Beşinci bölüm
Adamın büyük bir öz güvenle verdiği bilgilerin zaten bilinen doğruları dışındaki yanlış ve uydurma olanlarının hangisini düzelteceğimde kararsızım.
Önce ithal ettiğim dediği, ama kendisinin bilmediğini hemen anladığım çimentoyu açıklamak isterim.
[ Roma ordularının doğu komutanı olduğu sırada Antakya’dan Romay’a gelerek İmparator olan Vespasianus M.S. 72 yılında Kolezyum’u arena olarak yaptırmağa başladı. Kolezyum’un orijinal adı Amphitheatrum Filavium idi. Kolezyum, M.S. 80 yılında, ardılı ve oğlu olan Titüs zamanında bitirildi.
Yapının sağlam kalmasını sağlayan harç, Romalı inşaat mühendislerinin bu yapı için özel olarak icat ettikleri ve halen terkibinin çözülememiş olduğu söylenen, volkan külü ve tüfünden üretilmiş bir tür çimento.]
O kül ve tüf ithal ediliyor İtalya’dan. Sonra bizim çimentoyla karıştırılarak harç yapılıyor. Horasan harç gibi güçlü oluyor bu karışım . Adamın yaptığı bu olduğu halde o, İtalya’dan getirttiğim çimento diyor..
Ölülerin ulus aidiyetleri hakkındaki kesin yargısı da son derece yanlıştır. Mezarlıktan çıkarılan kemikler, üzerlerinde araştırma ve inceleme, kemik yaşı testi yapılmadan yok edilmişlerdir. –gazete haberinin iddiasına göre-
Üçüncü sur içinde, kaya mezarlarının yoğun olarak bulunduğu alandaki bina kalıntısının kilise olduğu söylemi de yanlıştır. Eğer böyleyse bu sav, kale Bizanslılar tarafından yapıldı demekle eşdeğerdir.
Oysa hem kale hem mezar ve ölüler, çok daha eski bir tarihe ait olabilirler.
Bence oraya KUTSAL ALAN demek daha doğrudur.
O bina bir pagan tapınağı olabilir. Sonradan kilise hatta camiye dönüşmüştür belki de.
Bunlardan hiç biri olmayabilir bile.
Kapının üstünde, çekirdek kayanın dış yüzündeki mezar, Anadolu’muzda, Fethiye – Tlos – Myra – Pınara – Limyra – Arykanda Ören yerlerinde gördüğümüz Likya kaya mezarı formunda Pontus krallarından biri tarafından yaptırılmış kaya mezarı olduğu kesin bilgidir.
Mezar çatısının altındaki, Bizans amblemi dedikleri kartal figürleri, mezar yapılıp eskidikten yıllarca sonra, kendilerine mal etmek için Bizanslılarca kazınmış olabilir. Tıpkı, ikinci Ramses’in öz babası birinci Seti’nin mabet ve heykellerinde yazılı adını sildirip kendi adını yazdırması gibi. Bunu yazının diğerlerine nazaran çok derine kazınmış olmasından anlıyoruz.
2. Mitridates’e ait olduğu yazılıp söylenmesine rağmen onun da kime ait olduğu kesin değildir.
6. Mitridat Karadeniz’in kuzey ve güney sahillerine, Azak denizi boğazı yanından Sinop’a .
Kafkaslardan, Kelkit vadisi boyunca iç Karadeniz’de, Amasya ve Bolu yakınlarına kadar sarp, dik ve zaptı zor tepelere 150 adet kale yaptırmıştır.
Demek ki Ünye Kalesini 6. Mitridat yaptırmamış.
Üstelik 6.Mitridat kalelerinin pek çoğu, Ünye kalesinin kopyası gibidir. Ünye kalesi, o 150 kalenin en yetkinidir çünkü.
6. Mitridat, bu kalelere silahlarını, hazinelerini, savaş sırasında ordusunun tüketeceği erzakı depoluyordu.
Kalelerine KOZOFİLOS yada KOZOFİLAKİA diyordu.
Kendisine yazlık saray yaptıracağı yer olarak, verimli ve ılıman, her çeşit Karadeniz meyve ve sebzesinin yetişebileceği toprak kalitesine sahip olan Niksar’ı seçmişti.
Hazinesinin en değerli bölümünü, Niksar’da yaptırdığı kalede koruyordu.
Buradaki hazine, değerli silah ve zırhlar, altın-gümüş koşum takımları, altın külçeler, altın ve gümüş paralar, çok miktarda da derlediği ve bizzat kendisinin yazdığı, değerleri doğrulanmış tıp kitapları ve zamanın el yazması her konu üzerine yazılmış bilim kitaplarından oluşuyordu.
Ne tuhaf…Bu emsalsiz değerlerin korunduğu kale, Ünye Kalesi’nin yanında ne kadar güçsüz ne kadar önemsiz kalıyordu.
6. Mitridat kalelerinin hiç birinde, kale dışına çıkış için özel olarak yapılmış gizli bir tünel yok. Ama Ünye kalesinde var.
Hititlerin kullandığı adıyla POTERN var Ünye kalesinde. Dahası…Her surla çevrili Hitit kentinde de, kalelerinde de var.
Bu gizli tünel gerektiğinde kent ve kaleden kaçmak yada düşman güçlerine ani bir baskın için kullanılıyordu.
Ünye kalesinin poterni çok uzun senelerden beri kullanılmadığı için unutulmuş ve yeri molozlar altında kaybolmuş. Ama hafızalara öyle silinmez derinlikte kazınmış ki, bizden önceki nesiller onu büyütüp devleştirerek gizli tünel, kalenin zirvesinden başlayıp, dehlizden dibe iner ; Oradan taa Aynigola’nın falezine kadar uzanır ; Gene falezin bilinmeyen bir yerinden denize açılır diye anlatagelmişlerdir.
Altıncı Bölüm
Her efsane unutulan bir gerçek kırıntısından yaratılmıştır.
Masallardaki periler, devler, güzelliği dillere destan gerçek bir kadından, dillere destan gerçek bir kahramandan esinlenerek yaratılıp masallaştırılmışsa ; Ünye’den gelip geçmiş nesiller de, kalemizde var olduğunu duydukları şu :
kalenin çekirdek kayası içinden on iki basamakla aşağıya inip sonra düz bir tünelle dışarı çıkan, bulunduğu yer kaybolmuş potern bilgisini efsaneleştirmiş, denize kadar uzatmıştır.
Var olan tüm etkin yada sönmüş volkan konilerinin zemindeki çapları, onlarca
kilometre uzunluğunda, yükseklikleri ise binlerce metre olan dağ kütleleridir. Kiminin kraterinde oluşmuş göllerde kayıklar yüzer. Kimi patlayıp püskürürken kütlesinin yarısı havaya uçmuştur. Hepinin krater bacası oluştuğu gibi durur. Bilim adamları hem faal, hem sönmüş o krater çukurlarında araştırma yaparlar.
Ülkemizdeki sönmüş, Büyük Ağrı, Küçük Ağrı, Süphan, Nemrut, Erciyes, Hasan dağı, volkanları ve dünyanın çeşitli ülkelerindeki faal yada sönmüş volkanların hepsi, devasa birer dağdırlar.
Bunların hepsinin çevresi, lav katmanları, volkan külleri, lapilli,sünger taşları ve mağma kökenli püskürük kayaçlarla doludur. Andezit, granit, bazalt gibi.
[Ünye çimento fabrikası, Şu gerekçeyle kurulmuştur oraya : Çimentonun ana ham maddesi olan kireç taşı – Kalker – fabrikanın on beş Km. yarı çapındaki alanında, kendisinin ihtiyacını yüzlerce yıl karşılar bollukta bulunmaktadır.- Ünye kalesi bu alanın ortasına yakın bir yerdedir.-]
Ya bizim volkan konisidir dediğimiz kalemiz nasıldır?
200 m. zemin çapı, 200 m. yüksekliği on metre kare zirve alanı olan, Kratersiz, mini minnacık bir kalker kütlesi…
İnsanların aklını başından alan patlamadan sonra küller, lapilliler ponza ve lav . püskürmüşken hiç bozulup dağılmadan sapasağlam kalmış bir volkan konisi.
Ona hala volkan konisidir diyen bir araştırmacı düşünülebilir mi?
Çok eski zamanlarda, bizim kalemizin civarında, demir cevheri filizleri vardı. Bu maden filizleri, M.Ö. 400 yıllarında yöremizde yaşayan Halib’ler tarafından bile işletilmişlerdi. Hatta, 1836 - 1840 yılları arasında Anadolu’da araştırmalar yapan Hamilton, kalenin hemen kanatlarının altında, ilkel ama, varlığı yatsınamaz şekilde var olan bir demir ocağını gözleriyle gördüğünü söyler. Şimdi bile çevrede yer-yer demir curuflarına rastlar kale köyü halkı.
Ancak demiri ilk kez M.Ö. 1200 yılında tarihten silinen Hititler işlemişlerdir.1200 – 1400 yılları arasında ise hem işlemiş hem kullanmışlardır.
Ve bir ara, demirden yaptıkları kılıçlar sayesinde Karadeniz sahillerine hükmetmişlerdi. Bu sahiller, Hititleri sık-sık taciz eden Kaşka’lardan alınmıştı.
Hititlerin Ünye dağlarında bolca bulunan demir cevherine duyarsızlık göstereceklerine ihtimal verilebilir mi?
Hem o maden filizlerinin hemen yanından sivrilmiş, sanki kale yapılması için yaratılmış gibi duran taştan tepeciği görünce dünyayı, Mısır’lılarla paylaşmakta olan bir imparatorluk onu kale yapmaz mı?
Bu kalenin Hititlilere sağlayacağı yararları düşünelim önce.
1- Ünye – Niksar yolu kontrole alındığından Kaşkalar baskı altında olurdu.
2- Kalede bulunan askerlerin varlığı demir ocaklarının rahatça çalışmasını sağlardı.
Bana göre de bu yararları sağlayacağı için yapılmıştır Ünye kalesi.
Kaleyi yapanlar, göz kamaştırıcı bir ustalıkla 200 metre yüksekliğindeki kalker tepeyi delip Tabakhane deresi seviyesine inmiş, önce su gereksinmelerini halletmiş ; Sonra, kalenin sur içi zeminindeki platformun bir yerinden, belki de, dehlizin dibinden, [ söylencede, abartılarak denize ulaştırılan tünel ]
ana kayayı delerek bu kez, on iki basamak aşağı inmiş ; Oradan düz bir hat üzerinde açtıkları tünelle dışarı çıkmışlardır.
Olamaz mı?
Tüm anlatmağa çalıştıklarımı özetler, Önerilemi sıralarsam; Şunları söyleyeceğim :
1- Kalenin çekirdeği , tortul külte olan kalkerdir. Beyaz Ünye taşı yani.
2- Kalenin çevresi, püskürme belirtilerinden hiç birini göstermiyor. O Kalenin kurulduğu tepe volkan konisi değildir. Eğer volkan konisi olsaydı ilk patlamada zaten yok olurdu
3- Patlamamış. Püskürmemiş ama volkan konisi olmuş bir tepenin varlığını bilim kabul edemez.
4- Prof Dr. Bilge Umar’ın da kabul ettiği gibi kalemizde bir potern vardır.
5- Prof. Dr. Bilge Umar poterni Hititlerin yaptığına ihtimal vermez. Ama ben bu ihtimalin çok yüksek olduğunu düşünüyorum.
6- Kalenin dehlizini yukardan attığımız taşlarla biz doldurmadık. M.Ö.63 yılında
Altıncı mitridat’ı yenip intiharını sağlayarak, Pontus devletini kendi egemenliğine katan Roma ordusu doldurdu.
Her şeye rağmen, belki de gerçekten Hititler yapmıştır bu kaleyi diyorum. [Tüm belirtilerin gösterdiği yolda iz sürüp akıl yürüterek ve tıpkı bir arkeolog gibi hayal ederek ulaştığım sonuca göre ileri sürüyorum bu önerileri ]
Nasıl anlayacağız doğruyu, gerçeği?
Arkeolojik bir kazı yaparak
Kazı, kalenin zirvesinden suya inen dehlizi temizleyecek, Roma orduları komutanı Pompeius’un emriyle sudan faydalanılmasını önlemek için dibe atılan büyük kayalara ulaşılacak ; Dehliz basamaklarına vurdukça çıkan gümleme sesini duymak için yukardan atığımız taşlarla biz doldurduk kaleyi söyleminden arınacağız. Büyük kayalara ulaşırken belki de bir işaret, bir Hitit hiyeroglifi bulacağız dehliz duvarlarında, yada varsa eğer dehliz dip odalarında. Poternde.
Kim bilir?
Tıpkı Keops piramidinin en bulunmaz, en olmaz bir yerinde ilk ve son kez sadece ve sadece bir defacık orada, KUFU yazısına rastlanıldığında, piramidi onun yaptırdığının kesin kanıtına ulaşıldığı gibi…O buluştan önce, dünyanın yedi harikasından birincisi olan piramidi Kufu - Keops -nun yaptırmış olduğuna şüpheyle bakılıyordu.
Kalenin arkeolojik kazısını öyle büyük bir özlemle bekliyorum ki…
Bu kazıyı ölmeden görüp poternin yerini bulduklarına şahit olacak mıyım?
İlgi alanım içindeki bilimlerin en önündeki bilim dalı arkeoloji.
Yeniden dünyaya gelebilme gücü ve iradesi elimde olsa, Tanrıdan alnıma, Arkeoloji tahsili yapacak kaderi yazmasını dilerdim.