29 Temmuz 2009 Pazar
O. İRFAN IŞIK
4. Ünye Tarih, Kültür ve Turizm Kurultayı'nın ardından
Kurultaya dinleyici davetli olarak katıldım. Açılış yapıldıktan sonra 1. oturum Prof. Dr. Ahmet Tabakoğlu yönetiminde başladı. Protokol konuşmaları gereğinden çok uzadığı için Yönetici Prof. Tabakoğlu, otoriter bir edayla yirmişer dakika olan “Yazılı Kaynaklarda Ünye” konusunu işleyecek olan değerli konuşmacıların sürelerini on dakikaya indirdi.

Büyük bir ciddiyet ve akademik sunumlarla merkezi Ünye olan konular işlendi.

Sıra hemşerimiz Prof. Dr. Zeynep Ahunbay’ın oturum başkanı olarak yönettiği konuşmaların sunumuna geldi. Ünye daha bir yakından ve yerli sunucularla işlendi. Özellikle Ünye Kalesi’nin restorasyonu, kalenin geleceği, Ünye turizmine sağlayacağı katkısı anlatıldı. Programın bitiminde konuşmalar hakkında sorulan soruları cevaplamak için ayrılan yirmi dakikanın sonunda söz istedik.

Benim yaptığım şu konuşma galiba hayli gecikmiş programı biraz daha geciktirdi. Sayın Prof. Ahunbay’ın izniyle kendimi tanıttım. Ben, İrfan Işık. İlkokul öğretmenliğinden emekliyim. Ünye Kalesi hakkında devamlı yapılan fahiş bir yanlışı düzeltmek için söz aldım. Bu konuda söz söyleyen, yazı yayınlayan her araştırmacı hatta kaleyi gören ilk gezgin ve arkeologlar, yoğun bir bitki örtüsüyle kaplanmış kalemizin çekirdek anakayasının volkan konilerine benzemesinden kaynaklanan bir yanılgıyla söz ve yazılarını: Ünye – Niksar karayolunun 7 km.sinde sol tarafta, bir volkan konisi üzerine kurulmuş Ünye Kalesi diyerek söze başlıyorlar.

Ünye Kalesi volkan konisi üstüne kurulmamıştır. Çünkü:

1- Sönmüş bir volkanın varlığı konisinin üstünde ve çevresinde lav akıntılarının kalıntısı olmak gerekir.

2-Çevrede magma püskürüğü olan granit, yine magma yükselmesiyle deniz seviyesine kadar çıkmış bazalt ve andezit kayaçlarının olması gerekir.

3-Erciyes ve Hasandağı yörelerinde ki gibi bir tüf katmanı, volkan külü varlığı olması gerek.

Oysa kale ve çevresinde ki bitki örtüsü kaldırıldığında altından hep kireç taşı oluşumlarının çıktığı görülmektedir.

Bunun içindir ki, Bafra’nın finansını üstlendiği çimento fabrikasının Ünye’de yapılması bu gerçeğe dayanır. Çünkü çimentonun ana maddesi olan kalker – kireç taşı – ocaklarının en yakını Bafra’ya 45 km. uzakta ve kısa bir süre içinde bitecek kadar azdı. Oysa Ünye Çimento Fabrikası’nın kurulduğu yerin 15 km yarı çapında ki sahada fabrikayı yüzlerce yıl besleyecek kalker kaynağı var.

Kireç taşı bir tortul kültedir. Volkanlar, magmatik kayaçlar püskürtürler. Bunların literatürde ki adları da püskürük kültedir. Bu kayaçların varlığına yakın çevremizde hiç rastlanmaz.

İkinci itirazım: Kalenin yapılış tarihinedir. Her araştırmacı yapım tarihi zamanını Roma – Bizans, hatta Osmanlı hakimiyet günlerine tarihliyorlar. Doğruya en yakın tarihleme ise Pontuslar hakimiyeti zamanıdır. Hatta kalede bulunan İyon formundaki kaya mezarının II. Midridat’a ait olduğunu; Mezarda yatanın da o olduğunu iddia ediyorlar.

Ben haddim olmamasına rağmen, başka şeyler söylüyorum. Ünye Kalesi’nin çevresinde ki dağlar demir madeni cevherleriyle dolu. Zaten bu ocaklar antik çağda işlenmişler. En yakın işleticileri - Halibler  MÖ. V. yy.da Ünye ve civarında yaşayan halk – ama tarihte ilk kez demiri işleyen devlet Hititler. Bunlar M.Ö. 1200’de tarih sahnesinden silindiler. Demir filizleri ihtiva eden pek çok maden yatağı Hitit Devleti sınırları içinde olabilir. Biz Hititler’in bir ara Karadeniz sahillerine indiğini biliyoruz. Bu sahillerin sonraları en büyük düşmanları Kaşkalar’ın hakimiyet alanına girdiğini de biliyoruz. Ayrıca Karadeniz’i İç Anadolu’ya bağlayan üç geçitten en kısa ve en mükemmelinin antik çağlardan beri Ünye – Niksar karayolu olduğunu da biliyoruz. Ünye, Kaşkaların. Niksar, Hitit sınırı.

Kaşkalar sık sık buradan ve Samsun üzerinden Hititler’e baskınlar düzenliyorlar.

Daha:

Yine tarihte potern kullanan, yani bir muhasara anında sur dışına çıkmak ya da muhasara güçlerine ani bir baskın düzenlemek amacıyla yapılmış, çıkış yeri gizli olan tüneli ilk yapan devlet de Hititler.

Benim de Ünye Kalesi’nde oniki basamakla çekirdek kayanın içine inen, sonra düz bir tünelle devam edip kalenin dışına çıkan bir poternin varlığı hakkında silik bir bilgim var. Bu poternin muhtemelen kaleyi saran birinci surun koruduğu platformda olması gerekiyor. Restorasyonu yapan taşeron firma yetkilisinin yanında gözlemci olarak bulunan Ordu Müzesi Arkeologuna düşüncelerimi söyledim. Burada izleri dahi silinmiş ama çekirdek kaya içinde ki basamakları, belki de tüneli bulabilirseniz adınız dünya arkeoloji tarihine altın harflerle yazılır diyorken, genç arkeolog: Biz arkeolojik kazı yapmıyoruz, dedi.

Ben tüm bu gerçeklere dayanarak diyorum ki, Kale Köyü yakınında ki demir cevheri ocaklarını ve fırınlarını koruma, Kaşka tacizlerini önlemek gayesiyle Hititler Ünye Kalesi’ni yapmış olamazlar mı?

Ayrıca, VI. Midridat’ın Karadeniz sahillerine, Kelkit Vadisi’ne, Amasya-Sinop-Bolu çevrelerine yaptırdığını bildiğimiz 150 kalenin – ki Midridat onlara Kozofulos diyordu – Ünye Kalesi örnek alınarak yapıldığı bir gerçek. Pek çoğu dere kıyısında, çekirdek kayasından su kaynağına inen bir iç dehliz şeklinde yapılmış. Ama bu kalelerin hiç biri Ünye Kalesi kadar ne korunaklı, ne de mükemmel. Ünye Kalesi bir prototip olamaz mı? VI. Midridat’a.

Sözlerim bittiğinde Sayın Prof: Bu söylediklerinizi arkeolojinin desteklemesi gerekir öz fikrine gelen cevaplar, sözler söyledi ama volkan konisi olmadığı düzeltmem hakkında bir şey söylemedi.

Bu konuda ki itirazıma Sayın Aynur Hanım, dışarıda: Ama magmanın hareketleriyle oluşmuş kıvrımlar neticesinde tortul külte bükülerek o formu almıştır. Ünye Kalesi’nin yeri de bu magmatik hareket sonu oluşmuştur, dedi.

Böyle bir magmatik hareket yumuşak bir dalga formu yaratabilir ama dağların arasında sipsivri bir oluşum yaratması olanaksızdır.

Eğer böyle bir oluşum yaratmışsa.

Oradan patlar çünkü. Sonra da lav kusar.



Bu Haber 452 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Başlık : Ünye kalesi Tarih : 2 Ağustos 2009 / Pazar Üye Adı :
Sayın hocam, Ünye kalesi söylediğiniz gibi volkanik bir oluşum değildir.Tüm çevresi tortul kireçtaşı tabakaları ile çevrilidir.Biraz araştırılırsa kireç taşları içinde deniz canlılarına ait fosiller görülebilir.Kalenin o şekli almasının sebebi yanında akan deredir.Derenin zaman zaman yatak değiştirip,binlerce yıl kireç tabakalarını aşındırması sonucu o şekli almıştır.Saygılarımı sunarım.