp sabahın köründe çoluk çocuğun içine ölüm korkusu salan, belediye ölüm ilan servisi yoktu..
Onun yerine tellal vardı.. Tellal satılacak malı ve bir haberi halka bağırarak duyuran ve belediye yayın servisi görevini yapan belediyenin memuru idi.
Bir duyuru yapılacağı zaman ya ellerindeki metni ya okurlar yada irticalen yüksek sesle : “Ey ahali.. duyduk duymadık demeyin” şeklinde başlar sonra söylemek istediğini anlatırlardı. Son tellalımız Gepgep Mustafa Emmi idi. Benim Gepgep Mustafa Emmi’nin aklımda kalan iki ilan metni biri ücretli özel biri sevabına ilandı.
Ücretli olan: “Ey ahali duyduk duymaduk demeyin isgeleye taze hamsi geldi Yaşar Gaptan’ın motorunda, boyu bir sümüç, kilosu yimbeş guruş, gaçumayın”
Sevabına olan ilan ise şöyleydi :
“Ey ahali vefat eden Tahtacı Tahsin Tahtaoğlu’nun Tahtacılar mahallesindeki evinden cenazesini almaya gidiyoruz, sevabını arzu eden buyursun..
Gelecek hafta: “Son Kurultay”