23 Eylül 2009 Pazar
MUSA Ö. KIROĞLU
Bayramdı, seyrandı derken...
musakiroglu@mynet.com

Cumartesi akşamı, yani Arife Günü akşamı iftara 1 saat kala başlayan yağmur aklımdan çıkmıyor. O ara anneme uğramıştım, İstanbul’daki bir akrabaya emanet paket göndermek için Metro’nun Aynikola’daki yazıhanesine gitmek üzere ayrılıp, aşağıya indim.

Binanın dış kapısından 15 metre mesafedeki arabaya gidip, binmek mümkün değildi. Yağan yağmur, sanki yağmur olarak yağmıyor, gökten aşağı adeta kazanla su dökülüyordu.

Gözümü kararttım, hızla koştum, arabanın kapısını açıp içeri gireceğim sırada gök öylesine bir gürledi ki… O anda nasıl korktuğumu, hani derler ya ödümün patladığını anlatmam imkânsız.

İçimden dua ettim. “Allahım tam da bayram sırası, bizleri selden, afetten koru” dedim.

Arabada biraz bekledim… Yağan yağmurun şiddeti arttıkça artıyordu. ‘Şehri sular basmaya başlamıştır’ diye geçirdim içimden. Kaledere İlkokulu önünden Büyükcami tarafına doğru hareket ettim.

Büyükcami civarı ki, az bir yağmurda suların hemen teslim aldığı, dükkan sahiplerinin çaresiz kaldığı bölge… Bir bakarım ki, yağan bunca yağmura rağmen su falan birikmemiş, akmış gitmişti.

Belediye, Rüzgarlı Sokak’ta yaptığı son çalışmayla birlikte bu bölgeyi sele, taşkına karşı korumuş, tehlikeyi savuşturmuş. Çok sevindim.

Yağan yağmur da, 15-20 dakika sonra hızını kaybetti, sonra hepten kesildi. Dere tepe taşmadan, bayrama selsiz, afetsiz girdik şükürler olsun.

Bayram namazına çıkmadan evde sabahın ilk haberlerini izlerken, “Bayram yollarında meydana gelen trafik kazalarında 14 kişi öldü” deniliyordu. Haberde, bayram boyunca meydana gelecek kazalarda 100’ün üzerinde insanın ölebileceğinden endişe edildiği dile getiriliyordu.

İçimi acı bastı, üzgün, argın evden ayrıldım. Dış kapıya çıktım, bir de bakarım ki  küçük kızım kapının önünde. Ankara’dan Bayram’a, bizi ziyarete gelmiş. Çok sevindim, nerdeyse bir seneye yakındır görmemiştim. Kısa bir hasret giderme faslından sonra kızım eve çıktı, ben Orta Saraçlı’daki ata yadigarı mahalle camisine Bayram Namazı kılmaya gittim.

Namaz öncesi Hocaefendi vaaz ediyordu. İyilikten, iyi insandan, erdemden, erdemli insan olmanın Allah katındaki seviyesinden bahsediyordu.

İnsanlar ne kadar iyi, ne kadar birbirine karşı sorumlu, hakkı, hukuku ne kadar gözetirse Allah’ın da o toplumu kazalardan, belalardan, musibetlerden, afetlerden koruyacağını söylüyordu.

İçimden, “Çok mu zor ki Hocaefendi’nin dediği gibi insan olmak… Keşki olabilsek de, şu kazaları, afetleri yaşamasak” diye geçirdim.

İçimden böyle geçirdim, ama bunun mümkün olmadığını da düşündüm tam o anda.

Niye mi?

Bunun cevabını sadece ben değil, herkes vermeli. Hem kendi kendine vermeli, hem de çevresine vermeli.

Ama duyduğum bir haber, yaşanan bir olay herkese öyle örnek ki… Karanlığın içinde birden yanan sihirli bir ışık gibi geldi bana.

 Olay şöyle:

66 yaşındaki emekli bir kadın bankadan çektiği emekli maaşını evine giderken yolda düşürüyor. Ünye Tersanesi’nde çalışan adı Halit Canbaz olan bir işçi bu parayı buluyor. Halit Canbaz “Bana kimsenin kaybettiği paranın acısı değil, duası lazım” diyerek bulduğu parayı Emniyet’e götürüyor, sahibinin bulunmasını, paranın teslim edilmesini istiyor.

Paranın sahibi yaşlı kadın Emniyet’e geliyor, parasını tas tamam teslim alıyor.

Kim bilir, Arife Akşamı yağan o korkunç yağmurun yol açabileceği afet bu işçinin örnek hareketi sonucu geri kaldı…

Kim bilebilir ki…



Bu Haber 281 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI