Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
24 Temmuz 2015 Pazar
İSMAİL SARI
Dalbastı Fındık

Geçen seneki fındık yokluğuna karşı bu sene, özellikle sahilin yükseklerinde çok aşırı derecede fındık var. Ben, şahsen ömrüm boyunca geçen seneki gibi fındık yokluğu görmedim; bu seneki kadar da baskın fındık görmedim. Cenab-ı Hakk (c.c), verince veriyor, vermeyince de vermiyor. Söylenecek söz yok.

 

 “Dalbastı” tabiri, kiraz için kullanılan bir tabir. Sözlükte baktım; “Aşılı ve iri yapılı bir kiraz çeşidi” ifadesi kullanılmış. Kur’an-ı Kerim’de de kiraz için kullanılmıştır. Ancak ben, bu senenin fındığı için bu tabiri uygun buldum. Kabul edersiniz, etmezsiniz; ben fikrimi ortaya koydum. “Dalı aşağıya bastı” anlamında “çokluk” ifade etsin diye kullanıyorum.

 

Değerli okuyucularımla bir konuyu paylaşmak istiyorum. O da şudur: Dinimizin Ana kaynağı olan Kur’an-ı Kerim’in En’âm suresinin 141.ci ayetinde şöyle buyruluyor: “Çardaklı ve çardaksız üzüm bağları, ürünleri çeşit çeşit hurmaları, ekinleri; birbirine benzer ve benzemez biçimde zeytin ve nârları yaratan O Allah’tır. Her biri meyve verdiği zaman meyvesinden yeyin. Hasat samanında da Allah’ın hakkını (zekâtını, sadakasını) verin. Fakat israf etmeyin. Çünkü Allah, israf edenleri sevmez.”

 

Burada anlatılmak istenilen konu, dinimizin bizlere farz olarak yüklediği zekât konusudur. Toprak mahsullerinin zekâtına ÖŞÜR denir. Öşür, ondabir demek olup toprak mahsullerinden ondabir hisse olarak zekât verilir. Fakirlere verilecek olan bu hak, Allah’ın hakkı olarak belirtiliyor. Zekâtı verilen mal, Allah’ın koruması altındadır. Ona afet ulaşmaz. Fındığın öşrünün verilmesi gerekir, diye düşünüyorum. Bu konu ile ilgili olarak da bir Hadis naklederek sözümü fazla uzatmak istemiyorum.

 

Ebû Hûreyye (r.a)nin naklettiği bir Hadis-i şerifte Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyuruyor:

 “İsrâil oğulları arasında biri ala tenli (abraş) biri kel, biri de kör üç kişi vardı. Allah Teâlâ onları sınamak istedi ve kendilerine melek gönderdi.

 

Melek ala tenliye geldi:

-               En çok istediğin şey nedir? Ala tenli:

-               Güzel (bir) renk, güzel (bir) ten ve insanların iğrendiği şu halin benden giderilmesi, dedi. Melek onu sıvazladı ve ala tenlilik gitti, rengi güzelleşti. Melek bu defa:

-               En çok sahip olmak istediğin mal nedir? Dedi. Adam:

-               Deve (yahut da sığır)dır, dedi. Ona on aylık gebe bir deve verildi. Melek:

-               Allah sana bu deveyi bereketli kılsın! diye dua etti.

 

Sonra kele gelerek:

-               En çok istediğin şey nedir? dedi. Kel:

-               Güzel (bir) saç ve insanları benden uzaklaştıran şu kelliğin giderilmesi dedi. Melek onu sıvazladı, kelliği kayboldu. Kendisine gür ve güzel (bir) saç verildi. Melek sordu:

-               En çok sahip olmak istediğin mal nedir? Adam:

-               Sığır… dedi. Ona da gebe bir inek verildi. Melek:

-               Allah sana bunu bereketli kılsın! diye dua ettikten sonra körün yanına geldi ve:

-               En çok istediğin şey nedir? dedi. Kör:

-               Allah’ın gözlerimi iâde etmesini ve insanları görmeyi çok istiyorum, dedi. Melek (onun gözlerini) sıvazladı. Allah onun gözlerini iâde etti. Bu defa Melek:

-               En çok sahip olmak istediğin şey nedir? dedi. O da:

-               Koyun… dedi. Bunun üzerine ona döl veren bir gebe koyun verildi.

 

Deve ve sığır yavruladı, koyun kuzuladı. Neticede birinin vâdi dolusu develeri, diğerinin vâdi dolusu sığırı, ötekinin de bir vâdi dolusu koyun sürüsü oldu.

 

Daha sonra melek ala tenliye, eski kılığında geldi ve:

-               Fakirim, yoluma devam edecek imkânı yok. Gitmek istediğim yere önce Allah sonra senin yardımın sayesinde ulaşabilirim. Rengini ve cildini güzelleştiren Allah aşkına senden yolculuğumu tamamlayabileceğim bir deve istiyorum, dedi.

Adam:

-               Mal verilecek yer çoook, dedi. Melek:

-               Ben seni tanıyor gibiyim. Sen insanların kendisinden iğrendikleri, fakirken Allah’ın zengin ettiği abraş değil misin? dedi. Adam:

-               Bana bu mal atalarımdan miras kaldı, dedi. Melek:

-               Eğer yalan söylüyorsan Allah seni eski haline çevirsin! dedi.

Sonra melek, eski kılığına girip kelin yanına geldi. Ona da abraşa söylediklerini söyledi. Kel de abraş gibi cevap verdi. Melek ona da:

-               Yalan söylüyorsan, Allah seni eski haline çevirsin! dedi.

Körün kılığına girip bu defa da onun yanına gitti ve:

-               Fakir ve yolcuyum. Yoluma devam edecek imkânım kalmadı. Bugün önce Allah’ın sonra da senin sâyende yoluma devam edebileceğim. Sana gözlerini veren Allah aşkına senden bir koyun istiyorum ki, onunla yoluma devam edebileyim, dedi. Bunun üzerine (eski) kör:

-               Ben gerçekten kördüm. Allah gözlerimi iâde etti. İstediğin al, istediğini bırak. Allah’a yemin ederim ki, bugün alacağın hiçbir şeyde sana zorluk çıkarmayacağım, dedi. Melek:

-               Malın senin olsun. Bu sizin için imtihandı. Allah senden razı oldu, arkadaşlarına gazap etti, cevabını verdi (ve oradan ayrıldı).

 

Her gün imtihan olduğumuzu bilerek davranmak zorunda olduğumuzu unutmayalım, diyorum. Yorum, sizlere aittir.

 

   Saygı, sevgi ve selamlarımla…



Bu Haber 600 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI