Paraya mutlak surette para kazandırmak… Kazandırmak bir tarafa çok kazandırmak, en yüksek getiriyi sağlamak günümüz ekonomisinin temel kuralı olarak ifade edilir.
Bu görüş doğrudur, ya da yanlıştır… Üzerinde yorum yapabilecek ekonomik bir bilgiye sahip değilim.
Ancak bazıları var ki, onlar için çok kazanmak, en büyük getiriyi sağlamak öyle çok da önemli görülmüyor.
Hayalini kurduğu, hülyalarında yaşattığı, çok istediği, sevdiği bir işi kurmak onlar için para kazanmanın önüne geçiyor.
Sayıları maalesef az da olsa, toplumda işte böyleleri de var.
Çakırtepe’de, Atakale adında üçüncü bir tesis daha hizmete girdi.
Tam işte yukarıda vurguladığım anlayış çerçevesinde yapılan, işletmecisinin çok büyük miktarlarda para harcayarak kurduğu mükemmel bir tesis. Bu tesise, gerçekten de çok büyük paralar harcandığı gidip gören hiç kimsenin gözünden kaçmıyor.
Peki, bu tesisten kazanılacak para, yapılacak kâr, acaba harcanan bunca paraya değer mi?
Ekonomi bilimcilerine göre değmez, bundan eminim.
Ancak, parası yeten ve böyle bir iş hayali olanlar için değer. Hem de öyle değer ki… Derler ya ‘bal gibi’ diye, işte öylesine değer.
Bu tesisi kuranlar anladığım kadarıyla paranın getireceği en yüksek kârı değil, ruhlarını dinleyip, ona göre hareket etmişler.
Atakale, Çakırtepe’deki daha önceki iki tesisten çok daha büyük, çok daha geniş hizmet kapasitesiyle kısa zaman önce faaliyete girdi.
Baştan sona müşteri memnuniyetinin ön planda tutulduğu tesisin yapımı sırasında hiçbir masraftan kaçılmadığı gidip gören herkes tarafından gözlemlenebiliyor.
Daha yenidir, tabi ki ayrıntılarda bazı eksiklikler vardır, olacaktır. Ancak görün bakın bu tesis zamanla çok daha mükemmel olacaktır. Çünkü bütün işaretler o yönde...
Ben oturup, bu Atakale’den aşağı Ünye’ye bakmaya bayılıyorum.
Buradan aşağı bakarken eğer Rusya istikametine değil de, Ünye istikametine dönük oturursanız Ünye’yi deniz kenarında kurulmuş bir sahil şehri gibi görmez, göl kenarında kurulmuş bir göl kenarı şehri zannedersiniz.
Hele o ard arda tepeler… Ünye’nin zirvesinde önden arkaya doğru dizilmiş yemyeşil surlar misali dağlar, dağlar… Baktıkça insan ruhunu derinliklerinde yutuyor, adeta yok ediyorlar.
Ben çayı çok severim. Açık ve şekersiz olmak kaydıyla… Bir de özenle yapılmış, taze olursa bayılırım. Günde 20 - 25 bardak çaya bana mısın demem…
Atakale’nin en üst katındaki burçların arasından Ünye’yi seyrederken işte tarifini yaptığım çay geldi önüme, hem de beli ince dibi kalın bardakta.
Müthiş zevk alarak içtim. Kalktığımda kaç bardak içtiğimi ne bilebildim, ne de hatırlayabildim.
Çaydan önce ne mi yedim?
Ünye’de ilk kez balık çorbası içtim, enfesti… Benim özel tercihim çırpmalı, sebzesi bol, yumurtalı pidemi yedim, ustasının eline sağlık. Ara yiyecekler arasında keşkek geldi. Doyamadım lezzetine, bir daha istedim. Puf dedikleri şişirilmiş sıcak yufkaya bastım salatayı, doldurdum turşu kavurmasını fosur fosur götürdüm.
Garsonlar, benim, yediklerimden çok memnun kaldığımı anlamış olacaklar ki, “Beyefendi sizi balık yemeğe, kebaplarımızdan yemeğe de bekleriz, çok daha memnun kalacaksınız” dediler.
Böylesi güzide bir tesisi yaşadığım şehre kazandırdıkları için Çakırtepe’nin AtakaleTesisi işletmecilerini kutluyorum.