Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
24 Mayıs 2016 Pazar
MELAHAT YÜCEL
19 Mayıs Atatürk’ü An-Ma! Gençlik Ve Spor Bayramı

19 Mayıs Atatürk’ü Anma ve Gençlik Bayramı sizin için ne ifade ediyor bilemem ama benim için anlamı çok farklı. Neden mi? Anlatayım.

Yıl: 1986. Yer: İlk görev yerim, Hakkâri’nin -sonradan Şırnak’a bağlandı- 3 bin nüfuslu Uludere ilçesi. Ben, 21 Nisan’da başlamıştım öğretmenliğe. Öğretmen olarak şahit olduğum ilk bayram da haliyle 23 Nisan Milli Egemenlik ve Çocuk Bayram’ıydı. O gün seyirci koltuğundaydım çünkü bayram, ilköğretim okullarınca düzenlenmişti. Bayram alanı, bizim adına “Mecburiyet Caddesi” dediğimiz, ilçedeki yegâne caddenin, üstü Belediye, altı lokanta olarak kullanılan iki katlı binanın hemen önüydü. Caddenin her yeri insan kaynıyordu. Kadınlar ve çocuklar, evlerin damlarına çıkmıştı. Halk, gösteri yapan öğrencilerin hareketlerini büyük bir ilgiyle ve keyifle izliyordu. Meydandaki bayram coşkusunu oturduğum yerden gözlemleyebiliyordum.

Bayram törenini izlerken bir taraftan düşünüyor, biraz da korkuyordum. 19 Mayıs yaklaşıyordu, bizim de ilçedeki tek lise olarak ortaya bir şeyler koymamız gerekti, ama ne? Fakültelerde bu konuyla ilgili eğitim verilmiyor ne yazık. Bu tecrübe, kişinin kendisini geliştirmesine bağlı tamamen. Bunun için de tecrübeli birinin yol göstermesi gerek. Benim şanssızlığım ise okuldaki tek edebiyat öğretmeni olmam. Bu konuda ciddi bir kılavuza ihtiyacım vardı. O kılavuz da Uludere Lisesi Beden Eğitimi Öğretmeni Ahmet Pehlivan oldu. O, Konya gibi büyük bir şehirden gelmişti. 19 Mayıs Bayram’ı sunuş metnini ilk kez onun sayesinde hazırladım. Sonrası geldi zaten. İş sunuş metniyle bitmiyor elbet. Bayram kıyafetlerini hazırlamamız gerekiyordu. Erkek kıyafetlerini kolayca hallettik de kızlarınkileri nasıl halledelim derken, imdadımıza fakir dostu Sümerbank yetişti. Ahmet’le Sümerbank’tan çok ucuza çok şirin, kumaşlar seçtik. Onları dikiş bilen öğretmen eşlerine ve bazı öğrencilerimizin annelerine diktirdik. Her şey çok güzeldi.  Renkli ponponlar bile hazırlamıştık.

O zamanlar olay, bayram töreniyle bitmiyordu. Bir hafta sürecek Gençlik Şöleni de hazırlıyorduk okulda. Öğrencilerimiz de kendi yetenekleri ölçüsünde bu şölende yerini alıyorlardı. Kimi duygu ve düşüncelerini anlatan güzel kompozisyonlar yazıyordu Mehmet gibi, kimi yanık yanık türküler söylüyordu Nazmi gibi. Bir taraftan da futbol, voleybol turnuvaları düzenliyorduk. Her günümüz ayrı bir bayramdı adeta.  Biz öğretmenler de her grubun içinde kendimizden geçmiştik. Bazılarımız Mesut’la, Agit’le, Nurettin’le halaya ayak uydurmaya çalışıyor, bazılarımız sınıfının başında takım kaptanı olarak maça çıkıyordu. Her sınıfta hummalı bir koşuşturma vardı ki sormayın. Küçük sınıflarımız da unutulmamış, bu şölende yerini almıştı.  Onlar da sınıflar arası düzenlediğimiz “Atatürk Köşesi” yarışında dereceye girmek için çabalıyorlardı. Birinci gelen sınıfı ödüllendiriyorduk kendimizce. Ödül neydi, işte onu hatırlamıyorum. Hatıramda kalan tek şey, ne kadar eğlendiğimizdi. Okuldaki coşkuyu ve heyecanı görmenizi isterdim. Öyle bir heyecan ki öğrenciler ve öğretmenler, hafta sonunu bile okulda geçirir olmuştu.

Bizler o şartlarda, belki inanmayacaksınız ama Moliere’nin Cimri’sini bile sahneledik. Tiyatroyu sahnelediğimiz günü dün gibi hatırlıyorum. Tiyatroya halkın ilgisinin olmayacağını düşünmüştüm. Sandım ki oyun yabancı olduğundan,  kimse izlemeye gelmeyecek, emeğimiz çöpe gidecek, yanılmışım. Sahnemiz, okulun giriş kapısının önündeki merdivenlerdi. Dekorumuz ise müdür odasının koltukları. Dekorun zenginliği müdür koltukların zenginliği ile doğru orantılıydı haliyle. Kostümleri sormayın; öğretmen eşlerinin nişan tuvaletleri, erkek öğretmenlerin gıcır takımları, yeni evlilerin röpteşambırları vs. Salon mu dediniz? Koskoca okul bahçesi var daha ne olsun. Çocuklar okuldaki bütün sıraları bahçeye taşıdılar büyük bir hevesle. Güneş okul bahçesinden yavaş yavaş çekilirken misafirlerimiz de gelmeye başladı üçer beşer, derken bir de baktık okulun bahçesi tıklım tıklım. Sevincimizi anlatamam. Seyircilerimiz oyunu sonuna kadar büyük bir ciddiyetle izlediler oyunumuzu. Oyun bittiğinde sahne gerisini görmeliydiniz, herkes birbirinin boynuna sarılmıştı. .

Ayrı gayrı yoktu orda; sen, ben, öteki bilmezdik; “biz”dik, biz. Adımız birdi, sevincimiz, kederimiz birdi. Sofraları soframızdı, evleri evlerimiz. Yorgun argın okul dönüşünde bir tas sıcak çorba, mis gibi sac ekmeği keserdi önümü,  “Hocanım, yemek yapacağım diye uğraşmayın, sıcak sıcak yiyiverin.” cümlesiyle. Çorba değildi bize sunulan, sıcacık insan yüreğiydi. Bizler o dağlarda çocuklarımızla piknikler yaptık, papatyalardan bahar taçları takındık saçlarımıza. Ters lale bulmak için köşe bucak aranırken aklımızın ucundan bile geçmemişti hiçbirimizin vatana ve birliğimize ihanet. Milli maçlarda birlikte coşuyor, Eurovision şarkı yarışmasını kaybettiğimizde birlikte üzülüyor, Jüriye birlikte kızıyorduk. Biz hep birlikte Türk milletiydik. Bizler, pırıl pırıl yürekler bırakmıştık geride. Siz siyasiler, o sevgi dolu yüreklere “kin” ektiniz bugün. Baharlarını, yarınlarını çaldınız bu ülkenin.

Öğretmenliğimin ikinci durağı Ünye oldu.1989’da geldik bu cennet köşesine. 9 sene Ünye İmam Hatip Lisesi’nde, 9 sene de Anadolu Öğretmen Lisesi’nde çalıştım. Her okulun havası farklıdır, problemleri de. İmam Hatip Lisesi’nin birbirinden kıymetli çocuklarıyla kesişmişti yolum. Her bayrama özenle hazırlanırdık. Okul bandomuz hep tören bandosu seçilirdi. Onun eşliğinde yapılırdı resmigeçit.

Sonra yolum Anadolu Öğretmen Lisesi’ne düştü. Öğrencilerimiz hem çok hırslı hem çok çalışkandı. Velilerle birlikte biz öğretmenler de öğrencilerimizin bayram törenleri yüzünden derslerden geri kalmasından şikâyetçiydik. Bayrama hazırlanma sürecini herkes gibi bizler de zaman kaybı olarak görüyor, bayramların yükünün okullara yıkılmasından rahatsız oluyorduk. Kötü bir niyetimiz yoktu, aklımızdan geçen, her sene yaşadığımız bayram stresinden kurtulmak, mümkünse bu yükü bölüşmek hatta en aza indirmekti. Haklıydık da bence. Milli bayramlar milletle iç içe, el ele kutlanmalıydı. Böyle diyorduk demesine ama 19 Mayıs’ta milletteki o coşkuyu görene kadardı her şey. Töreni layığıyla bitirdik mi değmeyin keyfimize.

Bugüne gelince, uzun süredir eskisi gibi bayram kutlanmıyor artık. Devletin en tepesinde başlayan “rahatsızlık” en aşağıdakilere de sirayet etti sonunda. Geçiştiriyoruz, yasak savıyoruz. Bayram kutlamak isteyenler ve istemeyenler olarak ayrıştık. Atatürk’ten söz edenler “öteki” oluverdi birden bire. Öyle ki Atatürk’ü seviyorsan kâfirsin hâşâ, Hz. Muhammet’i seviyorsan Atatürk’ü sevemezsin sanki. Oysa bizler;  Hz. Muhammet’e iman, Atatürk’e teşekkür etmeyi öğrenmiştik. Allah’a da Mustafa Kemal’i bu milletin karşısına çıkardığı için şükrediyorduk sadece düne kadar.

Geldiğimiz noktada anlıyorum ki milli bayramlar “millet” olmanın olmazsa olmazıymış. Milli bayramlar kişinin, içinde yaşadığı toplumla ilişki kurmasını sağlayan, aidiyet duygusunu geliştiren hatta pekiştiren en önemli yapı taşlarıymış. O bizi canımızdan bezdiren hazırlanma süreci ise okulların birbiriyle kaynaşması için iyi bir fırsatmış. Tören alanındaki her çocuk  bir bütünün parçası olmayı öğreniyormuş meğer. Evet, haklıymışız, milli bayramlar milletle iç içe, milletle el ele kutlanmalıymış. Milli bayramlardan vazgeçtiğimizde “millet” olmaktan da vazgeçiyormuşuz aslında. Bunu sayenizde daha iyi idrak ettik.

 Bugün bulundukları makamları işgal edenler, bu devletin kurucusuna ve onun değerli silah arkadaşlarına “ayyaş” deme fütursuzluğunu, pervasızlığını gösterenlere şimdi sözüm. Cumhuriyetin nimetlerinden sonuna kadar faydalanıp onu yok sayma, onu kuranların verdiği savaşı, bıraktıkları mirası görmezden gelme ne yaman bir çelişkidir. Onları halkın gözünde itibarsızlaştırma gayreti, nasıl bir gaflet, nasıl bir aymazlıktır? Sizler Napolyon’u reddeden bir Fransa Cumhur Başkanı gördünüz mü? Göremezsiniz. İngiltere’de İngiliz tarihinin yarısını yok sayan bir devlet başkanı tasavvur edebilir misiniz? Edemezsiniz buna izin vermezler, bunu yapmaya kalkana “deli” gözüyle bakarlar.  Bütün dünyada ve tarih biliminde milletlerin tarihi bir bütün olarak ele alınır. İşte bu sebeple bazılarının dediği gibi Türk tarihi ne sadece İslamiyet’le başlar ne sadece Cumhuriyet’le. Kendi değerlerini yok saymak kendi topuğuna kurşun sıkmaktan başka bir şey değildir. Bu anlayış olsa olsa Emperyalizmin amacına hizmet etmektir o kadar.

Beyler, bu ülke birilerinin koltuk sevdasına harcanmayacak kadar önemli ve değerlidir. Tez elden herkes aklını başına toplamalıdır. Sizler “oy” uğruna, ikbal uğruna, taht uğruna kirli siyaset oyunlarınızla ülkemi yaşanmaz hale getirdiniz bugün. Diyorsunuz ki yıkılan her binanın yerine daha yenisini, daha güzelini yapacağız, ya kırılan kalpler, ya devlete millete duyulan güven, onu da tesis edebilecek misiniz yeniden?  Hepsi bir yana giden onca vatan evladını geri getirebilecek misiniz mesela? İçim acıyor, yüreğim kanıyor memleketime baktıkça şimdi. Diyorum ki çekin o kirli ellerinizi bu milletin üstünden. Rahat bırakın artık bu milleti. Bırakın artık şu “öteki” dilini. Bırakın artık bu milleti ayrıştırmayı. 

Evet, Müslüman’ım elhamdülillah ama ben, Bilge Kağan’dan da Yavuz’dan da Atatürk’ten de vazgeçmek istemiyorum. Ben, bu memleketin hiçbir köşesinden vazgeçmek istemiyorum. Ben horondan da, halaydan da zeybekten de vazgeçmek istemiyorum. Ben, milletimin hiçbir ferdinden vazgeçmek istemiyorum. Ben “biz”den vazgeçmek istemiyorum.

En başta bana öğretmenliğimin ilk ve unutulmaz hatıralarını armağan eden Uludere’deki öğrencilerim olmak üzere gelmiş geçmiş bütün öğrencilerimin bayramını kutlar, milletimin huzur ve barış içinde birlikte nice bayramlara ulaşmasını dilerim.

 



Bu Haber 3224 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Başlık : teşekkür Tarih : 29 Eylül 2016 / Pazar Üye Adı :idris KARACA
hem imam hatipten hem de öğretmen lisesinden çok kıymetli edebiyat öğretmenim yüreğine sağlık...
Başlık : Unutturulan Milli Bayramlar Tarih : 22 Haziran 2016 / Pazar Üye Adı :Süleyman
Sözüm ona öğretmen kökenli bazı yazar oldugunu kartvizitine ekleyen ve hala ögretmenlik yapan kişilerin milli bayramların yasaklanmasını alkışladıkları o yazıları anımsıyorum.Nasılda cansiperhane yasak saflarında görünüp milli bayramları önemsizleştirme çabalarındaki yazılarından sonra böyle güzel bir yazıyıda bir ögretmenin kaleminden okumak bana ümit verdi.Demekki böylesine Güzel yürekli ögretmenlerimiz hala var .Teşekkürler ögretmenim teşekkürler.
Başlık : 19 MAYIS BAYRAMI HAKKINDA Tarih : 1 Haziran 2016 / Pazar Üye Adı :Abdulkadir DOKGÖZ
Sayın hocam, Aklınıza kaleminize sağlık teşekkürlr.Saygılarımla.