Geçen yıl bir arkadaşım yolda önüme çıktı. Beni aradığını, iyi ki gördüğünü belirterek,
“Benim üniversitede okuyan kızımı sizin gazetede bir ay sigortalı gösterebilir miyiz? Biliyorsun bu ara emeklilik yasası değişiyor, emekli olma süresi 10 yılın üzerinde uzuyor” dedi.
Ben de kendisine, “Olmaz, yanlış olur. Ben üniversitede okuyan kendi kızımı da sigortalı göstermedim. Çünkü olmayan bir şeyi oldu göstermek, haksız kazanç elde etmektir, doğru olmaz. Çocukların boğazından haram geçirmeyelim” dedim.
Benim vasıtamla çocuğunun sigorta işini yaptıracağından çok emin olduğunu anladığım arkadaşım bu sözlerimden ikna olmadı. Açıkçası biraz da bozuldu, izin istedi, ayrıldı, uzaklaştı.
O arkadaşımla dün sokakta yine karşılaştık. “Yusuf, ne haber nasılsın?” der demez;
“Sen tutmuş haram kazançtan, bilmem neden bahsediyorsun. Duydun mu bak, 1.4 milyon çocuk o sırada geçici sigorta yaptırıldı, erken emekliliğe hak kazandılar. Çocuğumu ben niye yaptırmayayım ki? Bizim Mustafa’nın bürosundan kızımı bir aylık sigorta yaptırdım, böylelikle o da erken emekliliğe hak kazandı.”
Ben de, “Sen bilirsin Yusuf. Ben ne kendi çocuğumu yaptırdım. Ne de başkalarının çocukları için aracı oldum. Çünkü yanlıştı” dediğimde;
Bana ne dedi biliyor musunuz?
“Abi sen neden bahsediyorsun Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün oğlu bile o sırada sigortalı oldu, erken emekliliğe hak kazandı. Sen ondan daha dindar olma…”
Devam etti. “Galiba haberin vardır, bu işlerin başı Sosyal Güvenlik Kurumu’nun Başkan Vekili Veysel Uçar bile iki küçük çocuğunu artist gibi gösterip, sigorta ettirdi. Bunu gazeteler yazdı. Cumhurbaşkanı öyle, bu işin başındaki adamlar öyle. Biz neden yapmayalım ki… Bizim durumumuz, bizim çocuklarımızın geleceği onların çocuklarından daha mı garantili?” dedi.
Sustum, bir şey söylemedim.
Çünkü, tuz baştan kokmuştu. Tuz böyle baştan koktuktan sonra geriye daha ne kalır… Ne der, ne söylersin?
Gelelim ikinci mevzuya…
Farkında mısınız, fındık fiyatları ile ilgili olarak bir TMO’dur gidiyor.
Yok, TMO’nun fındık satması fiyatları düşürürmüş… Yok, Ocak’tan sonra satacakmış, işte ondan sonra fiyatlar böyle kalmaz, düşermiş.
Üreticinin tepesinde bir TMO sopasıdır, sallanıp duruyor.
Diğer taraftan ise, gerek bakanlık, gerekse TMO, fındık satmayacağını, yılbaşından sonra satmayı düşündüklerini açıklıyor.
İşte işin püf noktası işte burası…
Ey bakanlık yetkilileri, ey TMO; “Fındık satılmayacak” deyip, ardından “Ocak ayından itibaren satacağız” demek, ne demektir ki…
Bu açıklama, “Bekleyin ey tüccarlar, ihracatçılar, ithalatçılar. Üretici fındığını pazara ister indirsin, ister indirmesin. Ocak ayından sonra, biz sizin fındığınızı vereceğiz” demekten başka ne anlama gelir?
Alavare, dalavere…