19 Ağustos 2009 Pazar
MUSA Ö. KIROĞLU
Bu gürültüleri kim kesecek? Lütfen artık harekete geçsinler...
musakiroğlu@hotmail.com

Evde oturmuş, gazetemizin son sayısını hazırlamak üzere çalışıyorum. Dışarıda öyle bir gürültü var ki. Beyinleri zangır zangır titretiyor, insanı yerinden hoplatıp, adeta çıldırtıyor.

Adam bir kamyonetin üzerine doldurmuş merdivenaltı imalatı, ne idüğü belirsiz  ‘temizlik ürünlerini’… Girmiş mahallenin orta yerine, almış eline megafonu, açmış sonuna kadar…

- Bayanlaaar, kaplarınızı getirin, dolduralım götürün.

- Çamaşır suyu, sıvı deterjaaan…

- Sıvı sabuuun…

- Tuz ruhuuu…

- Durmayın gelin, yetişiiin, artık gidiyoooz.

Diyor, ama bir türlü gittiği falan yok, olduğu yerde bekliyor, bangır, bangır bağırıyor.

Mahallede biliyorum hastalar var, çocuklar var. Olmasa bile bu kadar bağırmaya, etrafını böylesine rahatsız etmeye kimin ne kadar hakkı olabilir ki?…

Önceki akşam Saray Caddesi’nden çıkarak, Arif Kaptan Sokağı’na dönüp eve gelmek üzere arabayla hareket ettim. Cadde üzerinde tam dört yol ağzında köşeye bir müzik grubu yerleştirilmiş. Sanırım düğün ya da sünnet müziği olmalı. Müzikçi grup mikrofonun sesini sonuna kadar açmış, öylesine bir ses salmıştı ki mahallenin orta yerine. Ben, altımdaki arabanın sesten titrediğini hissetim.

Ya o mahalle insanları, civar sakinleri ne yaptılar?... Saatlerce, o yüksek tonuyla süren çalgı ve sanatçı sesine nasıl dayandılar? Sağlamı hasta eden o gürültü karşısında hastaların halini düşünemiyorum doğrusu…

Hele, yine aynı gece evimin bulunduğu Ortayılmazlar Mahallesi’nin Yalı Mevkisi’nde saat 23:30 civarında çalan davul sesi.

Böyle bir şey olamaz. Adamların, hiç kimse umurlarında değil sanki… Geceymiş, uykuymuş, hastaymış, çocukmuş, geç bunları… Vur davulcu tokmağı sonuna kadar, sesin en büyüğünü çıkar. Çıkar ki düğünümüz daha bir şereflensin, nam salsın!!!… Böyle düşünüyor anlaşılan bizin düğün sahipleri. Ne olabilir ki başka?

Ben yorulup, bunalıp, biraz dinlenmek istediğimde Saraçlı Mahallesi Orta Saraçlı’daki bahçeli evimize gidiyorum. Orası sessiz, gürültüsüz… Stres ve yorgunluk atmaya birebir.

Ancak, burada haftanın dört günü dinlenebiliyorum. Cuma akşamı, Cumartesi ve Pazar gün ve gecelerinde dinlenmem imkansız. Çünkü mahallenin aşağı kesimlerinde düğünler yapılıyor. Bu düğünlerde çalınan müzik sesi bütün her tarafı tutuyor, insanı boğuyor, beynini zonklatıyor.

Hele bir de bu düğün ve sünnet merasimlerinde atılan havai fişekler var ya… Bazıları öyle patlıyor ki… Adeta gecenin karanlığını paramparça ediyor. Akşam sonrası sağa sola tüneyen güvercin, karga, martı ve daha birçok kuş duydukları sesten karanlığın içinde bir o yana bir bu yana uçuyor, korku ve çaresizlik içinde çırpınıyorlar.

Peki, bütün bunlar normal mi?

Çıkarılan bu seslere izin var mı?

Ya da çıkarılan bu sesler yasal sınırlar içinde mi çıkarılıyor?

Bu sesler, bu gürültü kirliliği; ne normal, ne izinli, ne de yasal sınırlar içinde çıkarılıyor.

Yasalar, yani Kabahatler Yasası bu işi sınırlamış. Ses tonuna bir ölçü koymuş.

Öyle varına, yoğuna, canı istediği yerde, istediği ölçüde ses çıkartanlara müdahale edilmesini emretmiş. Cezasını belirlemiş, uygulanmasını kaydetmiş.

Aslında işin ne yasa eksikliği var, ne de ceza…

Eksiklik; bunları engellemesi gereken, müdahale edip, ceza vermesi gereken kurumların görevlerini yapmamalarından kaynaklanıyor.

Bizler, aslında o yüksek perdeden ses çıkartan gürültücülerin değil, onlar karşısında sus pus olan o kurumların mağdurlarıyız. Onlar görevini yapmış olsalar, böyle bir rezillik yaşanmaz, insanlar da gürültü kirliliği arasında çıldıracak noktalara sürüklenmezler.

Bu işle görevli kurumlar hangi kurumlardır, neden görevlerini yapmazlar?...

İşte bu sorunun muhataplarını göreve çağırıyor, toplumun huzurunu gürültücülerin yakalarına yapışmalarını istiyoruz.



Bu Haber 242 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI