Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
10 Haziran 2016 Pazar
MİSAFİR KALEM
Ünye - 1
İçimde öyle bir sır var ki sana dair, senin de bildiğin. Sana sürüklenmişim, sana uçarak gelmişim bu yüzden.

Ünye, sen beni oraya çağırdın, biliyordun geleceğimi, biz biliyorduk. Bundan sonra olacakları da biliyoruz ve sabırla bekliyoruz. Ama şimdilik bu bir sır, sevgili Ünye ile aramızda bir sır… Ve sen öyle güzel bir sırdaşsın ki…

İçimdeki kız çocuğu, hiç bilmediğim, Karadeniz kıyısında bir yere Ünye’ye, buranın beldesi İnkur’a bağlı İncirli’ye giderken sevinç çığlıkları atıyordu. Köye gidiyordum, Karadeniz’in bir köyüne gidiyordum.

Bendeki bu Karadeniz tutkusu, sevgisi tarifsiz, nedensiz, yıllarla sızıp içime büyüdü, kocaman oldu. Annemin memleketi Karadeniz Ereğli’ye giderken de hep bu mutluluğu, sevinci hissederdim. Ancak bunun bütün Karadeniz’le bütünleşmesi son yıllarda keşfettiğim bir duygu oldu. Karadeniz insanını, erkeğini, kadınını bir başka seviyorum. İtiraf ediyorum; Öyle…

Yurdumun  her köşesini seviyorum. Ben milliyetçi bir kadınım, bereketli toprağına,  denizine havasına yer üstü yeraltı zenginliğine, tarihine, güzeliğine, billur gibi saydam insanına aşığım ben.

Ya Ünye… Allah’ım, ne şaşırdım görünce. Sabah 06: 30 da girdik Ünye’ye. O da ne? Sanki Sultan Ahmet Meydanı... Meydan’daki o koca çınar beni çocukluğuma götürdü birden. Eşiciğim ( Eniştem , ben konuşmaya başlayınca eşişçik demişim, adı ölene dek öyle kaldı. Allah rahmet eylesin.) beni çınar altına götürdü Ereğli’de. 3 yaşındayım. Salıncağa bindirirdi, “Uçur Eşiciğim beni, uçur, daha hızlı uçur” diye cır cır bağırırdım. Onunla çok mutluydum. O da ne muyluydu benimle… Her boş anını bana adamıştı.

Sert, ilkokulumun Müdürü Eşiçiğim Mehmet SOYSAL.

O yaşlarda dünyanın en sert adamının içindeki pamuğu keşfetmiş. Ve böylece insanların içindeki yumuşak ve tatlı yanın sırrına ermiştim. Ünye Meydanı’ndaki ulu çınar ağacını görür görmez Eşiciğimi özledim birden...

Ünye ile aramızdaki köprü yıllar önce kurulmaya başladı. Bir gün bir şirkete gittim İstanbul da. Saf, temiz, efendi, bozulmamış, samimi, mütevazı, saygılı, birbirine bağlı bir ekiple karşılaştım. Yüzde yetmişi Ünyeli, yüzde otuzu güzel yurdumun diğer köşelerinden insanlar. Ve ben ta o günlerde başladım Ünye kokusunu almaya. Günler günlere eklendi, yıllar oldu ve biz bir aile olduk. Sevgi dolu, öyle güzel ki, aramızda bizi bozacak kimse barınamıyor. Kalan olursa da bizden biri oluyor. Oraya gittiğim ilk gün İrfan ÇİÇEK’ e “Bir gün çok büyüyeceksiniz” dedim. Hemen birkaç gün sonra bir başka Ünye çekim alanına girdim. Mustafa KESKİN… Ünyeli, Ünye’nin ilk on subayından biri, hava subayı. Biricik kızı, Levent İNCE’ in eşi, Selin İNCE KESKİN Ankara’da, İstanbul’da büyük başarılara imza atan eğitim kurumu Akademi Başkent İletişim’in sahibesi. Üç yıldır bu eğitim kurumunda diksiyon, spikerlik, sunuculuk , seslendirme, oyunculuk dersleri veriyorum. Ünye toprağından, suyundan, havasından biri olan sevgili Selin, mütevazı genç yaşında anne, eş, okulun müdiresi, Güzeller güzeli… Benim Ünye fetihlerim daha sürecek. Ünye hayatımda çok büyük yer edecek, biliyorum.

Ünye’de geçtiğimiz Cumartesi günü Ünye’de bir evin önünde kına gecesinde buldum kendimi. Sokakta, Ünye sokaklarında ilk türkümü patlattım. “Asmadan gel asmadan - Fistan giyer basmadan” İnledi Ünye sokakları. Çok eğlendik.

Sonra Apocuğumun kınasına gittim. Ordan sonra İrfan Çiçek, beni Çakırtepe’ye götürecekti ve sonra sahile. Ancak her nedense Çiçek ve ekip arkadaşları verdikleri sözü sıkı tutamayıp ellerinden kaçırınca, büyük bir sevaba girmeme neden oldular.

63 yaşındaki Pakize Halam, minik Özge, Küçükbey Faruk ve 30 yaşındaki Yurdagülü de alıp Zafer Bey ve Hasan’la gittik bizde Çakırtepe’ye . Çakırtepe’yi, Ünyeli olup ta hayatlarında ilk defa gören bu iki kadının hayır dualarını aldım gece boyunca.

Çakırtepeden bakınca; Anadolu yakasından Avrupa’ya bakar gibi şıkır şıkır Ünye, neredeyse bir küçük İstanbul.

Zafer, “Hiç eve gitmesek mi?” dedi. Öyle güzeldi ki. Ama üşüdük ve köye döndük.

Pazar günü Apo ( Abdullah KESKİN ) ve Ebru’nun düğününe katıldım. Ama önce Kale’ye çıktık Çakırtepe ekibiyle, kadınlar yine ilk defa çıkmışlardı Kale’ye. Kale’nin uzaktan daha güzel göründüğüne karar verdik. Kralın mezarını yakından gördük. Dua etmeyi unuttuk. Şimdi dua etmeli, ruhu şad olsun.

Düğüne biraz geç gittim. Gelin ve damat için şarkılar söylemeye başladım.. Derken müzisyen arkadaşım kulağıma; “Televizyon ve gazeteden arkadaşlarım gelecek sizin için. Lütfen sahnede biraz daha kalır mısınız?” dedi. “Tabiî ki” dedim, “Memnuniyetle”  Ve Ali Bey, İrfan Bey ve Hacer Hanım geldiler gazeteden… Onlar salona geldiğinde, ‘Elveda meyhaneci’yi söylüyordum. Çekim bitti, ve biz röportaj için önce ( İskeleye ) Köprü’ye, sonra da Yaşar Bey’in teknesiyle deniz turuna çıktık.  Ali Bey,  İrfan Bey ve Yaşar Bey, bana Ünye’nin tarihi ve turistik zenginliklerini anlattılar. İskele’ye köprü dermiş Ünye halkı. Ben de çok sevdim Köprü’yü. Orası karayı denizle buluşturan bir köprü… Bir iskeleye, köprü derken yakaladım kendimi İstanbul da daha sonra. Önce içim, daha sonra yüzüm güldü. O hiç bozulmamış, geçmişten bu güne gelen evleri yıkılmış, ‘ada’ adını verdikleri kıyıda  tarihi görüntüyle büyülendim, gözlerimi alamadım…

DEVAMI HAFTAYA



Bu Haber 3062 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI